Frédéric Gros, İtaat Etmemek’te (Çeviren: Zeynep Bölükbaşı, Yapı Kredi Yayınları, 2020) insanların yaşadığı dünyaya olaylara karşı neden başkaldırdığına değil, hangi gerekçeler yüzünden başkaldıramadığına dair kalem oynatırken kâr-zarar hesaplarıyla şekillendirilen zamanımızın itaati körüklediğini anlatmıştı. 

Sistemin çizdiği sınırlar içinde gönüllü olarak yaşamayı tercih edenlerin, kurulu düzenin işlemesindeki payından dem vuran Gros, “kırıntıların bölüşüldüğü dünyanın kabullenilişini” hazmedemediğini söylemişti. Ücret eşitsizliğinin, insan doğa sömürüsünün “edepsizlik” boyutuna geldiğini hatırlatmıştı. Bireyin borçlandırılarak sistemin kölesi hâline getirildiğini döngünün, düzeni hayatta tutup büyüttüğünü not etmişti. 

Kant’ın “talim” “terbiye” düsturunun, neoliberal sistemin özünde yer aldığını söyleyen Gros; mevcut hesaplılığa katı rasyonelliğe itaat edip etmemenin, kişinin kendi özgürlüğüne biçim vermesi anlamına geldiğini belirtmişti. 

Gros, İtaat Etmemek’te konformizmi koşulsuz kabullenme onu sorgulama arasındaki ince çizgiye dikkat çekmişti. yönden itaatsizliğin sorumsuzluk değil, sistem tarafından çember dışına itilenlere karşı sorumluluk olduğunu anlatıyordu:

İtaatsizlik sadece daha üstün meşruiyet zemini aramak, başka yasalara uyulacağını bildirmek değildir. meşruiyet ilkesinin ta kendisini sorgulamaktır.

Sorgusuz sualsiz, koşulsuz kuşkusuz itaati, kişinin kendisine ihanet olarak nitelerken razı olma dayatmaları reddetme ayrımının iyi yapılması gerektiğinden bahseden Gros’a göre bunu tetikleyecek şey ise eleştiri. diğeri ise insanı insan kılan onun vicdanına denk gelen utanç. 

Gros, Karl Marx’ın “utanç devrimci duygudur” sözünü başlık yaptığı çalışmasında, İtaat Etmemek’te bıraktığı yerden devam ediyor; hem Kıta Avrupası felsefesindeki kavramlaştırmaları hem zamanımızda olup bitenleri insanın vicdanını köreltip benliğini örseleyen durumları eleştiriyor. 

Geçmişten müphemlik çağına güvenlik
Zenginin görgüsüzlüğü, yoksulun tedirginliği 

Gros’a göre utanmanın felsefi, psikolojik, politik, toplumsal ahlakî olarak derin manaları. Hatta suç suçluluktan daha geniş karmaşık olay

Utanç zamanımızın başlıca duygulanımı, yeni mücadelelerin gösterenidir. Adaletsizliğe, zulme, eşitsizliğe bağırıp çağırmayı bıraktık. Utanç diye haykırıyoruz.

Utancın, bazen suçluluktan sorumluluktan azade biçimde bazen onlarla beraber kendini gösterdiğini söyleyen Gros, onun dört temel özelliğini hatırlatıyor: “Nesnel”, “maddesel”, “kolektif” “geri çevrilebilir.” Bazen basite indirgenen bazen kültürel ahlakî açıdan büyütülen duygu, “özgürlüğün yanlış kullanımından doğan pişmanlık hayıflanma” diye tarif edilebiliyor. kimi zaman insanla beraber ölüp giderken kimi zaman kişiden sonra yaşıyor:

Dijital utanç sizden sonra yaşar; yüzden ölmek artık metafor bile değil. Çocuklar, kadınlar siber zorbalık kurbanı olarak intihar ediyor. Hayatlar, bulaşıcı ‘intikam pornosu’ (revenge porn) sekanslarıyla paramparça ediliyor, aptalca videolar insanların kariyerlerini mahvetmek için yeniden gün yüzüne çıkıyor. Ama durumda, intikam almak imkânsız. Dijital onarım diye şey. ‘Bulut’a (Cloud’a) atılan utançlarımız ulaşılmaz bastırılamazdır.

Utancın farklı yansımalarını, daha doğrusu kişilerdeki çeşitli etkilerini anlatan Gros, yoksulların zenginlerin bunu nasıl algıladığını ya nasıl yaşadığını ortaya koyuyor:

Aslında yoksulluğun esas sorunu zenginlikten ziyade sefalettir. Zenginlerdir yeterince zengin olmamaktan utanan. Oysa yoksulların en büyük korkusudur sefalet, işte utanç tam noktada tepelerinde gezinir, nihai tehdit. Yoksulun saygınlığı, çabanın, ay sonunu getirme mücadelesine karşı kazanılmış zaferin ödülüdür. Zenginin ethosu gıpta ettirmekse yoksulunki utandırmamaktır.

