Şiir Teorisi

Bloom, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybetti geride, Türkçeye çevrilen iki metin dışında, otuza yakın eseri bıraktı. Kurmacalarının bulunduğu biliniyor ancak esas olarak eleştirileriyle tanınıyor. Örneğin, Batı Kanonu, huysuz bilge ihtiyarın edebiyata Batı perspektifinden bakışını içeren oldukça ilginç yazıda, Bloom’un “yanlış okuma” kavramı etrafında şekillenen düşüncelerini incelemek istiyorum, zira onun “etkilenme endişesi” dediği olgu, yüzyıllar boyunca edebiyat üzerindeki izlerini sürdürüyor. Shakespeare’in “insanı icat etmesinden” sonra, başka türlü icatlara yol açan uzun yolu aydınlatan Bloom, sanatçılar arasındaki etkileşimleri ortaya koyarak kendi kanonunu yaratıyor.

Bloom’un metninde, zincirlerin birbirine geçtiği noktalar oldukça dikkat çekici. “Tüm samimiyetiyle nefret ettiği” Heidegger’in düşüncelerinden etkilendiğini sayede etkilenme konusunu derinlemesine ele alabildiğini ifade ediyor. sonu olmayan olay; Shakespeare, kendi karakterlerinden başka karakterler yaratacak kadar metinlerinden etkileniyordu. Yazarların, yazdıkları öyküdeki karakterleri başka metinlerinde açarak veya genişleterek roman kahramanı haline getirdikleri örnekler var; bizde İnci Aral örneği gösterilebilir. Bunun yanı sıra, gündeliğin olağanüstülüğünden etkilenebilen sanatçılar mevcut. Bloom, Shakespeare’in güneş iki ay tutulmasını metinlerine taşıdığını belirterek çıkarımı yapıyor: “Yıldızlardan kaderlerimize kişiliklerimize doğru akış, ‘etkilenme’nin ilksel anlamıdır — Shakespeare karakterleri arasında kişiselleştirilen anlam.” (s. 10)

Bloom, arada “yanlış anlama” örneği veriyor; hukuki terimin Shakespeare tarafından kasıtlı veya bilinçsiz olarak başka anlamlar kazanacak biçimde kullanıldığını ifade ediyor. Çoğu örneği Shakespeare metinlerinden sunan Bloom, Batı’nın kanon yaratıcısına saygısını sunmaktan kaçınmıyor. “Önsöz” bölümünde sıkça Shakespeare’den bahsetse asıl bölümde onun esamesi pek geçmiyor. Metnin ilk yazıldığı 1967’ Shakespeare özgünlük üzerine düşünmeye henüz hazır olmadığını belirtiyor. Batı Kanonu‘nu yazdıktan çok sonra, 1997’ metnin ikinci versiyonu basıldığında Shakespeare’i Marlowe kıyaslayarak kavramlarını temellendiriyor. Asıl metne ek bölüm yazarak oradan buradan Hamlet çıkarmaması oldukça ilginç. Tabii ki, Hınç Okulu eleştirileri var; aralarında nasıl tartışma geçtiyse Bloom, “Yeni Marksistler, Yeni Feministler, Yeni Tarihselciler, Fransızlardan etkilenen teorisyenler” tayfasına “Shakespeare’i bambaşka şeye indirgedikleri için” oldukça kızgın. Fransızların hiçbir zaman özgünlüğe değer vermediğini belirtecek kadar ileri gidiyor. Ayrıca, şöyle diyor: “Gerek İngiltere’ gerekse ABD’ devrimci geçinen akademisyenlerin söyledikleri kadar iç bunaltıcı çağdaş komedi bilmiyorum. Bunlar, Shakespeare’in estetik önceliğini reddederek ya her türlü estetik önceliğin kapitalist gizemlileştirmeden başka şey olmadığını iddia ederek, dünyadaki aşağılanmışların ezilmişlerin adına konuştuklarını zannediyorlar.” (s. 15)

Göz AtınProust Madam Williams’ın Mektup ArkadaşlığıHrabal’ın Presçilik Günleri: Savaş Sonrası Hayat Kitapların Korunması

Ona göre Shakespeare, tüm bunların üstünde hiçbir şey onu sınırlayamaz; kendi metinlerinden başka hiçbir şey onu açamaz. Modern yaşamın kitabını yazan Shakespeare, çokkültürlü dünyanın temel taşıdır direnilemeyen endişe olarak etkilemenin merkezindedir. Oyunlarına gitmeden veya metinlerini okumadan ondan etkilenmişizdir; dolaylı olarak, ondan etkilendiğini bilmeyen veya kabul etmeyen yazarlar tarafından. Bloom, kanonlu metninde söylediğini burada alıyor Freud’un aslında “Hamlet kompleksi” olarak adlandırılması gereken buluşundan bahsederek etkinin bilim dallarına kadar yayıldığını vurguluyor.

