Yazı dizimin bölümünde cezaevlerinin durumuna infaz hukuku uygulamalarına ilişkin değerlendirmeleri aktaracağım.

Cezaevlerinin durumu

Gelinen nokta itibariyle cezaevlerinde kapasitenin çok üzerinde tutuklu hükümlü bulunduğu bilinmekte. Bununla birlikte son dönemde özellikle mimari yapıları gündelik uygulama rejimi tecrite dayalı yeni tip cezaevlerinin sayısında artış görülmekte.

Adalet Bakanlığının verilerine göre; 2005 yılında bulunan tutuklu hükümlü sayısı 55 bin 870 iken, 2 Aralık 2025 tarihi itibari ceza infaz kurumlarında sayı toplam 433 bin 543’e ulaşmış, böylece 20 yıl içinde tutuklu hükümlü sayısı yaklaşık yedi buçuk misli artmış durumda. Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü bünyesinde buluan 403 ceza infaz kurumunun toplam kapasitesi 305 bin 286 kişilik olmasına rağmen cezaevlerinde halen kapasite fazlası olarak 128 bin 257 tutuklu hükümlü bulunmakta.

Adalet Bakanlığı Adli Sicil İstatistik Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, 2024 yılında Türkiye' her 100 bin kişiye düşen mahpus sayısı 448. Yaş sınırı ölçü alındığında oran daha artmakta. 31 Aralık 2024 tarihi itibariyle 12 daha yukarı yaştaki her 100 bin kişiden 536'sı hapishanede bulunmakta. 2024 yılı için Avrupa Konseyi ortalaması 100 bin kişide 122.

Son dönemlerde keyfi şekilde başvurulan ev hapsi dahil adli kontrol tedbirleri sıradan rutin uygulamalar haline gelmiş durumda. Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre 30 Kasım 2025 tarihi itibariyle 130.494 kişiye CMK’nın 109. maddesi kapsamında adli kontrol tedbiri uygulanmakta.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları dahil, uluslararası normlara göre tutuklu hükümlülerin yaşam hakkını korumak devletlerin pozitif yükümlülüğü altında olmasına rağmen; hapishanelerde hastalık, intihar, şiddet, ihmal. çeşitli gerekçelerle en az 14 kişi yaşamını yitirdi. Ayrıca 266 kişi gıda zehirlenmesine maruz kaldı.

Ayrıca Adalet Bakanlığı, TBMM’ verilen soru önergesine 13 Mart 2025 tarihinde verdiği cevapta 24 Temmuz 2023 20 Aralık 2024 tarihleri arasındaki dönemde Türkiye genelindeki hapishanelerde toplam 1026 mahpusun yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Raporlardaki değerlendirmelere göre; ölümlerin önemli bölümü için şüpheli olduklarına dair ciddi iddialar bulunmasına rağmen mahpusların ailelerinin, avukatlarının hak savunucularının parçası olduğu etkin soruşturma süreçleri yaşanmamakta. Etkin soruşturma yapılmadığı için mahpus gerçekten intihar etmiş olsa bile biyo-psiko-sosyal iyilik hâlinin düzenli olarak izlenip izlenmediği, intihar riskinin varlığı, alınan önlemler, intihar nedenleri, öncesindeki ruhsal durumu ya işkence kötü muameleye maruz kalıp kalmadığı aydınlatılmamakta, dolayısıyla yaşam hakkının korunmasına dair usuli yükümlülükler yerine getirilmemekte.

Ağır hasta mahpusların durumu

Yine raporlardaki tespit değerlendirmelere göre; Hapishanelere girişten itibaren çeşitli nedenlerle (çıplak arama, kelepçeli muayene, ayakta tekmil vererek sayım gibi) uygulanan kaba dayak, her türden keyfi muamele keyfi disiplin cezaları, hücre cezaları, sürgün sevkler yakın tarihte görülmedik boyutlara ulaşmış durumda. Hapishanelerden nispeten kısıtlı olarak edinilen bilgi yapılan şikayetlerden mahpusların, sağlığa, yiyecek suya, hijyen malzemelerine erişimde ciddi ihlaller yaşadığı anlaşılmakta. Sağlık hizmetine erişimin kısıtlanması, cezaevi reviri ziyaret hakkının reddedilmesi, Adli Tıp Kurumu’na, adliyeye hastaneye "hücre tipi ring araçları" götürülme, sevk sırasında kelepçe takılması dâhil kötü muamele uygulamaları, sağlık hizmetlerine erişebildikleri zamanlarda "Üçlü Protokol" gerekçe gösterilerek mahremiyetlerine saygı duyulmaması, mahpusların sağlık sorunlarının zamanında etkili şekilde çözülmemesi uzun süredir devam eden başka sorun alanı.

