Cumhurbaşkanı adayı seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 53’ü tutuklu 435 kişinin yargılandığı İBB davasının ikinci duruşmasına 34’üncü günde devam ediliyor.
Bugün savunma sırası Ekrem İmamoğlu'nda.
İlk duruşmada İmamoğlu'nun savunma yapması engellenmişti. İmamoğlu, 8 Temmuz' duruşmada mahkeme heyetiyle savunma süresinin sınırlandırıldığı gerekçesiyle tartışmış, mahkeme başkanı, İmamoğlu'na “Savunma yapmak istemiyorsanız 'susma hakkımı kullandım' şeklinde zapta geçer, celseyi kapatırım” diye yanıt vermişti.
İkinci duruşmada İmamoğlu avukatları; çarşamba, perşembe, cuma cumartesi günleri boyunca savunma yapabilecek. Bugüne dek pazartesi perşembe günleri arasında görülen dava, İmamoğlu’nun savunması sebebiyle hafta cuma cumartesi günleri devam edecek. kapsamda, ikinci celse sonunda perşembe günü yapılması beklenen yeni tahliyelerin olabileceği tutukluluk incelemesi cumartesi günü yapılacak.
Halk TV Gamze Altunay unutulmadı
BirGün'deki habere göre saat 10.10 itibarıyla duruşma salonuna girişler başladı. Basında önce turkuaz basın kartı olanlar içeri alındı. Ardından uluslararası basın kartları giriş için yeterli görüldü. Salonda sık sık, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz”, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu”, “Hak, hukuk, adalet” sloganları atıldı. Sabah saatlerinde kayyım atanan Halk TV unutulmadı, salonda Halk TV’ye özgürlük” sloganları atıldı.
Öte yandan gazeteciler, aylardır İBB duruşmasını takip eden ancak bugün çalıştığı binaya bile alınmayan meslektaşları Gamze Altunay'ı unutmadı, oturduğu yeri boş bıraktı.
Salona girişler sürerken, YENİ Parti lideri Özgür Özel, Dilek İmamoğlu Selim İmamoğlu alana geldi.
Özgür Özel şöyle dedi: "Daha yolun başındayız. Sakın umutsuzluğa kapılmayın, Halk TV’yi kapattılar demeyin. Halk TV gibi yayına katlanamayan, susturayım ki muhalefet sesini duyuramasın, susturayım ki Özgür Özel konuşacak duruma gelmesin diyorsa iktidar, bitmiştir."
İmamoğlu'nun savunmasının ilk gününde öne çıkanlar şekilde:
Ailelere seslendi, yol arkadaşlarına teşekkür etti
Ekrem İmamoğlu, sanık kürsüsüne geldi, kimlik tespitinin ardından savunmasına başladı. İmamoğlu'na mesleği soruldu, “İstanbul Büyükşehir Belediye başkanıyım".
Gazeteci Fatoş Erdoğan'ın X'ten aktardıklarına göre "Benimle birlikte salonda haksız yere tutsak edilmiş kıymetli yol arkadaşlarım var, dostlarım var; birlikte kaderdaşlık yaptığım insanlar. Her birinin gözünün içine bakarak kader birliği yapıyoruz insanlarla gerçekten taarifsiz tarihî dönemin içerisindeyiz. Burada bulunan çok yakın zamanda aramızdan ayrılan arkadaşlarımız. Her birisinin yaşamı kitaptır; her birisinin yaşamı gerçekten zulmün, zalimliğin, aileleri başta olmak üzere insanlara yaşatılanların taarifsiz duygularla kaleme alınması gereken geleceğe aktarılması gereken hikâyeler barındırmaktadır. manada her birisiyle gurur duyduğumu, her arkadaşın buradaki büyük kısmıyla burada tanıştım. Elbette aralarında çok özel yoldaşlık yaptığım; İstanbul'a, Beylikdüzü'ne hizmet ettiğim yol arkadaşlarım Onları diğerlerini kucaklıyorum. Her birine birer kahraman gibi baktığımı altını çizerek tekrar ediyorum onlarla gurur duyuyorum açıkçası. Ben değil sadece, bence milletimiz milletimizin büyük çoğunluğu onlarla gurur duyuyor; aileleri dostları komşuları onlarla gurur duyuyor.
