Tarih, öngörmemize yönlendirmemize izin veren yasalara boyun eğer (s. 11). Ancak her zaman geçerli olmayabilir; tarihin ilerleyişini belirli paradigmalarla modelleme çabaları, doğru noktaları bulabilir ama çok sayıda değişken kaos söz konusu olduğunda, nebze olsa patlamış mısırımızı alıp, kısacık ömrümüzde yaşanan tuhaf olayları keyifle izleme isteği duyarız. Kozmik ölçekte anlık kıvılcımlarız ama insani ölçekte dünyanın parçasıyız; yarını merak etmeye devam edeceğiz. Hangi akıllı tweet, dünyayı savaşa sürükleyecek, hangi tuhaf olaylar insanlığa felaket getirecek, tüm bunları bilmek anlamak isteyeceğiz. Eldeki verilerle uzun vadeli yapılan çıkarımlar, kısa vadeli düşünürsek yaşanacak olaylarla tamamen değişebilir. Attali, duruma dikkat çekerek, yerleşik sistemlerin devinimlerini gelecekteki durumlarını analiz ediyor. Giriş bölümünde, paranın kendisine zarar veren her şeyin sonunu getireceğini “hiper-imparatorluk” adı verilen yapının ortaya çıkacağını ifade ediyor. Hardt Negri’nin imparatorluğuyla bağlantılı olup olmadığını henüz bilmiyorum; metni okuduktan sonra daha net şeyler yazabilirim. Neyse ki, kolluk kuvvetlerinin kamusal hizmetlerin özelleşeceği düzende, insanlar yapay tüketicilere dönüştürülecek insana dair her şey “ticari” niteliğe bürünecek. Bazı açılardan bunun halihazırda gerçekleştiğini söylemek mümkün. Ardından “hiper-çatışma” dönemine geçileceği öngörülüyor; devletleşen şirketlere dahil olamamış her türlü grup, insanlığı ortadan kaldırabilecek çatışmalara yol açacak. İnsanlık, nükleer gücün bizi atomlarımıza ayırabilme kapasitesine sahip olması gücün birkaç insanın elinde bulunması gerçeğiyle oldukça kırılgan durumda. Örneğin, ABD-Küba krizi sırasında tek subayın verilen emre uymaması sayesinde nükleer silahlar kullanılmamış, durum tek insanın milyonlarca insanın kaderini belirleyebilmesinin dehşet verici olduğunu gözler önüne seriyor. çatışmanın ardından “hiper-demokrasi” ortaya çıkacak; yapı, kabaca ademimerkeziyetçiliğe benzer sistem oluşturacak. Eğer çevre hala var ise, yerel bölgesel kurumlar, dünyanın geçirdiği yıkımın etkilerini ortadan kaldırmak için çevre odaklı yaşam biçimi geliştirecek her şey yeniden doğacak. Attali’ye göre, ABD’nin imparatorluğu 2035’ten önce son bulacak verilen tarihleri takip ederek daha net veya muğlak sonuçlara ulaşabiliriz. 2060 yılına kadar hiper-demokrasinin egemen olacağı öngörülüyor; Attali’nin çizdiği çerçevede büyük ani değişimler olmazsa geçerli olacak. Ülkelerin sosyopolitik güçlerinin geçireceği değişimler dünya nüfusunun akıbeti, neoliberal politikalar doğrultusunda değerlendiriliyor. bağlamda, kısa orta vadeli gelecek hesaplaması yapılıyor. Teknolojik ilerlemelere çok fazla yer verilmediğini belirtmek gerekir; konuların çok daha fazlasını Kaku Kurzweil gibi yazarların eserlerinde bulabiliriz. durumda, farklı akış belirir, sayesinde örgütlenebilen siyasi hareketlerin politikacıları alaşağı ettiği çağda yaşıyorsak, henüz adını bile duymadığımız yeniliklerin yaşamı bambaşka yerlere taşıyabileceği fikrini aklımızda tutmalıyız. Unutmayalım ki, metin 2006’ yazılmış; on üç yılda gerçekleşen olayları düşündüğümüzde, Attali’nin bazı makul çıkarımlar yaptığını söylemek mümkün ama bazı olaylar karşısında şaşkınlık yaşadığını tahmin ediyorum.

