Baha Tahir’in Türkçeye çevrilen iki önemli eseri mevcut; bunlardan biri Sürgünde Günbatımı adlı eseri, diğeri ise metin. İkinci eser 2008 yılında “Arabic Booker” veya Uluslararası Arap Romanı Ödülü’nü kazanmış İsmail Özdemir tarafından Türkçeye çevrilmiştir. İlk eserin çevirisi ise Zafer Ceylan’a. Her iki çevirmenin eserlerin Türkçeye kazandırılmasındaki katkıları büyük. Tahir’in eserlerinin çevrilmesi gerektiğini düşünüyorum; zira kendisi incelikli çok yönlü yazar.
1935 yılında Kahire’ dünyaya gelen Baha Tahir, eğitimini Kahire Üniversitesi’nde tarih alanında tamamlamıştır. 1975 yılında yazdığı eserleri yüzünden yasaklanınca sürgün hayatı başlamıştır. sürgün yıllarının izleri, öykülerinde belirgin şekilde görülmektedir. Derlemedeki bazı öyküler, Mısırlıların Avrupa ülkelerindeki yaşamlarına uyum sağlama çabası memleketlerine döndüklerinde yaşadıkları uyumsuzluk problemini farklı açılardan ele almaktadır. öyküler, yazarın ustalık dönemine ait dolayısıyla en başarılı eserleri arasında yer almaktadır.
Tahir, Abdünnasır hayranı olarak Enver Sedat’ın kalkınma projelerini sonlandırmasına karşı durmuş nedenle 1995 yılına kadar sürgünde kalmıştır. Memleketine döndükten sonra yazmaya devam etmiş, dolayısıyla metinlerinin çevrileceği zaman, son dönem çalışmalarından başlanabilir. Kitaptaki bazı öykülerin yazıldığı yıllar belirtilmiş fakat çoğunda böyle bilgi. Ancak biyografisine baktığımızda, yazarın olgunluk yıllarında kaleme aldığı öykülerin daha dikkat çekici olduğunu söyleyebiliriz.
Öykü İncelemeleriBaba adlı öykü, çiftin kavgasıyla başlar. kadını boşar evden çıkar, kargaşa burada sona. Sabah olduğunda kadın, tek başına süre ağladıktan sonra ailesinin evine gider. Anlaşılan ki, durum ilk kez yaşanmıyor; kadının annesi adamın özür dilemek için geri döneceğini söyler. Babanın açıklamaları daha tatmin edici olsa adamı dinlemiyorlar baba odasına çekiliyor. İki ailenin benzerliklerini görebiliyoruz; başlangıçta esas adamı suçlamak için yeterince veri verilse öykü ilerledikçe kadının çeşitli oyunlarla adamı kendisine bağladığını öğreniyoruz.
Evlenmek için sistematik baskı uygulanmakta; intihar tehditleri alavere dalavere doludur. kapana kısıldığını hissetse gerçekten dönüyor, kadının annesinin nasihatlerini dinlemek zorunda kalıyor eşine annesinin küstah olduğunu söylüyor, babasını baskı altına aldığını ekliyor. çıkmazın tam ortasında kalmış durumda. sevdiği kadının ördüğü ağı gördükten sonra kurtulmak istiyor ama artık çok geç; üstelik kadının çocuk yapma teklifine olumlu şekilde yaklaşıyor. işler iyice içinden çıkılmaz hale geldiği sırada sona eriyor. Böylece sağlıksız ailelerin bağlanma biçimlerinin doğasını anlamış oluyoruz. öykü 1964 yılında yazılmış öykülere göre teknik açıdan daha basit anlatımcı üsluba sahip.
Gösteri adlı öyküde, anlatıcının annesi hasta olan eşini ziyaret etmesi için küçük oğlunu abisine yollamaya çalışıyor; sayede parçalanmış aile yapısına dair bilgileri hemen elde ediyoruz. Her gün aynı yemeği yemeleri, ekonomik durumlarının iyi olmadığını gösteriyor. Anlatıcı, annesine karşı çıkmasına rağmen iş çıkışında abisine gidiyor babasının öldüğünü öğreniyor; fakat annenin haberi. Abisiyle eşinin satılmasına dair tartışıyor, abisi satılacağını belirtiyor. Evin dışına çıkıp sinemaya gidiyor. Karanlık ortamda yanındaki kadının eline dokunuyor ardından birlikte sinemadan çıkıyorlar. Kadın-erkek ilişkilerine dair bazı tartışmalar, gözyaşları çatışmalar yaşanıyor. Erkeğin isyanında önceki öyküden izler bulmak mümkün: “Bunun sonu nereye varacak ki? Tanıdığım kadınların hiçbirisi ne anlam bulmayı dert ediniyordu ne sevmeyi, bilakis tek istedikleri sadece evlenmekti. Ben evlenmek istemiyorum. Babamın yaptığını yapmak istemiyorum. ev aç, çocuk yap, sonra çocuklardan dolayı eşinle kavga et, çocukları yetiştir, çocuklar büyüsün, sonra onlarla kavga et, onların anneleriyle kavga etsin, sonra onlar birbirleriyle kavga etsin, e sonra… Sonra ölüp gideyim.” (s. 25) Muhabbet baba mevzusuna gelince, kadın kendi babasıyla olan ilişkisini anlatıyor adamı yanından kaçırıyor. Daha fazla “babaya” maruz kalmak istemeyen adam bahane mekandan çıkıyor kadını orada bırakıp sokaktaki kutlamalara katılıyor. İki futbol takımının maçı sona erdikten sonra galip tarafın taraftarları, bizimkini kendileriyle birlikte sürüklüyor. Biraz Beyaz Mantolu Adam havası var, sürüklenme açısından. Topluluğa uyma güdüsü, sorumlulukların ağırlığını kaldırdığı için belki. Sonuçta rakip takımın taraftarlarıyla karşılaşıyorlar kavga çıkıyor; bizimki gözaltına alınıyor.
