Uzay teknolojilerinde yeni dönemin kapısını aralayabilecek önemli gelişme yaşandı. Dünyanın ilk ticari nükleer enerjili uzay yükü, SpaceX’in Falcon 9 roketiyle gerçekleştirilen Transporter-17 görevi kapsamında başarıyla yörüngeye ulaştırıldı. ABD merkezli City Labs tarafından geliştirilen sistem, uzun ömürlü enerji üretimi sağlayan yeni nesil nükleer pil teknolojisini gerçek uzay koşullarında test edecek.
BOHR Görevi Yeni Nesil Nükleer Güç Sistemini Test EdecekFırlatılan BOHR uydusu, City Labs’ın geliştirdiği NanoTritium betavoltaik güç sistemini alçak Dünya yörüngesinde doğrulamak amacıyla tasarlandı. Yaklaşık 6 kilogramdan daha hafif CubeSat platformu üzerine kurulan uydu, temel sistemlerini güneş panelleriyle çalıştırırken deneysel yük tamamen bağımsız çalışan nükleer enerji sistemiyle besleniyor.
teknoloji, geçmişte uzay görevlerinde kullanılan radyoizotop termoelektrik jeneratörlerinden farklı çalışma prensibine sahip. Uranyum veya plütonyum yerine hidrojenin radyoaktif izotopu olan trityumun doğal bozunmasıyla elektrik üreten sistem, ısı oluşturmak yerine enerjiyi doğrudan elektrik olarak elde ediyor. Düşük güç üretmesine rağmen uzun çalışma ömrü sayesinde özellikle bakım yapılamayan uzay görevleri için önemli avantaj sunuyor.
City Labs’a göre kullanılan trityumun yaklaşık 12,3 yıllık yarı ömrü sayesinde sistem 20 yılı aşkın süre boyunca kesintisiz enerji sağlayabilecek. özellik, küçük uyduların uzun süre görev yapacak uzay araçlarının enerji ihtiyacını karşılamak için dikkat çekici alternatif oluşturuyor.
Nükleer enerji uzay araştırmalarında yeni kavram olmasa bugüne kadar ağırlıklı olarak devlet destekli askeri veya bilimsel görevlerde kullanıldı. ABD Sovyetler Birliği, özellikle yüksek enerji gerektiren keşif uyduları derin uzay görevlerinde farklı nükleer güç sistemlerinden yararlanmıştı. Güneş panellerinin gelişmesiyle birlikte teknolojilerin kullanım alanı zamanla daraldı.
Son yıllarda ise uzay sektöründe ticari faaliyetlerin artması, daha uzun ömürlü çevresel koşullardan daha az etkilenen enerji çözümlerine olan ilgiyi yeniden artırdı. BOHR görevi yalnızca yeni güç sistemini test etmeyi değil, gelecekte ticari nükleer uzay teknolojilerinin düzenleyici süreçlerine katkı sağlamayı hedefliyor.
Şirket, geliştirilen sistemin güvenlik açısından geçmişte kullanılan nükleer çözümlerden önemli ölçüde ayrıldığını vurguluyor. Beta parçacıklarının insan derisini geçemeyecek kadar düşük enerjiye sahip olduğu belirtilirken, trityum gazının metal hidrit yapı içinde depolanması sayesinde sızıntı veya patlama riskinin büyük ölçüde ortadan kaldırıldığı ifade ediliyor.
Uzaydaki nükleer sistemler denildiğinde akla gelen en önemli olaylardan biri ise 1978 yılında yaşanan Kosmos 954 kazası olarak gösteriliyor. Sovyetler Birliği’ne ait uydu, atmosfere kontrolsüz şekilde girerek Kanada’nın geniş bölgesine radyoaktif parçalar saçmış uzun süren temizlik çalışmalarına neden olmuştu.
City Labs ise BOHR görevinde kullanılan düşük miktardaki trityum sistemin farklı çalışma prensibi nedeniyle benzer risk bulunmadığını belirtiyor. Başarılı olması halinde teknoloji, gelecekte ticari uyduların yanı sıra savunma derin uzay görevlerinde yeni nesil enerji çözümlerinin önünü açabilir.