Burada her gün kapıda hasretle, umutla bekleyen insanlar. insanlar kilometrelerce yaptılar; belki her birinin siviye geliş-gidişleri dünyanın etrafında turu yakalamış olabilir. Çünkü sadece duruşma dönemlerinde değil, duruşmanın dışında buradaki insanlar aileleri, ziyaretlere geldiler; onlarla acılarını hasretlerini giderdiler. Bazıları görüşe gelemese kapıda gelip beklediler. insanları hangi duyguyla tarifleyebilirim inan zorlanıyorum, kucaklıyorum her birini. Tarihî mücadele hattı kurdular, "aile dayanışma ağı" adeta diye tariflediler. Orada umutla bekleyen güzel aileler, eşler, çocuklar, anneler, babalar. Bazen fotoğraflarını gördüm, bazen izleyebildiğim televizyonlarda görüntülerini gördüm. Mini minnacık çocuklar, niçin durumda olduğunu bilmediği annelerini, babalarını ziyaret ettiler; anlam veremediler, anlamlandıramadılar. minicik çocukların, gençlerin, evlatların miniminnacık ellerinden, gençlerin yanaklarından öpüyorum, onları sımsıkı kucaklıyorum. Eşlerini hürmetle, saygıyla selamlıyorum. Büyük fedakarlıkla ailelerine sahip çıktılar, çünkü burada yaşanan şey normal yargılama süreci olmadı, olmuyor. İnsanların sıfır noktasında gelirleri var Türk yargı tarihinde akla hayale gelmeyecek zalimliklerle, işkencelerle muhatap oldular, sürüldüler. 500-600 kilometre Türkiye'nin farklı noktalarına gönderildiler, baskı altında kaldılar.
Çünkü onlardan, süreci tasarlayanların istekleri vardı; hukuksuz istekleri vardı. hukuksuz isteklerine cevap alamayınca onlara zalimlikler yaşattılar. manada büyük ızdırabı onlar yaşarken en az onlar kadar dışarıda harap olan ailelerini kucaklıyorum. Allah bana ömür verdikçe özgür günlerimde hangi yetkiye, hangi imkana sahip olursam evimdeki ekmeğimle, aşımla ailelerin yanında olacağımı, ekmeğimi maya kadar insanların kaderdaşı olacağımı, sadece onların değil, ülkede 500 bine yakın insanı hapise koyup bunu rakamını vermekten gurur duyanların karşısında hapishanelerdeki kader mahkumlarının yanında olup onların yaşadıkları sıkıntıları hayat boyu gözeteceğimi ülkeyi adaletli ülke olma noktasında nefer gibi çalışacağımı; hukukçu değilim ama en az hukukçular kadar kendimi sorumlu hissederek mücadele edeceğimi buradan belirtmek istiyorum.
Tarihi mücadele hattı
Medyascope'tan Furkan Karabay'ın aktardıklarına göre tarihi mücadele hattının kurulduğunu söyleyen Ekrem İmamoğlu, “Mini minnacık çocuklar niçin burada olduğunu bilmediği ailelerini ziyaret ettiler. minik çocukların, gençlerin mini minnacık ellerinden yanaklarından öpüyorum”. Normal yargılama sürecinin yaşanmadığını belirten İmamoğlu, İBB davası tutukluların büyük zulüm hukuksuzluk yaşadığını söyledi. “Allah bana ömür verdikçe özgür günlerimde hangi imkana sahip olursam ailelerin yanında olacağımı, kaderdaşı olacağımı sadece onları değil ülkede nefer gibi çalışacağımı belirtmek istiyorum” diyen İmamoğlu, eşine seslendi “Dilekçiğim seninle gurur duyuyorum” ifadelerini kullandı.
