CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu dahil 68’i tutuklu 414 sanıklı davanın ilk duruşmasına, 48’inci günde devam ediliyor.

Dünkü duruşmada Vatan Emniyet’te çıplak aramaya maruz bırakıldığını Çağlayan Adliyesi’ndeki savcının kendisini çocuklarıyla tehdit ettiğini söyleyen Medya.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker avukatı savunma yapmıştı. Dün duruşmayı takip eden gazetecilerin aktardıklarına göre Türker, savunmasının son kısmında tutukluluk cezaevi sürecini anlattı. Salonda avukatlardan izleyicilere, tutuklulara kadar herkes ağladı.

Medyascope'tan Furkan Karabay'ın haberine göre Atayman, “Hakkımdaki soru, suçlama delillerin ne olduğu yönündeki sorularım, tarafıma soru sorulması taleplerim cevapsız kaldı. kısmında söylediklerimi kısaca tutanağa yazdıktan hemen sonra tutukluluğun devamına karar verip bağlantıyı kestiler. Hiçbir şekilde suç işlemediğime, hiçbir suç örgütüne üye olmadığıma emin olarak, hakkımdaki suçlamaları bilmeden, anlamadan ömrümün on beş ayını çok zor şekilde geçirdim”.

Tutuklandıktan sonra Silivri’den Afyonkarahisar’a sevk edildiğini anlatan Atayman, “İlk tutuklandığımda Silivri’ hücrede kaldım. Daha sonra koğuşa aktardılar. Ancak hemen ardından zorlu yolculukla, bayram arifesinde Afyon’a götürüldüm. yolculuk sekiz saat boyunca ellerim kelepçeli halde, kafes gibi kabinde sürdü. Cezaevine ulaştığımda bileklerim morarmıştı. Yaptığım suç duyurusundan herhangi  sonuç çıkmadı. Yerleştirildiğim, çoğu madde bağımlısı satıcısı kişilerin olduğu kalabalık koğuşta günlerce yerde yattım. Hiçbir bağlantım olmayan Afyon’daki cezaevinde; oğlumdan, annemden, babamdan uzakta, avukatlarımla oldukça sınırlı iletişim kurarak bugünlere geldim” diye konuştu.

“Savunma hakkım kısıtlandı”

İBB davasında 47. oturumda savunma yapan Atayman, devamında şunları söyledi:

“Bugün aradan 15 ay geçmiş olmasına rağmen mevcut durumumda iyileştirme olmaması nedeniyle hâlâ sürece muhatabım. Geçici olarak Silivri’deyim.

Geçtiğimiz günlerde gazetecinin neden Ankara’dan İstanbul’a getirildiği İstanbul’ tutuklu olduğu Sayın Adalet Bakanı’na sorulduğunda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 12. maddesini işaret ederek suçun işlendiği yerin önemli olduğunu nedenle İstanbul’ tutuklu olduğunu söylemişti.

İşlediğim iddia edilen suçların tümü İstanbul’ Ancak ben Afyon’dayım. Afyon’ tutuklanmadım. Talep etmememe rağmen Silivri’den Afyon’a götürüldüm Silivri’ye geri nakil talebim reddedildi. Burada büyük çelişki hukuka aykırı uygulama olduğunu vurgulamak isterim.

İddialarımı suçlamalarla ilgili belgelerin kısmını ancak Şubat 2026’ cezaevine ulaştırılan CD’leri inceleyerek görebildim. Ancak inceleme hiç sağlıklı olmadı. On beş aydır tutuklu olan, hakkında hapis cezası istenen biri olarak yargılanıyorum. Dosyayı gün içerisinde -iki saatle sınırlı olarak bilgisayar başında CD üzerinden okumaya çalışarak, aklımda kalanları yorumlayarak buraya geldim. Dosyayı kaldığım koğuşta okuyamadım, üzerine notlar alamadım. Bunun ne demek olduğunu sanırım farkındasınızdır.

Avukatlarım sınırlı oldukça zor koşullarda suçlamaları tartışabildik. Suçların işlendiği iddia edilen, yargılamanın yapıldığı, tüm yaşamımı geçirdiğim, ailemin avukatlarımın bulunduğu İstanbul’dan aylarca uzak tutularak zaten haksız olan tutukluluk, cezalandırmanın en ağır biçimi hâline getirildi.

Üstelik tutukluluk inceleme duruşmalarında olayı soruşturmayı bilmeyen, bilmesi mümkün olmayan hâkimler tarafından; suçun şahsiliği ilkesi yok sayılarak, durumu birbirinden farklı tutuklular hakkında tek kâğıt üzerinde, ayrımsız aynı gerekçelerle kararlar verildiğini gördükçe, yaşadığım haksızlıkların nasıl son bulacağını endişeyle düşünüyorum.”

“Kimden ne almışım, gösterin”

“Kimden rüşvet almışım, ne almışım bütün bunların kanıtını gösterin bana” diyen İpek Elif Atayman, Medya.Ş.’ 21 ay görev yaptığını ancak 6 yıllık süreçle suçlandığını söyledi.

Atayman, “Kanıt. davada kaç kişi aileleri tutuklanacak tehdidiyle olmamış olayları anlattıklarını itiraf ettiler burada. Bana hangi suçu işlemişim? Kanıt sunun”.