Yazar dokuz odaktan bahsediyor; günümüze kadar küresel ekonominin kalbinin attığı yaratıcı tayfanın toplandığı şehirler arasında: Brugge, Venedik, Anvers, Cenova, Amsterdam, Londra, Boston, New York günümüzde Los Angeles. “Göçerkonar” yaşam algısı, merkezlerde yerleşikliğe dönüşmüş, aşamalı olarak dini askeri iktidarın yerini siyasi demokratik özgürlük almış. Attali, gelecekte sadakatsizliğin göçerkonarlığın yeniden gündemde olacağını öngörüyor. noktada Bauman’a değinebiliriz; “akışkanlık” kavramının günümüzde toplumların çatlaklarını hızla doldurduğu toplumsal yapıları değiştirdiği gerçeği, Attali’nin dönüşümün devletlere kadar uzanan yönlerini incelemesine olanak tanıyor. Yasaların yerini sözleşmelerin, adaletin yerini hakemliğin, polisin yerini muhafızların alacağını belirtiyor; durum kısmen olsa yaşanmakta.

Kapitalizmin Kısa Tarihi

“Çok Uzun Tarih” ikinci bölümde, Attali ilk medeniyetlerin üç egemen iktidarın (dini, askeri ticari) birbirleriyle uyum içinde çalışmasının ardından ortaya çıktığını belirtiyor. İnsanlığın ilk dönemlerini anlattığı kısımları geçiyorum fakat geleceğe dair çıkardığı dersleri, tek cümlelik hisse olarak buraya eklemek istiyorum:

  • Aktarmak gelişmenin koşuludur (s. 29).
  • Ölmemek için yaşamı yemek eylemi, yamyamlığın temelini oluşturur.
  • Tabular, kutsallıkla meşruiyet kazanır.
  • Göçebelerle yerleşikler arasındaki çatışmalar, insanlığa güç özgürlük sunar.

İmparatorluklar yerleşmeye başladığında, insanın bireyselliği özgürlük düşü ortaya çıkıyor. Hükümdar, bireyselliğin zıddı, diktatörlük özgürlük düşüncesinin zıddı olarak görülüyor. Ekonomik fazlanın denetimini sürdüremeyen imparatorluklar, zıtların araya gelebilmesiyle birlikte inişe geçiyor sonunda yıkılıyor. Tipik döngü olarak, emperyal düzen aynı anda elli imparatorluğun sürmesini sağlasa görece yeni topluluklar dönemde bütün marjinallikleriyle beliriyor piyasa demokrasisinin temelini atıyor.

İkinci bölüm, “Kapitalizmin Kısa Tarihi” başlığını taşıyor. Attali, tarihin genel olarak imparatorluklar imparatorlar temelinde değerlendirildiğini, ama gerçeği anlayabilmek için ticari hareketler özgürlük mücadelelerinin takip edilmesi gerektiğini vurguluyor. Böylece, Antik Yunan döneminden günümüze kadar süren insanlık tarihi için okuruna perspektif sunuyor. Kısaca Yahudi-Yunan ideali olarak adlandırılan ticari sistem ortaya çıkıyor günümüz medeniyetlerinin temellerini oluşturuyor. Bunun ortaya çıkmasında çatışmaların rolünü unutmuyor Attali; Truva’nın yerle olmasını Avrupa Asya arasındaki ilk savaş olarak görüyor Doğu-Batı çekişmesine neden olan etkenleri çeşitli disiplinlerle inceliyor. İki dünya arasındaki paradigma farkını özetlediği bölüm, bölümün özeti olarak kabul edilebilir: “Asya, insanı arzularından kurtarmayı düşünürken, Batı âlemi, onları gerçekleştirme özgürlüğünü insana sağlamak dileğindedir” (s. 46).