Gros’un bahsettiği sosyal utanca eylemin tersine çevrilmesi dâhil; zenginliğin görgüsüzlüğünü ortaya koyarak (az yetinmenin değil) az şeye sahip olmanın hafifliğini vurgulamak demek. Öte yandan, sosyal utancı alevlendiren önemli şeylerden bahsediyor yazar: İçe atma, öfke üçlü, sosyal utancı körüklerken “ben” “ötekiler” ayrımını belirginleştiriyor. Söz konusu kopuşu ya çatışmayı ortaya çıkaran hatta kişiyi kendisiyle ihtilaflı hâle getiren başka durumu daha hatırlatıyor yazar:

Son birkaç on yıldır, yaşamın tüm alanlarında (kişisel, mesleki, ailevi.) ‘performans’ ideali konumlandırmasıyla üç evre çılgın girdaba sürüklenmeye başladı: kişiyi, ona hem eğlenme hem kendini gerçekleştirme imkânı sunan birtakım değerli işlerin (benlik ideali) tanınması yoluyla, kendinden memnun olmaya (ideal benlik) zorlayan tiran buyruk (üst benlik). ‘Neoliberalizm’ olarak adlandırılan şeyin etik yönü işte sarmalın inşasıdır: Süper işinizde kendinizden geçin, emirdir! Aksi takdirde sizi bekleyen tek şey var: Utanç.

‘Toplumsal değerleri ayaklar altına alan’ kadın 
Hakikat teröristlerini utandırmak 

Hor görme öfke beraber, Gros’a göre başka utanç kaynağı daha var: Sefil kirli görünmek ya hissetmek. durumların ortasında kalan veya kaldığını düşünen kişi derin kopuş yaşıyor. Yazarın ifadesiyle “denge kaybı”

Üç büyük utanç alanı (sosyal yoksulluk, ahlakî rezillik, bedensel kirlilik), beni yaralayan yakıcı acılara, ağır aşağılanmalara yol. Daha kesin deyişle, öteki aniden bana baktığında, beni sınıflandırıp yargıladığında, kendimi kenara itilmiş, ‘iyi’, ‘normal’, ‘saygın’, ‘sevilebilir’ kişiler (hatta bazen sadece ‘insanlar’) topluluğundan dışlanmış, reddedilmiş hissederim. zaman ayaklarım yere basmaz, dengemi kaybederim. Dehşet içinde anda şunun farkına varırım: Sosyal ilişkilerdeki nezaket (biraz otomatikleşmiş kibarlıklar ya bazen belirsiz kayıtsızlık), farkında olmadan ayaklarımı yere perçinleyen sağlam zemin veriyormuş meğer. Utanç yaşamak, düşüş, kopuş deneyimidir.

Suç utanç arasındaki ayrımı anlatan Gros, hafızanın utanç bağlantısına dikkat çekiyor. Aşağılanma şiddet sahnelerini tüm canlılığıyla hatırlayan insanın hâlini, hem edebî eserlere hem tarihe bakarak örneklendiriyor. Burada travmalar söz konusu; yazar, ilk anda ensestin cinsel saldırıların sessiz derinden ilerleyen utancını anımsatıyor. “İnsanın susa susa büyüyüşüne” denk geliyor durum; Gros’un “çıplak erkin sessizliği” dediği sürecin başka karşılığı daha var, Marx’ın kapitalizm tarifi:

Marx’a göre kapitalist sahiplenme tarzı vardır; başkalarına ait olanın (onların işgücünün, yaşam sürelerinin, dünyadaki varlıklarının, içsel varoluşlarının.) işgali tecavüzü, var oluşlarının yabancılaştırılması, indirgenmiş tüm erkek kadın kitlesinin sınırsız sömürüsü yoluyla gerçekleşir. Başkalarının mülksüzleştirilmesi sayesinde beslenen istismarcı sahiplenme çıplak erktir.

Marx’ın tarifinden hareketle utanmazlığın özünde ölçüsüzlüğün pervasızlığın bulunduğunu söylemek mümkün. Başka deyişle utancı bastırmak veya sumen altı etmek istiyorsak ölçüsüzlüğü pervasızlığı yaşamın merkezine yerleştirmek gerekiyor. Zamanımızda neoliberal kapitalizmin yaptığı şey tam olarak zaten. Oysa Gros’un hatırlattığı gibi Platon, erdem arasında güçlü bağ kurduğu utancın, insanın iyiye yönelmesini sağlayacak duygu olduğunu son derece sağlam ahlakî yönü bulunduğunu belirtmişti. Ona göre utanç, “birlikte yaşamayı”, “bilgeliği” “cesareti” yansıtıyordu. Utancın ahlaki tarafı, Eski Yunan’ ama özellikle Platon’ eylemin sonuçlarına ilişkin öngörü barındırıyor. Gros bunu hatırlatarak zamanımızdaki büyük eksikliği vurguluyor aslında: İyi olan ilişkimizi düzenleyen utançtan hızla ölçüsüzlükle uzaklaşmayı tercih eden insanla yüzleştiriyor. Ardından, Sokrates’ten ilham alarak felsefî utanca dair kalem oynatıyor:

Utanç, her kişi dogmanın kıyısında tutulsun diye oradadır. Cehaletten çok daha tehlikeli, çok daha zararlı şey vardır: Bildiğini sanmak. Eğer felsefe kendini utandırma girişimi olarak anladıysa bizi aptallığa ruhsal bayağılığa batmaktan (biraz olsun) korumak içindir. Kötülüğün sıradanlığı başkalarına şeyler dayatmaktan zevk alan ‘bildiğini sanma’ hâlidir; çok daha fazlasını bildiğini bunda hor görme nedenleri bulduğunu iddia eden ahmakça küstahlıktır; başkalarını aşağılamak için diplomalarının tepesine tüneme ayartısıdır. Felsefenin, hakikat teröristlerini utandırmaktan başka kamusal işlevi, başka faydası yoktur.

Frédéric Gros, “İtaat Etmemek”te konformizmi koşulsuz kabullenme onu sorgulama arasındaki ince çizgiye dikkat çekmişti.

‘Huzurlu vicdan vicdan değildir’ 

Gros, utancın kişiyi ayakta hayatta tuttuğunu, bunun ise zamanın ruhuna teslim olanları, susanları susturanları rahatsız ettiğini anımsatıyor. Yazara göre şimdiyi altüst eden hem kişiyi hem toplumları karşılaştıran utanç, aşıldığı düşünülenleri tekrar çağırıyor. Dolayısıyla hem hatırlamayı tetikliyor hem yüzleşmeyi zorunlu kılıyor. noktada işin içine vicdan giriyor:

Huzurlu vicdan vicdan değildir; tatmin olmuş bataklığa saplanmadır. Her vicdan, gerçeği çatlatan negatifliği, güzel rolleri çürüten asidi sızdırır. Utanç orada devasa umutsuz basiret kaynağı bulur.

Wittgenstein yeniden Cambridge’

Gros’un edebiyattan, politikadan, günlük yaşamdan verdiği örneklerle çözümlediği utancın devrimci yanı ahlakla, değişimle (değiştirmeyle) arınma çabasıyla belirginleşiyor. Fakat zorlu süreç; Gros tam ona atıf yapıyor:

Utanç devrimci olabiliyorsa şayet, bunun nedeni dünyaya kendine yönelen öfkeden beslenmesidir ama aynı zamanda hayal gücüyle işlemesidir. Utanmak için hayal gücü gerekir. (…) İyi hayal gücü ise alevlerin çağrısına kulak verip ayağa kalkar, kimlik hatlarımızı yeniden çizer, yenilerini icat eder, dayanışmalar yaratır, oluşan hırsı şekillendirir. yeniden yapılandırma gücüdür, yansıtmadır. (…) Her şeyden önce hayal gücü, gerçekliği kendi kabul ilkesinden söker, ayırır, koparır. Gerçekliği tanımlamak istediğimizde ‘maddesellikten’, ‘dirençten’, ‘tutarlılıktan’, ‘verimlilikten’. bahsederiz. zaman fark edilmeyen küçük bileşeni, çoğu zaman sessizce geçiştirilen göze çarpmayan ama hayatî olan malzemeyi ıskalarız: Kabul ilkesi. (…) şeyin gerçek olması, onu kabul etmemiz gerektiği anlamına gelmez. Kötülüğün gerçek sıradanlığı, Hannah Arendt’in yazdığı gibi ‘düşünce yok(sun)luğu’ değildir ya sadece değildir. (…) Kötülüğün sıradanlığının kökü, beni başkasının yerine koyan veya başka mümkün dünyaları tasavvur etmemi sağlayan hayal gücünün eksikliğidir. Zaten tüm toplumsal sistem kitle kültürü, hayal gücünü baltalama girişimleri olarak işler. ‘Utanç devrimci duygudur’ diye yazdıktan hemen sonra şöyle devam eder: ‘Eğer bütün halk utansaydı ileri atılmaya hazır aslan gibi olurdu.’ Her şey oradadır: Hiddet, hayvan-oluş, kolektif boyut, benliğin dünyanın eşzamanlı dönüşümü. Hüzün öfke arasındaki acı verici salınım olarak görebileceğimiz utanç, çifte kader ır: İnsanı çirkinleştiren, yalnız vazgeçişe sürükleyen karanlık soğuk kader; başkalaştıran, kolektif öfkeleri canlandıran aydınlık yakıcı kader.

Utanç Devrimci Duygudur, Frédéric Gros, Çeviren: Olcay Kunal, Yapı Kredi Yayınları, 144.