Türkiye, ifade özgürlüğü meselesinin sık sık gündeme geldiği ülke bunun sebebi tam ifade özgürlüğü kriterlerinin, anlayışının, refleksinin yalnız devlette değil toplum katında yerleşmemiş, benimsenmemiş olması. Komedyen Deniz Göktaş’ın gösterisinde söylediği sözlerden dolayı tutuklanması ister istemez tartışmayı kere daha yapmayı gerektiriyor. kadar sık gündeme gelmesine rağmen ifade özgürlüğüne dair en basit ilkelerin hâlâ anlaşılamamış olması başlı başına merak araştırma konusudur. Eğitimle ilgili, kültürle …insanlar gerçekten anlamıyor veya anlamak istemiyor…? vesileyle ifade özgürlüğüne dair bazı temel ilkeleri tekrar etmekte fayda var sanırım.

İfade özgürlüğü sadece hoşa giden, kimseyi incitmeyen, rahatsız etmeyen sözler için değildir. Öyle olsaydı ifade özgürlüğü mesele olmazdı, biz kadar konuşuyor olmazdık. Asıl özgürlük rahatsız edici, incitici, hoşa gitmeyen sözler içindir. Örneğin, Deniz Göktaş’ın gösterisindeki kimi şakalara atfen “değerlerimizle dalga geçmek ifade özgürlüğü değildir”, diyorlar. Halbuki, söylediklerimiz temelinde ifade özgürlüğü tam “değerlerle” dalga geçebilme özgürlüğüdür. Herkes kendi dünya görüşüne, yaşayışına göre birtakım değerler kutsallar belirleyip bunların etrafına geçilmez sınırlar çizer bunun devletin sopasıyla korunmasını beklerse sonunda bakarsınız ki kimseye söz hareket alanı kalmamış. Her ağzınızı açtığınızda devlet başınıza çökmüş. Kimisi dinine laf söyletmez, kimisi milletine, kimisi atasına…

Ayrıca mekanizma toplumun bütün kesimleri için eşit veya simetrik biçimde ilerlemez, güçlü olan daha fazla kayrılır. Nitekim, hatırlayanlarınız olacaktır, bundan müddet önce komedi programında Hristiyanlıkla ilgili skeç yayınladı. Her skeçte olduğu gibi orada tiye alma, üzerine şaka yapma söz konusuydu. Deniz Göktaş’ın gösterisine karşı “halkın kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" gerekçesiyle harekete geçen savcı gün ortalarda gözükmedi. Yanlış anlaşılmasın, savcılar gün harekete geçmeliydi demiyorum. skeç ifade özgürlüğü sınırları içindeydi. örnekle göstermek istediğim ifade özgürlüğünün kısıtlamalarının herkes için aynı biçimde işlemeyeceği. bahsettiğim skece bazı Hristiyan vatandaşlar tepki gösterince skeç yayından kaldırıldı. Türkiye’nin tarihinde bugününde açık Hristiyan Hristiyanlık fobisi olduğu gerçek ama skece tepki gösterenler bence alınganlık tahammülsüzlük gösterdiler.

Gelgelelim, günün sonunda kimse skecin yazarları oyuncuları hakkında adli işlem başlatmadı, tutuklamadı ki olması gereken buydu. İşte, en fazla olması gereken, toplumdan gelen tepkiler üzerinde sözü söyleyenin sözünden vazgeçmesi veya özür dilemesi olmalıdır. Tam burada ifade özgürlüğüyle ilgili başka ilkeye geçebiliriz.

sözün ifade özgürlüğü sınırları içinde olması, kimsenin ona tepki göstermeyeceği veya göstermemesi gerektiği anlamına gelmez. sözün hem ifade özgürlüğü sınırları içinde olduğunu söylemek hem ona karşı olup tepki göstermek çelişki değildir çünkü ifade özgürlüğü içinde olması, sözü otomatikman doğru, iyi veya güzel yapmaz. İfade özgürlüğü kapsamındaki sözler sadece doğru sözler veya fikirler değildir. Dolayısıyla, “ söz ifade özgürlüğüdür”, demek, “ben sözle hemfikirim” demek değildir. söze insanlar tepki gösterebilir ifadenin sahibini dışlayabilirler, izole edebilirler, imkanlarının kısıtlanması için çalışabilirler. kimse karşı olduğu fikrin, ifadenin toplumun gözünden düşmesi, mecra veya zemin bulmaması için gayret gösterebilir. Bunlar ifade özgürlüğünün ihlali değildir, yatay düzlemde gerçekleşen vatandaş inisiyatifidir. (Bilmem söylemeye gerek var ama vatandaş inisiyatifi, konusu suç olan eylemleri kapsayamaz. misal, yazıp çizdiğini mediniz diye vatandaş olarak gidip dergi veya gazeteyi basıp, yakıp yıkamazsınız.) İfade özgürlüğünün ihlali devletin, kolluk kuvveti yargı eliyle yukarıdan aşağı müdahalesiyle. söz için ifade özgürlüğüdür demek, sözü söyleyen devlet eliyle cezalandırılmamalı demektir. Yoksa, kimse sözü sahibini eleştirmesin, karşı çıkmasın demek değildir.

İfade özgürlüğü meselesinin karmaşıklaştığı yer, nefret söylemiyle örtüştüğü zaman ortaya çıkıyor. Orada bence tartışmalı, ikircikli gri alan. Prensip olarak ifade özgürlüğünün en geniş sınırlarında olması gerektiğini düşünüyorum. Belli gruba yönelik şiddet çağrısı yapan veya bunu ima eden, tehdit eden ifadeler bence çok net olarak ifade özgürlüğünün sınırlarını. Öte yandan, biri derse ki anda şiddet çağrısı yapmasa bile belli grubu sistematik yapısal olarak aşağılayan söylemler uzun vadede şiddetin yolunu yapıyor, orada haklılık payı. Ama yine belli grup hakkında kategorik olarak aşağılayıcı, hakaretamiz ifadeler, “şakalar” toplumsal düzeyde tepki verilmesini gerektirir ama adli cezai kovuşturmanın konusu olması bence tartışmalıdır. Belki, yanlışlığı hukuken tespit edip kayıt altına almak için para cezası veya kamu hizmeti gibi uygulamayla yetinilebilir ama doğrusu konuda kafam net değil. Son kertede şunu unutmayalım: ifade özgürlüğünün daraltılması nihayetinde toplumsal siyasi manada zayıf(latılmış), dezavantajlı kesimleri daha fazla vurur, ağzını açsan güçlü grup “vay sen bize hakaret ettin”, diye tepene biner ki Deniz Göktaş vakası bunun örneği.