Zühal Tekkanat, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybetti. Geride bıraktığı eserleri arasında şiirleri, röportajları Cemal Süreya’ya dair anıları bulunuyor. Yapılan röportajlarda, Süreya’nın Tekkanat’a şiddet uyguladığına dair bilgiler yer almakta. durum, mahremiyetin ihlaline varan deşilme çabasını magazinel malzeme çıkarma gayretlerini gündeme getiriyor. Tekkanat, konular hakkında daha fazla konuşmayı reddederek, canının acıdığını ifade ediyor.
Özellikle üç röportaj oldukça önemli. Bunlar, olarak belirtilmiş. Şiirleri ise şurada bulmak mümkün, okurlarını bekliyor. Leylâ Şahin’in metnine gelecek olursak, Zühal Tekkanat’la yapılmış röportajların yanı sıra Cemal Süreya’nın yazıları mevcut. Sözcükler dergisinde yayımlanan kayıp mektuplar fotoğraflar dikkat çekiyor. Ancak, Süreya’nın ölümünden sonra Cemal Süreya Kültür Sanat Vakfı’nın etkinliklerinde çekilmiş fotoğraflar bunlar; Süreya’nın gün yüzüne çıkmamış fotoğraflarını görmek isteyen gönül için hayal kırıklığı yaratıyor. Ayrıca, fotoğraflardan birinde yer alan dört kişiden üçünün adı verilmişken, pos bıyıklı biraz kısa görünen adamın adı verilmemiş. adam, edebiyatımızda önemli yazar olarak kabul edilen Necati Tosuner. Neden unutuldu veya başka sebeple adı konmadı, bilmiyorum.
Metnin ortaya çıkış hikâyesini Şahin şöyle anlatıyor: “Cemal Süreya’ Dağlarca adlı araştırma konusu vardı zihnimde. arada Cemal Süreya en uzun yaşamış olan, oğlunun annesi Zühal Tekkanat’tan Cemal Süreya’yı daha ‘içeriden’ öğrenmek istedim. evime yakın olan Bağdat Caddesi’ndeki Hatay Restaurant’a çağırdım. Sağ olsun hemen geldi gün çalışmaya başladık. Diyebilirim ki Cemal Süreya’ Dağlarca kitabı asıl çalışma içinde gövdeleşti.” (s. 13) Başka araştırma için araya gelinmiş, araştırmanın basılmasıyla birlikte metin ortaya çıkmış gibi görünüyor. Dolayısıyla, derinlemesine araştırma bekleyenleri hayal kırıklığına uğratan durum söz konusu. Sorulacak birçok soru varken, Süreya’nın veya Süreya hakkında yazılmış yazıların Tekkanat’ın anlattıklarından daha fazla yer kapladığını görmek üzücü. Yine metin, tatmin edici içeriğe sahip. “On Dördüncü Mektup” adını Tekkanat koymuş, “Güneşten Yırtılan Caz” adını ise Şahin vermiş; iki başlık altında inceleme çıkmış ortaya.
Göz AtınBloom’un Şiir Teorisi: Etkilenme Yanlış Okuma KavramlarıProust Madam Williams’ın Mektup ArkadaşlığıTekkanat Süreya’nın tanışma hikâyesi, 1967’ evlenmeleriyle başlıyor. Kadıköy’deki Beşiktaş İskelesi’nin tam karşısında, şimdi muhtemelen Starbucks’ın bulunduğu Marmara Apartmanı’na taşınıyorlar. Tekkanat, göçebeliğe değiniyor; apartmanda üç daire değiştirmişler ama Süreya’nın göçebeliği sürgünlüğü çok daha öncesine, çocukluğuna dayanıyor. Dersim Katliamı’ndan süre sonra, Süreya’nın amcası valinin kafasını yarıyor devlet, amcayı ailesini Bilecik’e sürüyor. Süreya’nın babası kardeşini yalnız bırakmamak için peşinden gidiyor. Şiirlerinde bunu anlatır; Göçebe‘yi anmak lazım. Bilecik’te süre yaşıyorlar; on yıl boyunca orada kalmak zorunda olmalarına rağmen süre bitmeden İstanbul’a taşınıyorlar. süre sonra evlerinin polisler tarafından basılması, genç yaşlı demeden herkesi karakola götürmeleri ardından Bilecik’e geri yollamaları durumu yaşanıyor. Cemal Süreya, ilk eşiyle Bilecik’te tanışıyor; ardından Mülkiye yılları, memuriyet İstanbul süreci başlıyor. Cemal Süreya’nın hayatını kaybettiği Cihanseraskeri Sokağı’ndaki ev, şairin yaşadığı yirmi dokuzuncu ev olmuş. Yirmi dokuz evde aranan huzurun yükü ağır olsa gerek.
