Geçenlerde soykırım suçlusu Radko Mladiç’in ölümünün ardından Sırbistan’ Mladiç’i öven törenlerden, gösterilerden haklı olarak yakınan sosyal medya iletisine atfen “Yerinde serzenişler ama işte herkese kendi soykırımcısı güzel. Talat Paşa bulvarları, caddeleri, okulları var ülkede. ‘Ama başka’, diyeceksiniz tabii. İşte Sırplar için Mladiç ‘başka’. Gelgelelim soykırımcılar aslında hep aynı kumaştan”, diyen tweet atmıştım. Malum, Talat’ın cenazesi 1943 yılında Türkiye’ye getirildi devlet töreniyle gömüldü.

Tahmin edebileceğiniz gibi gönderime bayağı tepki geldi. Türkiye’ herkesin hatta çoğunluğun söylediğimle hemfikir olmaması beklenebilir durum fakat gelen bazı tepkileri yorumları Talat kalkıp görse bile, “ kadar değil”, derdi. “Ruslarla işbirliği” iddiası, olayların kronolojisini değiştirme gibi “klasiklerin” yanı sıra hızını alamayıp hiç Ermeni öldürülmediğini, Ermenilerin Anadolu’ 3 milyon (!) Türk’ü öldürdüğünü söyleyenler vardı. Biri her şeyi birbirine karıştırıp Georgios Grivas’ı “ sizin soykırımcınız”, diyerek benim önüme koydu! Gerçi zihniyette Rum’la Ermeni birbirinin aynı zaten, ikisi “gavur düşman”, gerisi çok önemli değil!

Talat’ın ruhuna dua edenler, “ne yapmışsa iyi ki yapmış”, diyenler hatta “az yapmış, işi yarım bırakmasaydı siz bugün konuşuyor olmazdınız” mealinde söz söyleyenler tabii doğrudan küfredenler bolca vardı.

Türkiye’ Ermeni Soykırımı hakkındaki bilgi birikimi yaklaşım bundan 25-30 sene evveline göre gözle görülür şekilde iyileşti; daha fazla insan öğrendi, vicdanının sesine kulak verdi. Fakat, böyle durumlarla karşılaştığımızda anlıyoruz ki konuda hala derin bilgisizlik söz konusu.

Biz Ermeni Soykırımı’nın olgusal taraflarını çok anlattığımızı zannediyorduk veya zannediyoruz ama bunca laftan sonra hâlâ bilindik ezberleri duymak şevk kırıcı olsa demek ki anlatmaya devam edeceğiz. yandan, ne kadar bilirse bilsin, öğrenirse öğrensin fikrini değiştirmeyen, değiştirmeyecek kesim, dün vardı, bugün Onlar daima, “çok iyi olmuş” demeye devam edeceklerdir ama herkes kadar vicdan yoksunu değil. Biz onlar gibi olmayanlara anlatmaya devam edeceğiz. Yalnız Ermeni Soykırımı’nı değil onu bilmenin, anlamanın, yüzleşmenin bugün hâlâ neden önemli gerekli olduğunu …Özellikle soykırımların, güç savaş politikalarının, militarizmin yükseldiği böyle dönemde.

“ sosyal medya gönderisi altına yazılanlar gösterge olabilir ?”, diye sorulabilir. Bilimsel ölçüm olmasa kanımca göstergedir. kere öyle üç-beş kişi değiller, sayıları gönderinin altında yüzlü rakamları buluyor. Bunların, toplumdaki çok daha geniş kesimin parçası olduğu bence akla yatkın.

İkincisi, sosyal medyada en uç fikirler ifade bulsa sosyal medyanın toplumun ortalamasını gösteren mecra olduğunu düşünüyorum. toplumun ortalaması sonucu değilse eğilimi belirleyendir, bizim ortalamayı dikkate almamız, değişim için ona ulaşmamız gerekir. Ayrıca, böyle gönderinin altına yazılan yorumlardan on tanesinden sekiz tanesi dediğim gibiyse gerçek hayatta bunun tersi oran olması pek gerçekçi olmaz.

Bundan birkaç gün sonra makale okurken makalenin yazarının sorduğu soruyla durum zihnimde ister istemez diyaloğa girdi. Sözünü ettiğim makale, post-post-Kemalizm tartışmaları çerçevesinde (kotarabilirsem konuda daha etraflı yazı yazmayı planlıyorum) İletişim Yayınları tarafından yayınlanan “Kemalizmin Solu Aydınlanmanın Sağı” kitapta, tartışmaları başlatan İlker Aytürk’ün “ Defa Daha Post-Post-Kemalizm: Eleştiriler, Cevaplar, Düşünceler” isimli makalesi.

soruyu soruyor Aytürk: “Türkiye’nin Türklerin modern tarihinde bol miktarda kötülük günah elbette var, ama sosyal beşeri bilimcilerin artık kırk yılın sonunda, niye sürekli aynı temaları incelediklerini kendilerine sormaları gerekmiyor ?” (s. 317). Yukarıda bahsettiğim durumu düşününce sanırım Aytürk’ün sorduğu sorunun cevabını buldunuz ki yüzleşme konusunda azımsanmayacak mesafe kaydedilmiş olmasına rağmen Türkiye bugün hâlâ soykırımı, soykırımcıları, katliamları, asimilasyonu meşrulaştıran, hatta öven devlet anlayışının toplum kesimlerinin etkili ağırlıkta olduğu ülkedir. Dolayısıyla meseleler aşılmış değil ki çalışılmalarına anlatılmalarına gerek kalmamış olsun. Ömrümüz vefa eder günleri görür müyüz bilmiyorum ama çok ümitli değilim. İğneyle kazdığımız kuyular dozerle dolduruluyor.

Not: Yanlış izlenim vermemek için İlker Aytürk’ün Ermeni Soykırımı’nı inkar eden pozisyonda olmadığını belirtmem lazım.