Bin dokuz yüz doksan iki senesinde neredeydin? Ben liseye yeni başlamıştım İzmir’deydim. Her gün kılıç gibi kuşandığım çift mega basslı ( detayın beni açık ara walkman sahibi herkesten çok daha havalı kıldığını düşündüğümü sır gibi saklamama gerek yok artık sanırım…) walkmanim vardı. ulaşamadığımız orijinal kasetler. Portishead’in Roads şarkısını ilk defa okula giderken sabahın köründe çift mega bass! Çekme! kasetimden dinlemiştim… Hülyalara dalmak böyle şey olmalıydı… Tabi dönem, dönen garip anlamlı kelimeler, youtube’tan spotify’dan anda ulaşabileceğimiz şarkılar yoktu… “Ooh can’t anybody see we’ got war to fight… Never found our way… Regardless of what they say…” Kim beni görmüyordu, neyle savaşacaktım bilmiyordum ama şarkının göğsümde alev yaktığı kesindi. Ben yaşıtlarım meşaleleri elimize almış, hala birbirimize çıkma teklifi ediyorken meğer hayatın bizim için tasarladığı kaçınılmaz şey varmış sıralarda; teknoloji. Hızın hayatımıza girmeden dünyanın hala büyük olduğu son anlarmış doksanlar.

Tam yıllarda hikayemizin ana kahramanlarından Carolyn Bessette New York’taki Calvin Klein mağazasında halkla ilişkiler danışmanı olarak çalışırken Calvin Klein gittikleri davette dönemin Kennedy ailesinin tek oğlu, çapkın bekarı John. Kennedy junior karşılaşır.  İşte her şey kadar basit. Tanışırlar, birbirlerini irler. ben okuluma doğru yürürken onların flörtü başlar.

Hikayenin buradan sonraki kısmında senaryo yazarlarını hikayeye bakış açılarındaki sadelik için takdir etmekten kendimi alamıyorum. John. Kennedy junior, kendi halinde mutemedin oğlu olarak dünyaya gelmemişti. Amerika’nın köklü ailesi Kennedy’lerin genç yaşta başbakan seçilen oğlu John. Kenneddy’nin oğluydu. John. Kennedy, oğlu küçük John. Kennedy Junior henüz üç yaşındayken trajik suikast sonrası hayatını kaybetmişti. Yine annesi Jacqueline Kennedy başarılı gazeteci editördü. Böyle aile hikayesinin ardına karakterin merkezine başarılı olma baskısını yerleştiren, John. Kennedy Jr’ın hayatındaki aşkları es geçip sadece hayatının sonuna yaklaştığını bilmeden kalbinin içine aldığı Carolyn Bessette’le olan duygusal bağını odağa çeken bakış açısıydı sanırım dizinin kadar çok izlenmesinin nedeni. dünya çapında İngiliz Kraliyet ailesi dahil ünlü ailelerin hikayeleri her zaman izlenir. Ama ben yapıma baktığımda en temelde terk edilme korkusuyla başa çıkamayan Carolyn aile hikayesinin baskısı altında ezilen John’u görüyorum.

Bambaşka korkuları olan iki kişinin aşık olma öyküsü… Peki, herkes tarafından tavlanmaya çalışılan yakışıklı John’u kendinden uzak tutmaya çalışan Carolyn tavrı gösterirken içten miydi? Evet içtendi… Carolyn’i gördüğümüz ilk sahnede yanında çalıştığı Calvin Klein’a müşterinin yanında nazikçe öneri verirken görüyoruz. Asla çiğ yerden yapmıyor bunu, seçimine kendine güveniyor. hareketiyle John. Kennedy’nin olduğu davete gitmeye hak kazanıyor.

yıldan yıla araya giren bütün teknolojiye, internete, küçülen dünyamıza inat değişmeyen tek şey var; iki insan arasında kaçınılmaz olan çekim. Biliyorsunuz çekim dediğimiz şey, ne zamanla yerleşiyor, ne alıştırma yaparak kazanılıyor. İlk anda varsa var yoksa. Görsel olarak, müthiş sadelikle görüyoruz John Carolyn arasındaki ilk andaki çekimi. hikaye anda başlıyor.  Mükemmel doksanlar atmosferi altında, dönemin siyaseti, yine dönemin enfes müzikleri içinde iki insanın arasındaki duygu arasında kaybolup gidiyoruz. Ben izlerken içine düştüm. Sanıyordum ki abartıyorum fakat an itibariyle altmış beş milyon saat izlenme aldığını okuyunca anlıyorum ki duygunun gerçekliğine, dönemin ruhuna oldukça hasret kalmış eski yılların çocuğu yılların yetişkini geniş topluluk.