Dün Gece Rüyamda Seni Gördüm adlı öykü, kuzeyde, yabancı şehirde geçiyor; muhtemelen Fransa. Anlatıcının arkadaşı Kemal telefon ediyor yeni şey olmadığını öğreniyor. Öykünün ilk cümlesi: “Sabah işe gider, akşamleyin eve dönerim.” (s. 33) Düzenli yaşam, neredeyse İş yerinden arkadaşı Fethi’nin verdiği tasavvuf kitabının etkisiyle yabancılaşmaya başlıyor; yaşamı başkasının yaşamı gibi gelmeye başlıyor. Irkçılıkla karşılaşıyor can sıkıcı birçok şeyin farkına varıyor. Uzun zamandır baktığı Anne-Marie tanışıyor keskin dönüş yaşıyor. Kültürel çatışmalar yana, mutsuzluğun Batı hastalığı olduğunu vurgulayan hoş bölümler var; hissizleşme hemen peşinden geliyor. Örneğin, kargalara Kamelyalı Kadın‘a -birlikte oyun izliyorlar- üzüldüğünü söyleyen anlatıcı, kadının iddia ettiği gibi insanlara karşı pek üzüntü duymadığını belirtiyor; gurbete geldiğinden. Evden uzakta herkes acısını sevincini başka türlü yaşıyor; öyküdeki karakterler için başka kültürle bütünleşmenin önündeki en büyük engel. süre sonra kadın, çözemediği problemleri yüzünden adamın manevi dünyasından etkilenip yardım istiyor. Başka türlü bütünleşme var burada; kişisel dünyalardan evrensele uzanabilecek anlayış. Her ne kadar olumsuz şekilde sonlansa gurbetin yalnızlığın duygularla ilgili şey olduğunu başkasında karşılığı olmasa bile duyguların eşleniğini bulma arayışının güzelliğine değiniyor; şahane öykü. 1983 yılında yazılmış.
İşte Ben, Kral, Geldim… adlı öykü, tüm öyküler gibi iyi ama iki öykü var ki bunlar gerçekten muhteşem. İlki 1932’nin sonbaharında Ferit Bey yolculuğa hazırdır. Babası Şeyh Abdullah, oğlunun gitmesini istemiyor ama durduracak gücü yoktur. Ülkenin en iyi göz doktorlarından biri olan Ferit Bey’in arayışı, John Wick’in çöldeki yolculuğuna benziyor; elbette farklı sebepler. Ferit, 1924’te Grenoble Üniversitesinden mezun olduğunda edebiyat öğrencisi Marteena’ya aşık olmuştur. Şeyh Abdullah, oğlunun Fransız kızla evlenmesine karşı çıkmış ama kız Mısır’a gelip kendini sevdirince söyleyecek şey bulamamıştır. Ferit Marteena çok mutlu olmuştur; Marteena, kaza geçirip yatağa mahkum olana kadar. Sonrasında Ferit, Fransa’ya gidip gelmiş, elinden gelen her şeyi yapmış büyük bedeller ödemiştir ama Marteena’nın iyileşmesini sağlayamamıştır. Son çare olarak çöle gitmeye karar vermesine Haşmet adlı arkadaşı sebep oluyor; ölümün türlü gelmediğinden bahsediyor Haşmet. Ölmek için bütün şartlar olgunlaşmışken geri dönmüş. Ferit, bilimin mantığın ışığından uzaklaşıp birkaç adamla birlikte yola çıkıyor. Sonrası, upuzun yolculuk ama yolculuk maneviyatı dikte edici hale gelmiyor; duygusal çorbaya dönüşmüyor. Tamamen gerçekçi anlatım var; çölün insanda uyandırdığı gerçeküstülük bile tam anlamıyla gerçekçi öykü, bence numaralı.
Tahir’in fantastiğe yaslanmayan başka öyküsü ise Rahip Kaye-Nan’ın Yargılanması. Mısır tarihini az çok bilenler için oldukça ilginç Akhenaton’un tek tanrıcı yönetiminden sonra çok tanrılı sisteme dönüşte, eskinin kalıntılarının yok edilmesi için yapılan yargılamalara inancını canı pahasına korumak isteyen rahibe odaklanıyor. Bütün zorlamalara karşı kendi bildiğinden şaşmayan adamın yeni düzenin adamlarına karşı çıkma cesareti, gizli destekçiler gizli düşmanlar derken okuyucu kendini öykünün akışına kaptırıyor. Çok hoş öykü bence iki numara.
öykülerin hemen hemen tamamı, sürgün döneminin gözlemlerine yaşantılarına odaklanıyor. Farklı kültürlerin yetiştirdiği insanların araya gelip acılarını dindirebileceklerini veya mutluluklarını artırabileceklerini görüyoruz. sağlam öyküler, karşılaşmak için kaçırılmaması gereken eserler arasında yer alıyor.
Baha Tahir’in Eserleri Öykü İncelemeleri- Yazı Boyutunu Ayarla Okuma rahatlığı için seçin
- Küçük 100% Dev