Avukatlara teşekkür
Avukatlara özellikle teşekkür ettiğini söyleyen Ekrem İmamoğlu, Türkiye’deki hukuk sisteminin geldiği noktada avukatların adliyeye bile gelemediği günlerin ızdırabını yaşadığını belirtti. “Bunlar asla unutulmayacak. Her aktörünü, muhatabını tarih yazdı. “Biliyorum ki hesap verecekler” diyen İmamoğlu, “Avukatlarımdan biri tutuklu. Avukatımın avukatı gözaltına alındı. Sadece ailelerimiz, aile yakınlarımız, babalarımız, annelerimiz değil hukukçularımız ızdırabın muhatabı oldular. Hayatımın en ilginç bilgilerini dinledim. Yargı mensuplarının tutum tehditlerini, parmak sallamalarını dinledim”. “ savcı, vatandaşı tehdit edemez ama bunların tam tersini yaşadım, yaşayanlardan dinledim” diyen İmamoğlu, “En acısı haysiyet cellatlığı, masumiyet karinesinin ihlal edilmesi, tutuklu yargılamanının cezalandırma yöntemine dönüştürülmesi…” ifadelerini kullandı.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel YENİ Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik olmak üzere partililere seslenen Ekrem İmamoğlu, “Onlarla gurur duyuyorum”. Baskılara rağmen adalet için meydanlarda direnen herkese teşekkür ettiğini belirten İmamoğlu, “Mücadelenin sesi olan ülkenin pırlanta gibi gençlerine teşekkür ediyorum. Adalet için dua eden herkese teşekkür ediyorum. Hepiniz iyi ki varsınız. Hakkınızı helal. ‘Allah’ım beni aileme mahçup etme, doğduğum bulunduğum yere beni mahçup etme’ diye dua ettim” ifadelerini kullandı.
Erdoğan hatırlatması
Ekrem İmamoğlu, “ söz okuyacağım” diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fon soygunun ardından yaptığı açıklamasındaki “Türkiye’ şahsım dahil hiç kimse eleştirilemez değildir. Elbette adımları atarken boğazlarına kadar çamura batmış olanların tamamen ‘çamur at izi kalsın’ mantığıyla, tamamen nefret siyasetiyle kadrolarımıza karşı, kabine üyelerimize karşı haysiyet cellatlığı yapmasına müsaade etmeyeceğiz.” sözünü hatırlattı. İmamoğlu, “Tebrik ediyorum, kim ki yargılaması bitmeden, yargılaması sonuca ermeden birisi hakkında iftira atıyor, kim ki birisi hakkında haysiyet cellatlığı yapıyor, haysiyetsizdir, namussuzdur, şerefsizdir. Kim yapıyorsa”.
"Umudu kimse söndüremez"
Ekim ayının memleket için çok önemli ay olduğunu belirten İmamoğlu, "İBB Başkanı olduğumda Ekim ayına başka heyecan baktım. İstanbul'un 5 yıl işgal altında tutulduğunu çok az kişi bilir. 6 Ekim, İstanbul'un kurtuluş gününü başka şevk bakış andık, anlattık. 5 yılın nasıl geçtiğini, nasıl zulüm geçtiğini, nasıl şehitlerin verildiğini, sinmiş, sönmüş İstanbul var sanılırken, arka sokaklarda nasıl mücadele verildiğini okudukça gurur duydum. mücadeleyi bildiğim için bendeki umudu kimse söndüremez” ifadelerini kullandı.
"Çıldıracağım."
“Türkiye Cumhuriyet operasyon cumhuriyete döndü” diyen Ekrem İmamoğlu, “Çıldıracağım, nasıl olur? Nasıl kişisel menfaatle yapılabilir? Her şeyin önündedir memleket. 87 milyon yurttaşımız her sabah şafak operasyonuna uyanıyor. Bazen son dakikalar peş peşe düşüyor. Türkiye Cumhuriyeti Türkiye Operasyon Cumhuriyeti’ne dönüştü” ifadelerini kullandı. Fon soygununa değinen İmamoğlu, “Sosyal medya yasakları, gazetecilere olan baskı hani bilgi ulaşmasın nasıl engelleriz bakışı enterasan seviyeye ulaştı. Kuzey Kore’ye rahmet okuyacak seviyeye çıktı”.
Tutuklu gazetecilerin isimlerini tek tek söyleyen Ekrem İmamoğlu, “ tutuklama kararını veren hakim bilmiyor ama ben biliyorum. Cumhurbaşkanı adayı olarak ben biliyorum”. Sosyal medya yasaklarından bahseden İmamoğlu, “Uluslararası işbirliği. Flash TV başlayan medya operasyonları Tele1, Merdan Yanardağ konusu üzerinden ilerledi. T24’ün sesini kestiler sabah son medya vurgunu. Biz vurgun ülkesi olduk. Fon vurgunu, zam vurgunu… Son medya vurgunu, Halk TV operasyonu”.