İkinci aşamada Marlowe-Shakespeare kıyası var; etkilenme açısından Shakespeare’deki Marlowe izlerini hangi noktada Shakespeare’in Marlowe’dan uzaklaştığını, eserlerinin nasıl üstünleştiğini gözlemliyoruz. Bloom, ilk olarak ikisinin birbirlerini tanımadığını belirtiyor. Dört yıl boyunca -Marlowe genç yaşta kralın adamları tarafından öldürülene kadar- Londra sahnesinde yazmak için rekabet ediyorlar; ancak sonradan arkadaş çevrelerinden ötürü tanışmış olabileceklerinden bahsediyor. Birbirlerinden haberdar oldukları kesin; daha iyisini yazmak için çaba sarf ediyorlar. Bloom’un yorumu “Marlowe asla gelişme kaydetmemiştir otuz yaşını görseydi bile asla kaydetmeyecekti. Shakespeare ise haddinden fazla gelişim gösteren biriydi sonuna kadar deneyciydi.” (s. 19)

Bloom, Shakespeare’in Marlowe’dan etkilendiğini, etkilenme endişesinin ağırlığını taşıyarak etkilendiğini yanlış okuma -yaratıcı okuma aynı zamanda- yoluyla çok daha öteye gidebildiğini belirtiyor. Örnek olarak, Shylock’ın Maltalı Yahudi’den doğduğunu babasını kat kat aştığını ekliyor. Shakespeare’in enerjisi retorikten, psikolojiden kozmolojiden geliyor; bunların muazzam karışımıyla karakterler değişime açık hazır. Marlowe’un tipe varan karakterlerinden çok daha gerçekçi anlatım sunuyor. Bloom’a göre, Shakespeare Kutsal Kitap’tan, Ovidius’tan Chaucer’dan oldukça etkilenmiş durumda; özellikle Bloom için kurmaca nitelikleri nedeniyle en büyük eserler olarak görülen Kutsal Kitaplar, her zaman olduğu gibi zamanlarda büyük esin kaynağıydı. Shakespeare, esin kaynağını Marlowe’un oyunlarından almış yüklendiği ağırlığı üzerinden atmak için Marlowe’u kendi oyununda karakter haline getirip kaynakla bağlantısını koparmış, kendisi kaynağa dönüşmüştür. “Shakespeare’in insanlığı icat etmesinin arkasında Marlowe’un salt karikatürist olarak sahip olduğu duygusal güçten daha büyük kışkırtma olabilir ?” (s. 31)

“Büyüyen iç benlik” kavramı, Shakespeare’e ait icat olup, ortaya çıktığı noktadan itibaren gerçekliği kurmacayı baştan aşağı değiştirecek kadar güçlü. “Barabas Marlowe’dur, ama Shylock bugün dört yüz yıldır Yahudidir hâlâ büyük incitme gücüne sahiptir.” (s. 39)

mevzu burada kalsın; esas bölüme geçeyim. Bloom, öncelikle teorisinin ana hatlarını çiziyor. Daha az yetenekli şairlerin, idealize edip tahayyülü güçlü olanların kendilerine mal ettikleri şiirleri şairleri borçluluk duygusuyla değerlendirmeleri açısından ele alıyor. Çok lüzumsuz bilgi ama sıkıştırayım şuraya; Vahşi Hafiyeler‘ olduğu gibi geçiyordu mevzu, damardan gerçekçi tayfanın mottolarından. Neyse, şiirin yanlış okunmasından bahsediyor ama bunu şairin sıklıkla kullandığı izleklerden şiirleriyle yapılan kıyastan içerikten nereden çıkaracağımız üzerinde durmuyor; etkilenme teorisinin fikir babalarına atıyor. dizi örnek veriyor endişe duygusu taşımayan şairin -aktif bilgiçlerin- etkilenmeye kapalı olduğunu belirtiyor. Şairin yaşam döngüsü için zincire takılmaya ihtiyaç duyacağı fikrini öne sürüyor ardından etkilenmenin altı kategorisini sunuyor. Metnin geri kalan kısmı, altı kavramın uygulamalı açıklamalarına ayrılmış durumda; Bloom, kendi terminolojisini etkilendiği metinlerin insanların içinden çekip alıyor.

