Yapay zekâ şirketlerinin modellerini eğitmek için kullandığı haberler, kitaplar, görseller, internet sayfaları açık kodları üzerindeki hukuki tartışmalar yeni davalarla genişliyor. Eylül 2026’ açığa çıkan mahkeme belgeleri, Microsoft OpenAI içinde eğitim verilerinin kullanımının içerik üreticileri üzerindeki etkisine dair ciddi endişelerin daha önce tartışıldığını gösterirken şirketler telif hakkı davalarında kullanımlarının hukuka uygun olduğunu savunuyor. ABD’deki yeni davalar mahkeme kararları, yapay zekâ modellerinin ihtiyaç duyduğu veri veriyi üreten kişilerin ekonomik hakları arasındaki ilişkinin önümüzdeki dönemde daha fazla sorgulanacağını gösteriyor.

Mahkeme Belgeleri Yapay Zekâ Eğitiminin İç Tartışmalarını Ortaya Çıkardı

New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’ndeki The New York Times davasına ilişkin belgelerde Microsoft çalışanlarının yapay zekâ eğitiminde kullanılan içeriklerin geleceği konusunda değerlendirmeler yaptığı ortaya çıktı. Microsoft Uygulamalı Bilimler Direktörü Brent Hecht, mahkeme dosyalarında aktarılan 2023 tarihli değerlendirmelerinde yapay zekâ eğitimi için içerik toplanmasını çok büyük ölçekte emek kaybı olarak nitelendirirken söz konusu ifadeler The New York Times yayıncıların mahkemeye sunduğu belgelerde yer.

OpenAI Microsoft ise davadaki temel iddialara karşı telif hakkı hukukundaki adil kullanım savunmasına dayanıyor. Şirketler, telifli eserlerin model eğitimi amacıyla kullanılmasının yeni bilgi üretimine katkı sağladığını geleneksel ekonomik pazar ikamesi oluşturmadığını savunurken mahkeme henüz davanın esası hakkında nihai karar vermedi.

Mahkeme kayıtlarında yer alan başka Microsoft iç belgesi ise üretken yapay zekânın modelleri besleyen içerik üreticilerinin ekonomik sürdürülebilirliğini zayıflatabileceği konusunda uyarılar içeriyor. Belgelerdeki değerlendirmeler, içerik üreticilerinin azalmasının kaliteli eğitim verisinin azalmasına yol açabileceği yapay zekâ şirketlerinin kendi veri kaynaklarını zayıflatabileceği yönündeki döngüye işaret ediyor.

OpenAI Microsoft arasındaki davada yayıncıların temel itirazı, şirketlerin milyonlarca haber içeriğini yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesinde kullanmasının telif hakkı sahiplerinin ekonomik haklarını etkilediği iddiasına dayanıyor. Davacı yayıncılar, şirketlerin içeriklere erişim biçimleri içeriklerin eğitim veri kümelerine dahil edilmesi konusunda çeşitli iddialar ileri sürerken şirketler söz konusu kullanımların telif hukukundaki istisnalar kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

OpenAI’nin eğitim veri kümelerinde ödeme duvarıyla korunan içeriklerin bulunup bulunmadığı mahkeme belgelerinde ayrı tartışma konusu olarak yer. Davacıların sunduğu belgelerde OpenAI’nin kurumsal temsilcisinin, eğitim veri kümelerinde ödeme duvarı bulunan içerikleri tespit etmek veya çıkarmak için belirli sistemden haberdar olmadığını söylediği aktarılırken söz konusu ifadelerin davacıların hukuki argümanlarının parçası olduğu unutulmamalı.

İçerik üreticileri açısından temel sorun yalnızca eserin eğitim verisine girip girmemesiyle sınırlı kalmıyor. yapay zekâ sistemi haber, kitap veya görsel üretimini kullanıcıların daha az içerik tüketmesine yol açacak şekilde değiştirirse yayıncıların reklam, abonelik veya lisans gelirlerinde oluşabilecek kayıplar tartışmanın ekonomik boyutunu oluşturuyor.

ABD Dokuzuncu Daire Temyiz Mahkemesi, 16 Eylül 2026 tarihinde Doe. GitHub davasında GitHub, Microsoft OpenAI aleyhindeki belirli DMCA iddiasını reddeden alt mahkeme kararını onadı. Programcılar, GitHub Copilot OpenAI Codex’in açık kodlarla eğitildiğini bazı çıktılarda telif yönetimi bilgilerinin bulunmamasının Dijital Binyıl Telif Hakkı Yasası’nı ihlal ettiğini ileri sürmüştü.

Mahkeme, yapay zekâ tarafından yeni kod üretilmesinin mevcut eserdeki telif yönetimi bilgilerinin kaldırılması veya değiştirilmesi anlamına gelmediğine hükmetti. Karar, Copilot veya Codex tarafından oluşturulan kodların hiçbir koşulda telif hakkını ihlal edemeyeceği anlamına gelmezken yalnızca davada ileri sürülen belirli DMCA teorisinin yeterli olmadığı sonucunu ortaya koydu.