Gürlek'e: "Operasyon bağımlısı"
Halk TV’ye kayyım atanmasına tepki gösteren İmamoğlu, “Neymiş ihaleye fesatmış, boy boy yalanlar. Akılları sıra milleti kandıracaklar”. Adalet Bakanı Akın Gürlek’ten bahseden İmamoğlu, “Operasyon bağımlısı”. AKP’yi uyaran İmamoğlu, “Sizi operasyon girdabına sokan süreçle iç içesiniz. Allah size akıl fikir versin. Kaybettikleri her şey, milletin güvenini kaybetmişler bütün bunları telafi edeceklerini operasyonlarla her şeye sahip olacaklarını zannediyorlar”. “Allah ülkeyi minik akıllardan korusun” diyen İmamoğlu, “Millet irse izler, mezse izlemez. Siz benim anacığıma hangi kanalı izleyeceğine karar vereceksiniz? Hadi oradan” ifadelerini kullandı.
"Adalet Bakanı fon vurgununda kılını kıpırdatmadı"
Furkan Karabay'ın haberine göre Adalet Bakanı Akın Gürlek’e fon soygunu üzerinden tepki gösteren Ekrem İmamoğlu, “Adalet Bakanı, konu asrın soygunu, fon vurgunu olunca süreçte hiç kılını kıpırdatmadı. Kendi, 20 ay boyunca. ay, iki ay değil bakın 20 ay boyunca”.
İmamoğlu, şunları söyledi:
"Hani delil koruma? Aynı iktidarın başka dosyalardaki hızını hepimiz biliyoruz. Birazdan değineceğim. belediyeye şafak vakti girilir. Bilgisayarlarına aynı gün el konur. Vatandaşın milyarlarca dolarlık birikimi söz konusu olduğunda, hız gösterilmedi. Ekrem İmamoğlu'nun evine sahurda gelindi. Sahurda, sahurda. Ey halkım, sahurda. Sahur sofrasından dakikalar sonra gelindi. Utanmazlar! soruşturmada tutuklu siyasetçi sayısı kaç? Sıfır. Kim inanıyor buna? Ey halkım, yapılan fon vurgunu, asrın soygunu; siyasi iktidarın, hükümetin yetkilileri içindedir. İçinde olmadan bunu yapmaları mümkün değildir. Denetimsizlik kurumlar arasındaki ilişkilerde ayırmacılık, kayırmacılık, nepotizm tavan yapmıştır süreci, süreci sorgulamaktan kaçmaktadırlar. Meclis'te yapılan "Birlikte kararı verelim, birlikte komisyonu kuralım buradan soruşturalım" dediler, kabul etmediler. Çünkü korkuyorlar, kaçıyorlar. İktidarın eski bakanı, 160 milyon liralık yatırımla, 2 milyar 200 milyon lira kazandı. Gönüllü iade dendi ya, gönüllü iade! gazetecinin güzel. Gönüllü. Daha ne kavramlar duyacağız. Daha ne kavramlar duyacağız.
Gözaltı yok, tutuklama yok, paraya nasıl ulaştın diye soran. sorular, kamuoyunun önüne ancak muhalefet getirince geldi. Muhalefet bazı tespitler yapınca geldi. yanda aylarca, yıllarca tutuklu kalan belediye başkanları, öbür yanda gözaltı bile görmeyen süreç yönetildi. Yani eski bakana gözaltı bile yapmadılar. Ama 16 milyon İstanbullunun seçtiği belediye başkanını, evinden şafak operasyonuyla aldılar. Çünkü adalet arayışı. çok. ülkede hukukun kime göre işlediği işte iki tablonun arasındaki farktır. Ey halkım, burayı lütfen iyi takip ediniz. Ödenen ağır bedelin, kötülüklerin bizlere, muhalefete, İBB'ye yönelik operasyonlarla somut ilişkisini sizlerle acağım. Bakın, İBB'ye yapılan operasyonlarla fon vurgunu arasındaki somut ilişkiyi iç içe geçmiş tarifleri, tanımları sizlerle acağım. tarafta İBB, tarafta İMKB. Aynı tarihlerde başlayan atılan adımlarla, tarafa hiçbir müdahale yapılmaksızın, İBB'ye nefes aldırmadan, belgesiz, kanıtsız, delilsiz, ispatsız süreç yönetimini sizlere aktaracağım. Beni suçladıkları her şey, aslında kendi işledikleri suçlardır. Şimdi sırayla tek tek anlatayım.