  • Clinamen: Gerçek anlamıyla şiirin yanlış okunması.
  • Tessera: Tamamlama antitez. şairin selefini antietik olarak tamamlaması.
  • Kenosis: Selefle sürekliliği koparmayı amaçlayan özgürlük hareketi, Aziz Pavlus’tan.
  • Daimonikleşme: Selefin Yüce’sine tepki olarak kişiselleşmiş Karşı-Yüce’ye ulaşma yönündeki hareket.
  • Askesis: Yalnızlık durumuna ulaşmayı amaçlayan kendini arındırma hareketi. Empedokles kaynaklı.
  • Apophrades: Ölülerin dönüşü. Şairin seleften tekrar etkilenmesi selefin eserini kendi yazmış gibi düşünmesi.

İki tanesine değinip bırakayım; hepsine gücüm yetmeyecek. Şunu söylesem benim için yeterli: Bloom, kavramları arada kullanarak yanlış okumanın selefi ortadan kaldırmaya yol açabileceğini gösteriyor. Kavramların, müstakil oldukları gibi iç içe geçebileceğini belirten dünya alıntıya yer veriyor.

Clinamen: Yanlış okuma. Borges’e göre şairler, kendi seleflerini yaratırlar; Cohen’a göre şiirler, kendilerine cevap veren başka şiirler yaratırlar; Eliot’a göre, seleflerin omuzlarında yükselen halefler yine kendi şiirlerini yaratırlar, tamamen kendi şiirlerini. Buradan Coltrane’e bağlamak ne kadar abes olur, çalmaya başlamadan önce her şeyi unuttuğuna dair sözü. Yaptığı bütün pratikler, dinlediği bütün şarkılar parçası olduktan sonra hatırlamaya ihtiyaç yok, bomboş -aslında dünyalarla dolu- zihinle çalıyor. Şiirde benzer durum var; Milton örneğinden hareketle Bloom, Milton’ın Şeytan’ı şair olarak görüp kahraman kılmasını anlatıyor. Düşüşü, etkilenmeyle bütünlüyor Kierkegaard’ın düsturuyla sürüyor: “Çalışma isteyen kendi babasını doğurur.” Sfenks Kerubi’yi kıyaslıyor; Sfenks’in doğanın ta kendisi olduğunu, Kerubi’nin ise Tekvin’ koruyucu rolünde olduğunu “ayırıcı” olmadığını ifade ediyor. Kurbanlaştırma işlemi, etkilenmenin temelinde yer aldığı için tedirginliğe yol açmayan hiçbir veri ilerlemeye katkı sağlamıyor. Bloom, Descartes’ın fikirlerinden Platon’un şairler üzerinde kurulması gereken otoritenin varlığına kadar pek çok noktadan yaklaşıyor “finali düşerken sapan gelişmiş Cehennem’ yatan” şairin sözleriyle bitiriyor.

İki dedim ama pilim bitti, kadar. Bloom’un onca şiirden çıkardığı onca fikri birbirine bağlayıp kendi kavramlarına ulaşması -tersi - çok sıkı örülmüş teori çıkarıyor ortaya. teori, şiire farklı açılardan yaklaşmak isteyenler için birebir. Gerçi sadece şiir için değil; sanatın herhangi dalını düşünerek okuyabiliriz.

Ferit Burak Aydar çevirisi, şiirlerin çevirisi ise Emine Ayhan’a.

0 mek0 Komik0 Sinirli0 Sıkıcı0 Şaşırmak Bloom’un Şiir Teorisi: Etkilenme Yanlış Okuma Kavramları Normal (100%)
  • Yazı Boyutunu Ayarla Okuma rahatlığı için seçin
  • Küçük 100% Dev
0