Nolan Amca’yı severiz, bağrımıza basarız Dunkirk’te adam harbiden “Ben yönetmenim, kamerayı koyar filmi çekerim, gerisine karışmam” şovu yapmış. Bize orta okulda Türkçe dersinde kompozisyon yazdırırken “Giriş, gelişme, sonuç olsun” derlerdi ya, Nolan kuralı almış, dürüp büküp çöpe atmış. Filmde ne doğru düzgün diyalog var, ne karaktere acıma var, ne “Bakın adamın evde bekleyen nişanlısı var” draması. Dümdüz gerilim, dümdüz yönetmenlik.

Bak, yönetmenlik bazında filmi çözerken olayı üçe bölmemiz lazım, çünkü Nolan aklı sıra kafamızı karıştırmak istemiş:

Time-Management Üstadı: Kronolojik Zaman Çöpte

Adam filmi üç ayrı yere üç ayrı zaman dilimine bölmüş:

  • Karada (Kumsal): 1 Haftalık.
  • Denizde (Sivil Tekneler): 1 Günlük yolculuk.
  • Havada (Spitfire): 1 Saatlik benzin kapışması.

Şimdi normal yönetmen bunu sırayla anlatır, değil ? Hayır, Nolan “Ben zamanın babasıyım” dediği için üçünü aynı anda kurguya sokmuş. Havada 1 saatte geçen olayla karadaki 1 haftayı aynı anda izliyoruz. bakıyorsun gece, bakıyorsun gündüz. İlk izlediğinde “Ulan ne oluyor?” diyorsun ama kurgu ritmi oturdu sanki kendin kumsalda mahsur kalmışsın gibi nefesin kesiliyor.

Diyalog Yok, Gerilim Var (Hans Zimmer Katkısıyla)

Filmde neredeyse diyalog yok ya! Tom Hardy abimiz koca film boyunca toplasan 10 cümle kurmuyor, onu maskenin arkasından mırıldanıyor zaten. Adam gözleriyle oynamış resmen. Nolan burada laf kalabalığını tamamen kesip işi görselliğe sese yıkmış.

arkada Hans Zimmer’ın meşhur ticking clock (saat tıkırtısı) efekti var ya… Arkadaş, kalbimiz ritim bozukluğuna girdi salonda! Herif yönetmen olarak “Seyirciyi nasıl koltukta dik oturturum?” diye düşünmüş, Hans Zimmer’a “Kardeşim sen oradan saatin tik-tak’ını bas, gerisi bende” demiş. Müzik değil, bildiğin psikolojik işkence aleti.

IMAX Kameralarla Şov Büyütmek

Nolan’ın IMAX sevdası malum. Mavi ekran kullanayım, CGI (bilgisayar efekti) basayım kafasında hiç değil. Gerçek uçakları uçurmuş, gerçek tekneleri batırmış, devasa kameraları Spitfire’ların kokpitine sokmuş. Havada geçen sahnelerdeki kameranın uçağın kanadına sabitlendiği açılar falan… Yemin ediyorum salonda başım döndü, ara “Tükürüğüm genzime kaçtı, galiba düşüyoruz” falan oldum. Gerçekçilik seviyesi tavan.

Velhasıl Kelam…

Dunkirk, klasik “Kahraman Amerikalı/İngiliz askerleri dünyayı kurtarıyor” savaşı filmi değil. Aslında ortada zafer yok, adamlar basbayağı kaçıyor! Ama Nolan “kaçış” hikayesini öyle atmosferle, öyle sinematografi kurguyla servis etmiş ki, filmi izlerken üstüne sinen tuzlu su kokusunu hissediyorsun.

Senaryo bazında karakter derinliği arayanlar patlar, ama “Yönetmen dediğin filmde gücünü nasıl hissettirir?” sorusunun cevabını merak edenler için ders niyetine çekilmiş görsel işitsel. Nolan Amca yine yapmış yapacağını, bize şapka çıkarmak düşer.