Asrın soygunu, fon vurgunu başlangıç günlerinde İstanbul Başsavcılığının takibindeydi. Kendileri ifade ettiler. Dönemin başsavcısı, şimdinin Adalet Bakanı, 26 Şubat 2025'te soruşturma kapsamında İMKB ilgili SPK'ya, Sermaye Piyasası Kurulu’na müzekkere yollamış. Sonra ne oldu? Hiçbir. Başsavcı iken yıl, bakanlık döneminde 6 ay soruşturma yapmadı, tek ek talepte bulunmadı, operasyon yapmadı. Aynı Adalet Bakanı, bakın oraya yazdığı yazıdan sadece iki gün önce, 24 Şubat 2025't,e İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne diplomam için iptal yazısı yazdı. Olmamış biçimde, tarihte görülmemiş biçimde yazıydı. Üniversite yazı yazmayınca, nasıl takipse, sadece 16-17 gün sonra, 11 Mart 2025'te tekit yazısıyla skandal biçimde tehditvari “acele iptal et diplomayı” emrini içeren yazı daha yolladı. Takibe bakar mısınız? Anamın ak sütü gibi helal diplomam için çırpınan dönemin başsavcısı, şimdinin Adalet Bakanı, konu asrın soygunu, fon vurgunu olunca süreçte hiç kılını kıpırdatmadı. Kendi, 20 ay boyunca. ay, iki ay değil bakın 20 ay boyunca. Araya Mehmet Şimşek'in açıklamaları girdi, araya başka açıklamalar, başka tespitler, başka yazılar çiziler. Uyaran eski MASAK başkanlarını, uyardığı için aynı Cumhuriyet Başsavcılığı onları gözaltına.
Yasaklanan kitabına dair
Kitabının yasaklanma sürecine dair konuşan İmamoğlu "ilk kez burada anlatacağım" diyerek şunları söyledi:
“Polis tabii savcının emrini yerine getiriyor benim sorgu metnimin derlenmesinden olan kitapmış. İnanılmaz rastlantı. Koskoca İstanbul' matbaada bandrolsüz kitap basılıyormuş, benim bandrolleri yasaya uygun olarak temin edilmiş, gün basımda, basılmaya başlanmış kitap! Nereden öğreniyoruz bunu? Polisin savcıya verdiği bilgiden. arada arama kararına gerekçe olarak gösterilen bandrolsüz kitap yalanı daha dile getirilmiyor. Yani bandrolsüz kitap yalanıyla oraya gidiliyor ama dakikalar içinde anda bandrolsüz kitap uçuyor, söz konusu kitap geliyor; Ekrem İmamoğlu'nun bandrollerini aldığı kitap! Polisin savcıya verdiği bilgiden bunların hepsini öğreniyoruz. Arama kararına gerekçe olarak gösterilen bandrolsüz kitap yalanı daha dile getirilmiyor. Zira polis matbaada yasal olarak temin edilmiş, kitaplara yapıştırılmak üzere hazır vaziyette 22 bin adet bandrol bulunuyor; çünkü bandrol resmî olarak alınmış. Burada bitmiyor. kez savcılık polise diyor ki: "Kitabı inceleyin, bana bilgi verin." Soruşturma konusu birden kitabın içeriğine dönüyor. Nereden nereye geldik! Güya bandrolsüz kitap basılıyordu. Görevi olmadığı halde terör savcısı konuyu alıyor. Görevi değil! "Gidin, arama yapın, delil toplayın" demiş. Bandroller bulununca derhal soruşturma konusu değişti gerçek artık gizlenemez. Aslında aranan delil benim kitabımdı yok edilmek için aranıyordu kitabımdan korktular! Böyle şey olabilir ya? Çünkü kitap düzmece davanın iç yüzünü ortaya koyuyordu. Hukuk görünümlü siyasi zorbalığı kanıtlıyordu.
