Yaklaşık 10 yıldır Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın, QAD Barış Araştırmaları Derneği için kaleme aldığı "Az Kaldı!" yazısı yayımlandı.
Demirtaş, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e çağrıda bulundu.
Yazının tamamı şöyle:
“Küresel düzeyde yaşanan kapitalizmin, emperyalizmin doğasına içkin olan krizlerle birlikte büyük hegemonya savaşı hem Orta Doğu’ hem Türkiye’ eskiye ait olan her şeyi yıkıyor ama Gramsci’nin deyimiyle ‘Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmak için mücadele ediyor, şimdi canavarlar zamanı.’ Çünkü güç dengeleri ne soğuk savaş dönemindeki iki kutuplu dünyaya benziyor ne tek kutuplu ABD/Batı hegemonyasının borusunun öttüğü soğuk savaş sonrasına benziyor. Belki hiçbir gücün tek başına veya blok halinde hakimiyet kuramayacağı, kursa bile bunun sürdürülebilir olmadığı, akışkanlığın kesintisiz olduğu, değişkenliğin esas olduğu uzun dönemi yaşayacağız. Yani öyle görünüyor ki hegemonya savaşı öyle kısa sürede herhangi küresel ya bölgesel gücün hakimiyet kurmasıyla son bulmayacak. savaş halinin kesintisizliği artık önümüzdeki on yılların yeni normali olacak.
Süreç stratejik olarak ele alınmıyor
Doğal olarak Türkiye değişimden doğrudan etkilenen ülkelerin başında geliyor. Fakat Türkiye defa değişimi etkileme, yönetme yararlanma konusunda kapasitesini artırmış ülke olarak öne çıkıyor.
Yürütülen çözüm süreci yaklaşımın sonucunda ortaya çıkmış ana stratejiye katkı sunduğu, sunacağı açıkça belli olan önemli taktiktir. ‘Taktiktir’ diyorum çünkü sürece yaklaşım konusunda yapılanlara, yapılmayanlara yapılacaklara bakınca sürecin devlet kanadında stratejik olarak ele alınmadığı rahatlıkla görülebiliyor. Devlet için ana strateji, küresel bölgesel değişim fırtınasından Türkiye’nin güçlenerek çıkmasını sağlamaktır. Türk devlet aklının şekilde çalışması normal kendi içinde tutarlıdır.
Sayın Öcalan’ın inisiyatif alması ana kadar büyük katkılar sağladı, sağlamaya devam ediyor. Burada yanlış, çelişki yoktur. Ama ciddi eksik vardır ki bölgesel düzeyde Kürt-Türk ilişkilerinin stratejik düzeyde yeniden ele alınmamasıdır. Özellikle Suriye Irak’ta, Kürtlerle ilişkiler konusunda daha kucaklayıcı, oralardaki Kürtlerin hakkını, hukukunu gözeten yeni yaklaşım herkese daha çok kazandıracaktır.
Süreç artık somut adımlar gerektiriyor
Nitekim sürecin Kürtlere, 90 milyon yurttaşın özgürlüklerine, demokratik yaşamına, temel insan haklarına bunlarla doğrudan bağlantılı olarak refahına, ekonomisine ne kazandırdığını, ne kazandıracağını bilmiyoruz. Ne olması gerektiğini biliyoruz ama olup olmayacağını bilmiyoruz.
İşte sürecin en zayıf noktası, en tartışmalı kısmı burası. Türkiye Cumhuriyeti devleti, son yıllardaki savaş yıkım kasırgasından süreç sayesinde uzak durmayı başardı ki en büyük kazanımımızdır, dolayısıyla bunu yok saymak, buna değer vermemek haksızlık. Ama aynı süreçte mesela Kürt anne Meclis Komisyonunda Kürtçe konuşamadı, Kürt gazeteci üstünde Kürtçe yazı olan çantasıyla Meclis’e sokulmadı. İncitildiler, horlandılar. Kürt sorununun önemli kısmı zaten anadilidir, kimliktir. Bizler birlikte güzel gelecek kurmak için çabalarken bize reva görülen şey çağ dışı, onur kırıcı yaklaşım olacak?