Tanışma faslına dönecek olursak, Tekkanat on yedisini bitirir bitirmez ailesinin zoruyla evlenmiş, eşi askeri hâkimdir. Kızları İçsel adını taşımaktadır. Daha yaşlarda şiirle ilgilenmeye başlayan Tekkanat, okumakta yazmaktadır. Ancak, dönemde yaşadığı iki travmatik olay var: Eşi, onun şiir defterini yok ediyor üstüne aldatıyor. Tekkanat evliliği sonlandırıyor, Ankara’dan İstanbul’a ailesinin yanına dönüyor çeşitli gazetelerde çalışmaya başlıyor. Papirüs yazıhanesine yakın yerde çalıştığı için iş çıkışlarında Süreya’nın yanına uğrayarak iş kaçırmaya kadar gidiyorlar; birbirlerini kaçırıyorlar anlamda. Süreya, yanına Ülkü Tamer’i alarak kamyonete atlıyor Tekkanat’ın yaşadığı aile evinin önüne geliyor. Kitaplar, saksılar eşyalar araca yerleştiriliyor; Ülkü Tamer kasada, elinde saksıyla oturuyor. Çok hoş Cemal Süreya’nın ilk evliliğinden kızı var;. Anlaşılan, kızlar arasında sorun yaşanmıyor ama metinde birlikte fotoğrafları olan Perihan Bakır -Cemal Süreya’nın kız kardeşi- Zühal Tekkanat arasında kavga gürültü eksik olmuyor; röportajlarda yer almakta.
Ayrılık faslını kısaca geçecek olursak, Tekkanat, röportajlarda Süreya’nın kaçamaklarının kendisini yıprattığını belirtiyor nedenle ayrıldıklarını ifade ediyor. Ancak, tekrar araya gelme çabaları olmuş; fakat şeylerin yitip gittiği için kalıcı olmuyor. Tekkanat, Memo Emrah’tan bahsediyor; hassas ailesinin ayrılığını kaldıramıyor hızla kilo alıyor. Anlatımın kopukluğundan dolayı Tekkanat’ın detay vermek istemediğini anlıyorum. Memo gün cebinde silahla eve geliyor ardından polisler tarafından götürülüyor. Ölümü çok acı; intihar olduğu söyleniyor, ancak Tekkanat’ın söylediklerinden yola çıkarak, Memo’nun iki arkadaşının suçlu olduğunu anlamak mümkün. Evde üç kişi takılırken Memo’nun tüfeği ateş almış. Süreya’nın ölümünden yedi ay on iki gün sonra Memo’nun hayatını kaybetmesi, Tekkanat için çok ağır sınama. Süreya’nın çocuklarıyla ilişkisine dair soruya verdiği cevabı aktaralım: “Ayçe babasına kırgındı. Cemal, Ayçe’yi seviyordu fakat hiçbir yakınlık bulamadı ondan. tür meselelerde haklı olan daima çocuklardır. Cemal Süreya, Türk şiirinin, Türk edebiyatının en seçkin şairlerindendir, insan olarak seçkin kıymetlidir fakat çocuklarına iyi baba olamadı. Daha doğrusu, eve anne baba ayrılığı girdiği zaman, iyi anne iyi baba olmak kolay değil bunun faturasını çocuklar ödüyor. daha söylüyorum: Cemal gerçekten iyi insandı. İyi sözcüğünün bütün derinlikleriyle iyi insandı.” (s. 35)
Doğan Hızlan’ın yazısı metne dahil edilmiş. 1999 yılında yayımlanan anma yazısında, Süreya’nın Dağlarca’ya duyduğu sevgi büyük şekilde ifade ediliyor. gün Dağlarca, “Cemal şiiri bıraksın, düzyazı yazsın,” diyor; Süreya’yı çok üzmüş öfkelendirmiş. Kendini ihanet edilmiş gibi hissediyor ama küsmüyor. Dağlarca hakkında yazılmış en güzel yazılardan birini kaleme alıyor. Ayrıca, Süreya’nın ölmeseydi Nâzım Hikmet hakkında kapsamlı çalışma yapmayı planladığını öğreniyoruz. Yine Nâzım Hikmet’in savunusu olarak görülebilecek yazı kaleme almış; Mehmet Kaplan’ın yorumlarına değinilmiş ama aslında kesime karşı duruş sergileniyor. Mehmet Kaplan’ın yazısına bakarsanız -ki bakmayın, üniversitede gına gelmişti artık onun taraflı ayarsız yorumlarından- Süreya’nın ataklarını iyi şekilde savuşturduğunu görebilirsiniz. Ayrıca, Ceyhun Atuf Kansu’yu çok sevdiğini belirtiyor; portrelerinden birini Kansu’ya ayırmıştı sanırım.
Metnin sonunda kayıp dört mektup yer almakta, ardından fotoğraflar kapanış bölümü geliyor. Daha kapsamlı çalışma olabilirmiş Dağlarca uğraşının yan ürünü olarak ortaya çıkmasaydı keşke. Olduğu kadar artık, her türlü ilgi çeken metin çıkmış ortaya. İlgilisinin ellerinden öperiz.
0 mek0 Komik0 Sinirli0 Sıkıcı0 Şaşırmak Zühal Tekkanat Cemal Süreya: Anılar, İlişkiler Edebiyat Normal (100%)- Yazı Boyutunu Ayarla Okuma rahatlığı için seçin
- Küçük 100% Dev