Açık lisansları açısından kararın sınırı özellikle önem taşıyor. Apache veya MIT gibi lisanslar yalnızca kodun internette ücretsiz bulunmasına dayanmıyor; lisans türüne göre telif bildirimi, dağıtım koşulları, türev eserler veya kod ımı gibi farklı yükümlülükler içerebiliyor. Dolayısıyla açık kodun yapay zekâ tarafından üretilen yeni parçaya dönüşmesi, geliştiricinin ilgili lisans koşullarını tamamen göz ardı edebileceği anlamına gelmiyor.

yazılım geliştiricisi, yapay zekâ asistanının önerdiği kodun hangi eğitim verilerinden geldiğini çoğu zaman doğrudan göremiyor. Geliştirici yalnızca üretilen kodu inceleyerek lisans yükümlülüğünü kesin biçimde belirleyemediği için özellikle kurumsal yazılım projelerinde kod tarama, lisans analizi doğrulama süreçleri önem kazanıyor.

GitHub davasındaki karar üretken yapay zekâ açık lisansları arasındaki bütün hukuki soruları çözmedi. Mahkeme, üretilen kodun başka eserin telif hakkını ihlal edip etmediği konusunda genel hüküm vermediği gibi yapay zekâ eğitiminde kullanılan açık kodların her koşulda adil kullanım kapsamında bulunduğuna karar vermedi.

Kurumsal yazılım ekipleri açısından risk yalnızca dava ihtimaliyle sınırlı değil. yapay zekâ aracının ürettiği kod, fark edilmeden belirli lisans yükümlülüğünü yazılım projesine taşıyabileceği için yazılım tedarik zinciri güvenliği fikrî mülkiyet uyumluluğu aynı süreçte ele alınmaya başlıyor.

Anthropic, OpenAI, SpaceXAI Google hakkında Eylül 2026’ açılan antitröst davası, yapay zekâ sektöründeki tartışmayı veri kullanımının dışına taşıdı. Davacılar, şirketlerin gelişmiş yapay zekâ sistemlerinin geliştirilme hızını toplu biçimde yavaşlatmak üzere koordinasyon sağladığını iddia ederken söz konusu iddialar henüz mahkeme tarafından kanıtlanmış değil.

Yapay zekâ güvenliği konusunda şirket yöneticilerinin benzer görüşleri dile getirmesi tek başına antitröst ihlalini kanıtlamıyor. Davacıların iddialarını kanıtlayabilmesi için şirketler arasında hukuken anlamlı anlaşmanın bulunduğunu söz konusu anlaşmanın rekabet üzerinde yasaklanan etki yarattığını ortaya koyması gerekiyor.

OpenAI, Anthropic Google gibi şirketlerin yapay zekâ güvenliği konusunda ortak standartlar çağrısı yapması ise ayrı tartışma oluşturuyor. OpenAI son günlerde ileri yapay zekâ sistemleri için uluslararası teknik standartlar geliştirilmesini desteklediğini açıklarken şirketler güvenlik koordinasyonunun rekabeti sınırlayan anlaşmaya dönüşmemesi gerektiğini hukuki süreçler üzerinden göstermek zorunda kalabilir.

Yayıncılar, yazarlar, fotoğrafçılar yazılım geliştiricileri açısından ortaya çıkan ortak soru, ürettikleri çalışmaların yapay zekâ sistemlerinin hammaddesi olarak kullanılmasının hangi koşullarda ekonomik karşılık doğuracağı üzerinde yoğunlaşıyor. Yapay zekâ şirketleri eğitim verisine ihtiyaç duyarken içerik üreticilerinin gelir modeli zayıflarsa kaliteli verinin üretimi uzun vadede sekteye uğrayabilir.

Türkiye’deki yayıncılar yazılım şirketleri açısından uluslararası davalar doğrudan yerel hukuk sonucu oluşturmuyor ancak küresel yapay zekâ hizmetlerinin lisanslama politikaları Türkiye’deki işletmeleri etkileyebiliyor. Kurumların yapay zekâ üretilen metin, görsel veya kodları ticari süreçlere dahil ederken kullanılan hizmetin veri politikalarını, çıktıların kullanım koşullarını, açık lisanslarını fikrî mülkiyet hükümlerini incelemesi giderek daha önemli hâle geliyor.

Yapay zekâ sektörünün önündeki asıl mesele, modellerin daha fazla veri kullanıp kullanamayacağından çok verinin hangi hukuki ekonomik koşullarda kullanılacağına doğru ilerliyor. ABD’ devam eden telif davaları, açık davaları antitröst süreçleri farklı hukuk alanlarına ait olsa şirketlerin veri, içerik, yazılım pazar üzerindeki etkilerini aynı anda tartışmaya açıyor. Önümüzdeki dönemde mahkemelerin vereceği kararlar, yapay zekâ şirketlerinin eğitim verisi edinme biçiminden geliştiricilerin üretilen kodları kullanma yöntemine kadar geniş ekosistemin kurallarını şekillendirecek.