The American Love Story, bana tek şeyi anımsattı; dürüstlüğü. Neden ? Carolyn, babası tarafından erken yaşta terk edilmiş, yine John gibi güçlü anne figürüyle büyümüş dışarıdan güçlü içeriden kırılgan kadın. Aslında “insan” gibi değil ? Bize günlerde kırılganlık ayıp şeymiş gibi anlatılıyor sürekli. Oysa ki korkularımızdan doğal ne var hayatta? Carolyn, geçmiş yaralarından mütevellit karşısındaki insan John. Kennedy bile olsa gardını ilk anda hatta epey süre indirmez/ indiremez. Çünkü, olduğu gibi yaklaşır karşı tarafa yani dürüstçe. Carolyn’den alışık olduğu ilgiyi alamadığı için peşinden koşmaz, kadının doğal çekimine kapılır. Yeri geldiğinde yani Carolyn’in sevgilisi olduğunu anladığında geri adım atmasını bilir. Gönlü çocuk kalmış, tavrı yetişkin iki insanın doksanlarda gönül telimizi titretmiş ezgiler eşliğinde boğazımızdan kayan sıcak çikolata gibi aşka düşmesine şahitlik ederiz. Aşık olduysak, çift mega bass’ta Mazzy Star Fade into you’ya geçebiliriz.

A stranger light comes on slowly
A stranger’s hearts without a home
You put your hands into your hands
And then It’s smiles cover your heart

Carolyn’in güçlü sert anne figürü, John’un seçkin seçici ailesi iki dünya güzeli insanın etrafında dönen baskıcı basın, fotoğraf makineleri, atılan laflar ilişkinin ilk kırılma noktasını getirir. İzlediğim, gördüğüm en güzel evlenme teklifini John, Carolyn’e basit sandal üzerinde yapar. Carolyn evet diyemez hayır diyemez. Aslında gönlü aklı “evet” olsa ilişkiye, aşka “hayır” demeye alışmış tavrını kıramaz. Basının gözünde gözde bekarın kalbini çalmış kadınken sandalın üzerinde sadece babası tarafından terk edilmiş kız çocuğudur Carolyn. gelen nazik belirsizliği seven herkes gibi kırılgan halde ama anlayışla karşılar.

Hayatta alışkanlıklarımızı kırmaktan daha güzel daha zor olan başka ne var? Çok sevilsek bile değişime ayak uydurmak için yeterince cesur olmakta gerek. Elbette John, aldığı örtük hayır, gizemli belirsizlik karşısında kırılır. İçine. Sadece gerçeklerin değil seven kalpler arasında içe atılan her duygunun gün, gün yüzüne çıkmak gibi huyu vardır. Yine hikaye anlatıcıları burada tatlı yansıtmayla Carolyn’i eski sevgilisiyle buluşturur. hayatta bize kendimizle net gerçekleri bizi zamanlar yakından tanımış insanlar söyleyebilir. Carolyn, John’un teklifini aslında kabul etmediğini onu bugünlerin deyimiyle “gri alanda” bıraktığını anda fark. Sevdiğimiz, fikrine güvendiğimiz birinden duyduk diye, kerecik kendimizle yüzleştik diye alışkanlığı kırmak kolay ? Değil. Carolyn kaçar. Yani kaçabildiği kadar kaçar. Sabır gösteren her sevenin geleceği patlama noktasına John gelir. parkta başlayan kavga güne yayılır. Nihayetinde ağzından nasıl çıktığını bilmeden Carolyn John’a kendisini hiçbiriyle yaşlanırken düşünmediğini ama onunla olabileceğini söyler. Aşık çiftin içtenlikle kavgasını harika diyaloglar oyunculuklarla bize geçiren Carolyn Bessette’yi canlandıran Sarah Pidgeon John. Kennedy’yi canlandıran Paul Anthony Kennedy’nin içten oyunculuğu sahneyi dürüst gerçek kılar. Bazı kavgalar edilir, bazı alışkanlıklar kırılır. İki insan birbirine karşı dürüst sadıksa bazı değişimler olabilir. İzleyeni tekrar aşka inandırma kudretinde olan sahne için playlistimizde Duran Duran / Come undone’a geçebiliriz.