Dünya tarihine kısa bakışın bağlamda yaşamın biçimlenmesindeki etkisini gözlemleyebiliriz. insanı saflaştırma yolunda desteklerken, Batı’nın düşünce dünyası, Buda’nın nevi ikinci versiyonu olan İsa’nın benzer düşüncelerinden sıyrılarak farklı özgürlük alanı oluşturuyor. Vardığı noktada, azınlığın zenginliği yüzünden çoğunluğun çektiği acıyı görebiliriz; fakat insanla ilgili olgu, düşüncelerle ilgili değildir. Attali, iki süper gücün çatışmasından sonra üçüncü gücün galip geleceğini yenenin, yenilenin kültürünü benimseyeceğini belirtiyor. oldukça ilginç; kısa açıklaması var metinde ama benim aklıma hemen Şehrin Katmanları geldi. Roma’yı kuşatan barbar ordusunun, surların dışına binalar inşa etmesi duvarlar örmesi, Romalılaşmasını sağlamış sonrasında modern Avrupa’nın temellerini atacak hale gelmesine neden olmuştur. Roma’nın kuşatma altında iyice harabe hale gelmesi insanlarının dışarıdaki barbarlardan hallice duruma düşmesi şaşırtıcıdır ama mantığı anlayabiliyoruz. Attali, istilacıların Romalı olmak istediklerini, kendilerinde olmayan şeyi elde etmek için onu yok etme pahasına hareket ettiklerini savunuyor.

Günümüz dünyasına gelene kadar, üretim biçimlerinin değişimi, devletlerin yayılmacı politikalarının yol açtığı yıkımlar zamanın metalaştırılması gibi pek çok mesele ele alınıyor. Sonrasında geleceğe dair tahminler ağırlık kazanıyor. Çin’den Nijerya’ya kadar pek çok ülkenin gelecekteki demografik yapıları, küresel güçleri veya güçsüzlükleri inceleniyor. Enerji yaşam kaynaklarının ortadan kalkmasıyla büyük savaşların ortaya çıkacağı anlatılıyor; birkaç bölümde meseleler derinlemesine irdeleniyor. Attali, metinlerinde olduğu gibi metninde Fransa’ya, memleketine özel bölüm ayırmış geleceğin dünyasında ülkesinin alacağı rol üzerine öngörülerini sıralamış. Asıl sürpriz, muhtemelen Türkçe baskı için özel olarak yazılmış son bölümde karşımıza çıkıyor. Türkiye’nin geçmişini geleceğini değerlendiren Attali, önemli bölümlerine değinmekteyim.

Osmanlı’dan itibaren tarımın toprak getirisinin savunusunun öne çıkması nedeniyle devingenlik, yenilik sanayi ikinci plana atılmış; deniz gücünün esas kısmı kara ordusuna feda edilmiş iç kaynakların doğuramadığı yenilikçi tayfa barındırılmamış. İspanya’dan gelen Yahudiler gruplar parça devinim kazandırmış olsa Osmanlı, hiçbir zaman güç odağı haline gelmek için gerekenleri yerine getirmemiş. “Daha sonraları, Türkiye, hep ululanan geçmişin sıla özlemiyle, hiç durmadan yeniden oluşturulan bürokratik kastlara saygı içinde yaşamıştır.” (s. 325). Son olarak, şunu alıp bitireyim: “Sonuç olarak Türkiye, geleceğin tarihinin yasalarına uymayı hiçbir zaman bilemediği için asla odak haline gelmemiştir.” (s. 326).

Dünyanın geldiği gideceği noktaları anlamak için önemli metin; ilgililerin ellerinden.

Geleceği Anlamak: Tarih Paradigmalar
  • Yazı Boyutunu Ayarla Okuma rahatlığı için seçin
  • Küçük 100% Dev
0