Kafka’dan Epigraf Devşirmece

Menzil yol yok, yol denen şey tereddütler. Yazamayanlardan hikâyeler üfürmece, neden yazamadığınızı yazmaktan hikâye çıkarabilir misiniz? Çok klişe? Özgüven, klişelere hiç yaslanmıyor; tıkanma biçimlerini kısa kısa çeşitlendiriyor. Ancak sadece tıkanmalar. Örneğin, çok sevdiğiniz hiçbir ortamda görünmeyen yazarın izini buluyorsunuz; evine gidiyorsunuz. Yazarı tanıyan kaportacıdan tornacıdan birinden almışsınız telefonu, yazar sizi direkt davet ediyor yazarın salonundasınız. Eliniz ayağınız dolaşıyor, öykülerden bahsediyorsunuz. Yazarın sizi onca heyecanlandıran, etkileyen öyküsünü şöyle böyle hatırladığını görüyorsunuz. Ortam eskiyor, kazak göze batıyor, gözlerdeki kırışıklıklar huzursuz ediyor. Zamanın geçtiğini yazılanlarla yazılanları yazanın bağını kuramamaya başlıyorsunuz. Yazar karşınızda susuyor söylediğiniz onca şeyin üstüne konuşmak için ağzını açıyor. Yazarın söylemi metinden ibaret; aslında yazar ortada. Adam bunu anladığı sırada bitiyor öykü yoksa yazarın söyleyeceği şey olmadığı için ? açmaz, taşı hareket ettiremeyiz piyona yenilmek üzereyiz derken kurtuluyor. Özgüven’in öyküleri türden. Yarım bırakarak -aslında tamamlayarak- veya tamamlayarak -aslında…- yazdığı öykülerden biri Açık Görüşme.

Huzursuzluğun Fiziksel Yansımaları

İlk öyküye bakalım, okuyan. Huzursuzluğun fiziksel yansımalarıyla uğraşıyor; şakaklarda ürperme, kulaklarda uğuldama, eyleme geçmeden öncesinin patlama noktası. “Düşünce erimiş kızgın cam gibi beynine aktı.” (s. 11) Sözcükler akıyor; biri yakalamaya çalışıyor. Yakalayamayınca yaşamın akışını duyuyor şekilde teselli buluyor. Metin, akış halinde yaşamı kapsıyor. Kurtuluş.

Yanlış Numara

Yanlış Numara, yanlış numarayı arayanlar üzerinden kurmaca kuruyor. Sıklıkla çevrilen yanlış numaranın sahibi küfür yiyor, hakaret yiyor ama hattını değiştirmiyor. Yaşama dair materyal elde etmek için iyi Paul Auster’ı anıyor ki rüyalarının metinlerden aparma olduğunu, Auster’dan esinlendiğini anlayıp kendini biraz daha öteye iteleyebilsin. “Bende telefonun karşı ucunda gerçek insan bulmak dolayısıyla onun hikâyesini öğrenmek umudunu doğuran, belki yeniden hatırlatan günlerde, yıllardır yazmakta olduğum romana yeniden döndüm.” (s. 25) Bağlama oturttuk olanları, devam. Mağazalardan ürün satmak için arayanlar, çağrı merkezi çalışanlarının anlayışsızlıkları derken telefon sapığının olmasını istiyor anlatıcı; böylece her gün yaratım biçimini sürdürebilir. En sonunda arayan kişiyle farklı türde bağlantı kuruluyor, yakın. Anlatıcının çözmeye çalıştığı gizemi açığa çıkarıyor arayan. Aranan adresi bulduğunu söylüyor anlatıcının yanına gelmek üzere yola çıkıyor. Öngörülmeyen çözümler için rastlantısal bağlantılar. metni yazmak için gerekenlerden.

Yaz Günü Tango

Yaz Günü Tango, hamakta sallanan göbek, ellerin kolların keşfedilmesi, bacakları hareket ettirme çabası, yazamamak. Tango için çalınan müzik, adamımızı harekete geçiriyor sevgilisiyle/partneriyle arasını açıyor. Kadın/adam gitmek istese bizimkinin pek gönlü. Nihayetinde dans ediliyor; gözlemleyenin içinde kıskançlıkla birlikte zevk oluşuyor. Partnerinin kulağına fısıldayan adamın flörtöz davranışları keyif veriyor. Bacakların güzelliği hakkında konuşuldu, neler oldu? Yazmak için gereken bilinmeyen faktörü doğuyor; belki adam/kadın yazacak şey bulduğu için öykü sona eriyor.

Cumartesi

Cumartesi için söyleyecek pek şeyim yok demek istiyorum ama feci kıskandım babayla oğlunun yıkıcılık yapıcılık arasında gidip gelen ilişkisini; yüzden biraz açacağım. Boynuz kulağı geçmek istese bunu yazı yoluyla yapamayacağını seziyor. Her ne kadar konuda iddialı olsa. Babasının metinlerinin yanında kendi metinlerinin pek başarılı olmadığını düşünüyor oğul; yüzden başka noktadan kazanılacak zaferin peşine düşüyor. Babanın gençlik fotoğraflarındaki kadınlar, kadınlar, kadınlar nerede? Köşesinde oturan yaşlı adamın zamanlar sürdüğü rengarenk hayattan pek iz kalmamış gibi görünüyor. halde oğul için fırsat. sürü kadınla seviştiğini söylüyor; baba gülümsüyor. Oğlu kendisine çok benzediği için, babasıyla ettiği mücadeleyi oğlunun sürdürdüğünü gördüğü için, belki bunlardan başka şey. “Kahreden sessizlik… Albayım.” (s. 46)

Sonuç

Kısa, yoğun, bazen sadece diyalog halinde, bazen tek olayın anlatımı biçiminde, bazen durumun çeşitlenmesi üzerine iyi öyküler bunlar. Özgüven’in çevirilerini iyi biliyoruz; öykülerini bilmeliyiz. Bence.

Özgüven’in Hikayeleri: Anlatım Üzerine Düşünceler
  • Yazı Boyutunu Ayarla Okuma rahatlığı için seçin
  • Küçük 100% Dev
0