Özellikle son dönemde tedavilerini zorlukla sürdüren mahpusların büyük çoğunluğunun başka cezaevlerine sürgün edilmesi sağlık hizmetine erişim hakkına önemli ölçüde zarar verirken sağlığa erişim konusunda yaşanan kısıtlamalar hapishanelerin önemli sorunu olan hasta mahpuslarını durumunu daha ağırlaştırmakta. kişilerin karşı karşıya olduğu sağlık hizmetine yeterli erişim sağlayamama, Adli Tıp Kurumu’nun bağımsız olmaması dâhil, bağımsız nitelikli tıbbi değerlendirme raporu alamama gibi sorunların yanı sıra 5275 Sayılı Ceza Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu’nda 28 Haziran 2014 tarihli "toplum güvenliği bakımından ağır somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen" şeklindeki değişiklikte yer alan "toplum güvenliği" ibaresi, hasta mahpuslar için "kesin hayati tehlike teşkil ettiği" yönünde raporlar verilmiş olsa bile, mahpusların salınmalarını bütünüyle keyfiliğe bağlamış durumda.

İHD tarafından tespit edilebildiği kadarıyla 28 Nisan 2025 tarihi itibariyle hapishanelerde 230’u tek başına yaşamını devam ettiremeyecek durumda, 105’i desteğe ihtiyacı olan toplam 335’i ağır olmak üzere en az 1412 hasta mahpus bulunmakta.

İnfaz hukukundan doğan hakları tanımamak

14 Nisan 2020 tarihinde 5275 Sayılı Ceza Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’ yapılan değişiklik daha sonra değişikliğe dayanarak 29 Aralık 2020 tarihinde çıkarılan "Gözlem Sınıflandırma Merkezleri İle Hükümlülerin Değerlendirmesine Dair Yönetmelik" kapsamında oluşturulan ‘Cezaevi İdare Gözlem Kurulları’nın (CİGK) kararlarıyla kesinleşmiş cezalarının infazı için gerekli süreyi tamamlamış olmalarına rağmen, ağırlıklı kesimini siyasi nedenlerle ceza alanlar oluşturmak üzere, pek çok mahpusun tahliyesinin soyut subjektif gerekçeler ertelenmesi 2025 yılı içinde cezaevlerinde yaşanan önemli sorunlardan biri. yıl içinde bilhassa kamuoyunda "30 yıllıklar" olarak bilinen aldıkları müebbet hapis cezasının infazı için gerekli süreyi tamamlamış olan çok sayıda mahpusun salıverilmeleri CİGK kararlarıyla keyfi biçimde ertelendi.

Yetkililer konuda sağlıklı veri ımı yapmadığı için kaç mahpusun tahliyesinin ne kadar süreyle kaç kez ertelendiği kesin olarak bilinmemekte.Söz konusu yönetmeliğin uygulanmaya başlandığı 2021 yılından 11 Ekim 2024 tarihine kadar en az 501 mahpusun tahliyesi CİGK kararlarıyla farklı sürelerde ertelenmiş durumda.

Kuyu tipi cezaevleri uygulaması

Son dönemde mahpusların büyük kısmının tek kişilik hücrelerde, çok az kısmının 3 kişilik odalarda tutulduğu, mimari yapısı gündelik uygulama rejimi tecrit/izolasyon koşullarını daha ağırlaştıran S Tipi, Y Tipi Yüksek Güvenlikli gibi yeni hapishaneler açmak suretiyle uygulamanın yaygın kalıcı hale getirilmeye çalışıldığı görülmekte. CPT’nin (Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi) mahkumların, günün en az sekiz saatini veya daha fazlasını hücreleri dışında belirli amacı olan değişen faaliyetler yaparak geçirmelerini öngören ilkesine Adalet Bakanlığı’nın 22 Ocak 2007 tarihli, tutuklu hükümlülerin 10 kişiyi aşmayacak gruplar hâlinde haftada en fazla 10 saat araya gelerek sosyalleşmesine müsaade eden genelgesine rağmen düzenlemeler uygulanmamakta.

Türkiye’nin ceza hukuku, ceza muhakemesi hukuku infaz hukuku uygulamaları durumdayken iktidar- bürokrasi bloku hukukun yokluk halinin doğurduğu sonuçları ciddiye almamakta. Hukukun hiçliğe indirgendiği, hukuk güvenliğinin kalmadığı, demokrasinin seçimin dahi anlam ifade etmediği rejime evrildiği yerde siyasi sosyal barışı sağlamak mümkün değil.