Savcılık hemen yeni talimat verdi: Kitabın dijital örneğine, ozalit baskısına, kitabın kapağından dört örneğe, basılmış sayfalarından dört örneğe, dört bandrole el konulmasına nihayet kitabın el konulan dijital halinin incelenmesinin yapılarak rapor tanzim edilmesine. Bak bak! Dakikalar içindeki. Bunu en iyi hukukçular anlar yani; ben bile tam kavrayamıyorum hâlâ. En iyi siz hukukçular bunu anlarsınız. Farkında mısınız? Bandrolsüz kitaptan, sessizce içeriği suç oluşturan kitaba geçtik. Gerçi durumda Basın Savcılığı görevli ama bizim terör savcımızı kimse durduramıyor! Öyle talimat almış ki kimse durduramıyor, paldır küldür gidiyor. Fakat savcımız arada okumaya üşeniyor. Belki birisi ki hayatında hiç kitap okumamış olabilir. kitap okuma işini polise veriyor. Tarih 25 Ağustos 2026, saat 20.00. Polis emri alıyor, gerçekten yemiyor içmiyor benim garip gariban polisim, 340 sayfa kitabı sabaha kadar okuyup, 15 sayfalık tutanak tutuyor. Artık sabah oldu; 26 Ağustos 2026, saat 05.45. Bunları hep tutanaklardan biliyoruz. Tutanak dediğim, polisin kitaptan yaptığı alıntılar. Hiçbirinde ne şiddet, ne kin, ne nefret, ne herhangi suç. Ya benim yüzüme bakın; bende kin, nefret olur ya? Bende şiddet olur ? ülkede "kin, nefret, şiddet" dendiğinde "Kim aklınıza geliyor?" dediğimde ben yüzde 90'ın aklından geçeni ben biliyorum."
" ülkedeki ilk büyük kırılması 2019' İstanbul' "
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, “2028' sayın Cumhurbaşkanını seçmek için seçim yapacağız" sözlerine atıf yapan Ekrem İmamoğlu, şunları söyledi: demokrasiyi öldürmenin üç yolu vardır. Hakemleri ele geçirmek, oyuncuları oyundan atmak, oyunun kurallarını değiştirmek. üçünü yaşadık. Hakimler, yargı seçim kurullarıdır. Oyuncular adaylar, liderler, partiler, belediye başkanlarıdır. Kurallar ise anayasa meclistir. İktidarı denetleyecek kurumlar zayıflatıldıktan sonra geriye tek denetim kalır, milletin sandıkta iktidarı değiştirme. Siyasi rekabetin tasfiyesi tam burada başlar. seçimlerin kaldırılması değildir, çok daha sinsi yöntemdir. Seçim yapılır, sandık kurulur, oy kullanılır ama milletin önüne kimin çıkabileceğine, hangi partinin kendi iradesiyle yönetilebileceğine, hangi seçilmişin görevinde kalabileceğine iktidar karar vermeye başlar. zaman seçme hakkı kâğıt üstünde kalır. Seçenek üretme hakkı ortadan kalkar. Bunu üç kelimeyle anlatabilirim. Adaysızlaştırma, lidersizleştirme, partisizleştirme. İşte aslında üç kelime, içinde bulunduğumuz davanın, mahkemenin, içinde olduğu iddianamenin, yani iftiranamenin aslında net tarifidir. Bunlar üç ayrı mesele değildir. Aynı sonuca giden üç yoldur.
Seçim sonuçlarına müdahale, demokratik siyasetin temel kurallarının çiğnenmesidir. İktidar kendi rakibini seçemez, rakibi millet üretir. kuralın ülkedeki ilk büyük kırılması 2019' İstanbul' yaşandı. Az önce anlattım sizlere. nasıl millet tepkisi yaşandığını ifade ettim. İkincisi; milletin kararının tanınmaması artık ülkede gerçek ihtimaldir. Sonra gelen her şey aslında günün, sürecin devamıdır. Bakın bugün artık devletin bakanlık görevini yapan insanlar,Cumhurbaşkanımıza seçim kazandırmak için seçim düzenleyeceğiz, Cumhurbaşkanlığını kazandırmak için seçim düzenleyeceğiz, yani seçimin ne olduğunun anlamını bile yitirmiş insanların bakanlık yaptığı dönemdeyiz.
Şubat 2025'te cumhurbaşkanlığı adaylığım açıklandı. Partim, adayını Türkiye tarihinde ilk kez, üyelerin yurttaşların katılacağı ön seçimle belirleme kararı. Burada önemli olan yalnız benim aday olmam değildi. Önemli olan partinin adayını kendi demokratik iradesiyle belirlemesiydi.İşte tam burada adaysızlaştırma süreci için düğmeye basıldı. Ön seçime günler kala 32 yıllık üniversite diplomam iptal edildi. Cumhurbaşkanlığı adaylığının anayasal şartlarından biri yükseköğretim mezunu olmaktır. Yani iptal, eğitim kaydı değildi, adaylık kararıydı. Sonra dosyada aynı yöntem görüldü. Sahtecilik davasında kritik duruşmadan birkaç gün önce hâkim başka gönderildi."
