Açık söyleyim, adamakıllı aksiyon patlaması ya klasik “iki motorcu otoyolun altını üstüne getiriyor” kafası bekleyenler filmden uzak dursun bura size göre yer değil. Tamam gittiniz heralde tamam biz konumuza dönelim, Easy Rider öyle gürültülü patırtılı yol filmi değil; aksine, kendi içinde acayip sakin, sindire sindire ilerleyen, adeta zamanı yavaşlatan yapım. Motorların homurtusu, arkadan çalan efsanevi müzikler uçsuz bucaksı bozkırlar derken film seni zaten ilk yarım saatte şelalelerin arkasına oturtuyor. Hiç acelesi.

Wyatt Billy’nin derdi büyük cümleler kurmak değil; “Amerika’yı görmeye gittik” esprisiyle başlayan yolculuk, aslında ülkenin 60’lar sonundaki gizli kovanına çomak sokmak gibi Karakterlerin kendi hâllerinde, kimseye zararları dokunmadan otoyollarda süzülmesi nevi hippi rüyasının özeti. Hani rüya ki, sadece rüzgârı hissetmek günün sonunda kamp ateşi etrafında iki çift laf etmekten ibaret.

Tabii sakinliğin en büyük kırılması Jack Nicholson’ın canlandırdığı avukat George Hanson’ın ekibe katılmasıyla oluyor. Adam filmde resmen perdeyi açıyor. kamp ateşi etrafındaki “özgürlükten bahsetmekle özgür olmanın aynı şey olmadığı” muhabbeti filmin omurgası resmen. George’un saf, biraz safdil ama kadar yerinde tahlilleri, dışarıdan “garip” görünen iki motorcunun aslında sistem için ne büyük tehdit (ya en azından tahammül edilemez yabancı) olduğunu sezdiriyor. İnsanların onları kasabada gördüklerindeki bakışları, içten içe büyüyen tekinsizlik hissi… Film tempoyu düşük tutarak gerilimi iliklerine kadar işliyor insanın.

final… Zaten her şey sakin, huzurlu akışın anda nasıl yerle olacağı üzerine kurulmuş meğer. İki kamyoncunun “Bunlar farklı görünüyor, zaman yok edelim” mantığıyla gelen ani, sebepsiz şiddeti… Uzun uzadıya dramatik müzikler çalmadan, öylece pür gerçeklikle bitivermesi cidden sarsıcı.

Sonuç olarak; Easy Rider öyle ders niteliğinde kasıntı başyapıt gibi hissettirmiyor izlerken, sanki kenarda köşede kalmış dönemin ruh belgeseli. Özgürlük masalının otoyolun ortasında nasıl harcandığını sessiz sedasız anlatan, bitince insanı uzun süre sessizliğe gömen acayip deneyim.