Eminim isterdim ki Sayın Devlet Bahçeli’nin haberi olsaydı kendisi bizzat Meclis’in giriş kapısına giderdi üstünde bin yıllık kardeşlerinin ana dilinde yazı olan çantayı alır, Kürt gazetecinin elinden tutup “Gel kardeşim, burası senin meclisindir. Kimse senin anadilini engelleyemez, horlayamaz, yasaklayamaz. Çünkü sen olmadan ben var olamam, ben olmadan sen var olamazsın. Bundan böyle yasal önlemler alacağız Kürt diline kendi anadilimiz kadar sahip çıkacağız. Artık eski zihniyetleri gömdük, yeni kardeşlik ruhuyla el ele, gönül gönüle beraberce yürüyeceğiz.” derdi. eminim çok çok şey anda değişir, gereksiz sürü tabu, korku yıkılır, tuzla buz olurdu. konuda geç kalınmış sayılmaz.
Yani demem ki süreç artık somut, elle tutulur, gözle görülür adımlar gerektiriyor, mecbur kılıyor. adımlar öyle taviz falan değil, hepimizin ortak yaşamı için ana sütü gibi hak helal olan adımlardır.
İçinden geçtiğimiz radikal değişim sürecini doğru algılayıp iyi analiz edebilenler eğer ki ahlaki, cesur duruş sergileyerek Türkiye’ büyük uzlaşmanın kapısını açabilirse işte zaman kazanımlar on değil elli olur, yüz. Ama ‘küçük olsun benim olsun’ denirse on bile kazanılamayabilir, birle yetinilmek zorunda kalınır.
Burada belirleyici olacak olan, Sayın Cumhurbaşkanı’nın bundan sonraki tutumu kararları olacaktır. Kendisi gayet net farkındadır ki olası enkazdan ganimet kapmaya hazırlanan fırsatçılar, rant peşinde kırk takla atan şaklabanlar, yağcılıkta sınır tanımayan riyakarlar etrafına giderek daha fazla toplanmaya başladı. Sayın Cumhurbaşkanı eğer ilkeli, ahlaki, adil uzlaşmaların kapısını aralayacaksa tüm olup bitenlere nokta koyup butlandan, kayyumdan, tutukluluklardan medet umanlara prim vermeyerek yeni başlangıçlara fırsat sunabilmelidir.
Yeni siyaset zemini kurmanın zamanı
Memlekette siyasetin kadar niteliksiz, seviyesiz, ahlaksız çürümüş hallerine katlanmak gerçekten çok zor artık. Kendime siyasetçi demeye utanır hale geldim neredeyse. Sabah erken kalkanların koltuk kapmak için birbirini ezdiği ortamda biz halkımızın acılarıyla, sorunlarıyla yatıp kalkıyoruz, çareler üretmeye odaklanıyoruz. Boş tartışmalar, gereksiz gündemler bizim işimiz değil, olamaz. Muhalefetinden iktidarına aklı başında, memleketi halkı önemseyen her siyasetçiye düşen şey, dünyanın ışık hızıyla değiştiği çağda birlikte ne yapılabileceğini cesurca, uygar şekilde konuşmak yapmaktır.
Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Bahçeli, Sayın Özel başta olmak üzere Yeni Yol Grubu dahil tüm siyasi liderlerin artık çok daha geniş, çok daha kapsayıcı, çok daha kazandırıcı iş birliği zeminini zorlaması herkesin yararına olacaktır. Artık olağanüstü uygulamaları olağan dışı gerilimleri bitirecek olumlu adımları karşılıklı atarak yeni siyaset zemini kurmanın zamanıdır. Kıyasıya siyasi rekabet demokratik yarış elbette olacak, şarttır ama önce sahayı, zemini birlikte düzeltelim, sağlamlaştıralım. Sonra yeni toplumsal sözleşmeden demokrasi reformuna kadar, yeni siyasi ittifaklardan mücadele birliklerine kadar her şey çok daha rahat konuşulur, uzlaşılır çözülür.
Eğer ki kimse buna yanaşmıyor veya cesaret edemiyorsa umutsuzluğa gerek yok; biz varız, çare biziz. Nasıl yapacağız? Cesaretle konuşarak, ezberleri bozarak birlikte yapacağız, merak etmeyin.
Ona az kaldı.
Selahattin Demirtaş
24 Haziran 2026″