Who do you need?
Who do you love?
When you come undone?

Yani diyor ki, kendini kaybettiğinde kime ihtiyaç duyuyorsun? Onlar tam olarak ilişkilerinin noktasında birbirlerini seçti dış dünyaya doğru akan yolculukları başladı. Tam seçimden sonra hikayeye yepyeni bakış açısı gelir; köklü aileye gelin giden kadına basının bakışını, halkın gözünü, tek küçük anla izleyiciye bunu gösterirler. Carolyn John, davete katılacakları sırada fotoğrafları çekilirken gazeteci Carolyn’e hakaret. John’u değil, Carolyn’i baskı altına alırlar. Çiftin kadın olanını daha çok hırpaladıklarını görürüz. Ne kadar seversen sev, kötülük herkesi. Carolyn depresyona girer. John durumu içtenlikle anlamaya çalışsa kendisi Carolyn’e göre daha çok alışık olduğu için onun gibi hissedemez. İlişkilerinin ilk depremleri başkalarının gözleri yüzünden başlar. Aynı dönemde İngiliz kraliyet ailesinin bahtsız prensesi Lady. prens Charles’tan ayrıldıktan sonra el ele basın karşısına çıktığı sevgilisi Dodi el Fayed’le gazetecilerden kaçarken geçirdikleri kaza sonucu hayatlarını kaybeder. Carolyn durumla kurduğu özdeşlik yüzünden çok etkilenir. John Carolyn’e açıkça hak vermese artık konuyu “atlatırız” şeklinde geçiştirmeyeceğini bilir. Karanlık günler, ayrı yataklar, uzak sohbetler, çifti terapi koltuğuna taşır. süre ayrı kalmaya karar verirler.

Severek ayrılmak çok zor! Severek ayrılmak zorunda olmak! Sevdiğinle onarabilmenin tek yolunun ayrı kalmak olduğunu bilmek! John Carolyn’in ilişkisi kırık kol gibi havada sallanırken ortak organizasyon araya yumuşak tüy gibi giren Carolyn’in ablasının kız kardeşiyle konuşması John Carolyn’i araya getirir. Kendisini her anlamda ispat etmeye ihtiyaç duyan John, henüz uçuş ehliyetini yeni almış olmasına rağmen Carolyn ablasını kendi kullanacağı uçakla gidecekleri yere götüreceğini söyler.

Dizinin açılış sahnesi bizi aşk yolculuğuna çıkarmadan çiftin hayatlarını kaybedecekleri uçağa binmeden önceki anda kurulmuş. Biterken biliyoruz ki ne çok fırtınadan geçtiler. Ama son andaki öpüşmeleri bile doğal, içten, aşk. Yani; dürüst. Onlar aşkla öldü

Sonra daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı, devir orada öylece kapandı gitti.

dönemin ruhunu, puslu atmosferini, insanlar sadece insan diyerek anlatan, hasretinde kaldığımız ne varsa ince ince önümüze koyan American Love Story sadece ünlü iki kişinin aşk hikayesi olmaktan çok ötede yapım. Şimdi gözlerimi kapatıp okul yoluma dönerken, çift mega bassın neye yaradığını bilemeden birini açıp diğerini kapatıyorum. John Carolyn’in güzel ruhlarından İzmir’ çocuğun anılarına doğru giderken dünyanın tekrar olduğumuz yerden ibaret olduğunu sandığımız anlara bugünlerde bize içten içe yanlış hissettiren bütün hıza ithaf ediyorum;

Oh can’t anybody see!
From this moment…
How can it feel this wrong