"Ana muhalefete çöküldü"
Ekrem İmamoğlu, mutlak butlan kararı sonrası Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye kayyum olarak atanmasına değindi. İmamoğlu, “İktidar, güdümündeki yargıyı kullanarak ana muhalefet partisine çökmüştür. görevi butlan kararıyla koltuğa oturtulan şahsa vermiştir. şahıs 21 Mayıs darbesinin işbirlikçisidir”.
Demirtaş'a değindi
“İki cumhurbaşkanı adayı hapiste, biri Edirne’ biri Silivri’ ” diyen Ekrem İmamoğlu, barışın tesis edilmesi için rakipleri hapseden anlayışın ortadan kalkması gerektiğini söyledi. İmamoğlu, “Selahattin Demirtaş’ı Edirne’ tutsak tutmaya çalışan zihniyetin ülkeye barışı getirme şansı yoktur. akıldan şey çıkmaz”.
Ekrem İmamoğlu, TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın, eski Dezenformasyonla Mücadele Merkezi Koordinatörü Furkan Torlak’ın Adalet Bakanlığı’ndaki görevinden alındığına yönelik iddiasından bahsetti. Hakkındaki “casusluk” davasını hatırlatan İmamoğlu, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e seslendi. İmamoğlu, "Eğer doğruysa, yanı başındaki casusluktan haber olanların beni casuslukla suçlamasına ‘ne denir’ diye soruyorum, sormaya devam edeceğim. Ne denir? Ben buna cevap olarak Allah büyük derim" ifadelerini kullandı. İmamoğlu, şunları söyledi: “Çok kişinin bilmediği olayı ayım. Daha hafta. İBB davasının dezenformasyon trolü olması ağına aldığı medya manipüle ettirilen şahıs görevinden kovuldu. Kim olduğunu söyleyeyim ama adını vermek çok ahlakıma sığmayan iştir.
"Yaradan büyük, ona sığınıyorum"
Adalet Bakanlığı'nın gözdesi basın danışmanı görevinden kovuldu. Diyeceksiniz ki İmamoğlu, kötü akıllı basın sorumlusunun kovulmasını niye anlatıyor? Bunun casuslukla ne ilgisi var? Onun yanıtını ben değil, bilakis bana muhalif yayın sosyal medya hesapları veriyor. Bize casusluk elbisesini biçen arkadaşların, kovulan danışmanı için iddialar dile getiriliyor. başka ülkenin istihbarat servisine hizmet ettiği iddiasını ben değil, onlar dile getiriyor. Tabii ki iddia. Kimseyi karalamıyorum. Sadece burada eşdeğer biçimde önlerine koyuyorum. İster otursun yesinler, ister kafasını çenelerinin arasında alıp düşünsünler, umurumda değil. Eğer doğruysa, yanı başındaki casusluktan haber olanların beni casuslukla suçlamasına neden diye soruyorum, sormaya devam edeceğim. Ne denir? Ben buna cevap olarak Allah büyük derim. Yaradan büyük, Yaradan’a sığınıyorum.”
"Bırak Allah aşkına milleti rahat ya"
Ekrem İmamoğlu, "İktidar bizim için saltanat değil. Bizim saltanatımız. eşimdir, kızımdır. Çöktüler millli iradeye, çökmeye devam ediyorlar. gasptır, ağır bedelleri olacaktır. Ben bunu kaldıramam, haysiyetim için yaşıyorum, namusum, iffetim için yaşıyorum”. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştiren Ekrem İmamoğlu, “Ama nasıl kuşak ya? Oturdu koltuktan kalkmıyor. Kimin koltuğu? Milletin koltuğu. Bırak Allah aşkına milleti rahat. Git evine çoluğunla, çocuğunla, torununla, torbanla uğraş. Yazıktır, günahtır millete. milletin aklıyla dalga geçme. milletin aklı kendine yeter. Sanki kendini seçilmiş tek akıllı insan zannedersen olmaz. millet bunu kaldırmaz, ben kaldırmam. Hiç kimse kaldırmaz, hiç kimsenin evladına kaldırmaz. Babasını çekmez çoluk çocuk Kendi babasını, annesini çekmez Ayıptır” ifadelerini kullandı.
Duruşma İmamoğlu'nun savunmasının ilk gününde 17.30 sıralarında bitti. İmamoğlu savunmasına pazar gününe kadar devam edecek.
(Kaynaklar: BirGün, Evrensel, Medyascope)