Atayman şunları söyledi:

“İddianamede hakkımda ileri sürülen suçlamalar beş farklı eylemle ilgilidir. Bunlardan 118. eylem, Medya.Ş.’deki 02.08.2019 11.04.2021 tarihleri arasında, yani 21 aylık genel müdürlük görevim dönemini kapsamaktadır. dört eylem ise; 73, 85, 89 106 numaralı eylemler olup, genel müdürlük görevimden ayrıldıktan sonra şirkette temsili görev olan yönetim kurulu üyeliği yaptığım 11.04.2021 05.08.2024 tarihleri arasındaki döneme aittir. Söz konusu beş eylemde, bazı ihale alımlarda usulsüzlük yapıldığı ileri sürülmektedir. İddianamede benim eylemlerdeki suçları nasıl işlediğime ilişkin hiçbir anlatım yer almamaktadır. Ne yazık ki iddianamede, dolandırıcılık rüşvet alma suçlarına ne şekilde, hangi davranışlarla iştirak ettiğim tamamen belirsizdir.”

İmamoğlu söz aldı

Neden tutuklandığına ilişkin somut gerekçe bulamadığını hakkında iddialar için tanık beyanına rastlamadığını söyleyen İpek Elif Atayman’ın savunması sonrası Ekrem İmamoğlu soru yöneltmek için söz.

İmamoğlu, “Ben Elif Hanım’a bazı arkadaşlarımıza yapılan süreci takip ederken, ne ifade edeyim; annemin gözüne bakarmış gibi, kız kardeşimin gözüne bakarmış gibi, eşimin ya kızımın gözüne bakarmış gibi meseleyi kavramaya anlamaya çalıştım. Masum kadınlara yapılan zalimliği hem kınıyorum hem gerçekten, sanki anneme yapılmış, kız kardeşime yapılmış, kızıma yapılmış gibi görüyorum. Lanetliyorum” dedi:

İmamoğlu: “Bildiğim kadarıyla siz Medya AŞ’nin ilk kadın genel müdürüsünüz, değil ?”

Atayman: “Evet.”

İmamoğlu: “Genel müdürlük yaptığınız süreçte sizinle bazı toplantılarımız. Medya AŞ iştiraklerde ya kurumlarda yöneticilerle olduğu gibi, kurumun iyileşmesi, işinin güçlenmesi ya faaliyetlerinin daha kaliteli hâle gelmesinin dışında herhangi gündemimiz oldu sizinle? Ya herhangi başka konu, iddianamede süreci anlatan dilin kullandığı çerçevede gündemimiz oldu sizinle?”

Atayman: “Olmadı Başkanım.”

İmamoğlu: “Elif Hanım, örgüt üyesi olduğunuzu öğreniyorum suçlamada. Çünkü ben dünyada böyle kara leke diye tarif ettiğim iddianamenin sayfasını bile okumadım. Tekrar ifade edeyim. Buradan takip ediyorum sizin örgüt üyesi olduğunuzu öğrenmiş oldum. Öylesiniz galiba?”

Atayman: “Öyle iddia ediliyor.”

İmamoğlu: “Kaç ay kaldınız Silivri’ ? Ondan sonra ne kadar…”

Atayman: “Başkanım, Silivri’ iki ay hücrede kaldım. Daha sonra koğuşa aldılar. Hemen akabinde Afyon’a sevk ettiler. On ay Afyon’ kaldım.”

İmamoğlu: “On ay oradasınız. Sayın Başkan, sayın heyet; biz kadın yönetici konusunda çok hassas davrandık anda dört-beş kat daha fazla kadın yönetici atadık. Kadın çalışan konusunda hassas davrandık. Ben bunları savunmamda anlatacağım ama bugün bahsetmem gerekiyor. Çünkü farklı gözle bakmanız gerektiğini düşünüyorum.

Burada bulunan bulunmayan şirketlerde ilk kez kadın genel müdürler görev yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde ilk kez kadın genel sekreter yardımcıları görev yaptı. Tarihinde diyorum arada, dikkatinizi çekerim.

ben Elif Hanım’a bazı arkadaşlarımıza yapılan süreci takip ederken, ne ifade edeyim; annemin gözüne bakarmış gibi, kız kardeşimin gözüne bakarmış gibi, eşimin ya kızımın gözüne bakarmış gibi meseleyi kavramaya anlamaya çalıştım.

Sizler burada karar vereceksiniz. Ben Elif Hanım’a onun gibi bazı arkadaşlarımıza yapılan talihsiz muamelenin, kadına karşı şiddeti kadına karşı psikolojik düşmanlığı besleyen altyapısı olduğunu düşünüyorum.

Meseleyi burada derin siyasi süreçler olarak kavramaya çalışmayacağım. Ama tarafıyla kavrıyorum: Kendi aile fertlerinin kariyeri için bile çırpınan bazı insanların aldığı kararları acilen telafi etmeniz şarttır. Masum kadınlara yapılan zalimliği hem kınıyorum hem gerçekten, sanki anneme yapılmış, kız kardeşime yapılmış, kızıma yapılmış gibi görüyorum. Lanetliyorum.

durumun takipçisi olacağımı ifade ediyorum. erkek olarak burada kadınlardan özür diliyorum. Sizin hakkaniyetle süreci sona erdirmenizi diliyorum.”

“Müvekkilimi cezaevinde ziyaret eden avukat “Tekrar ifade ver, hapisten çık” dedi”

İpek Elif Atayman’ın avukatı Faik Eren Kaptan, savunmasına başladı. Kaptan, müvekkilinin birçok hukuksuzluğa maruz kaldığını, el konulan telefonunun imajının verilmediğini, kendilerine sorulmayan sorulardan cezalandırma talep edildiğini ifade. “Müvekkilimi cezaevinde avukat ziyaret. Tekrar ifade verirse hapisten çıkabileceğini söyledi” diyen Kaptan, iddianamenin özensiz şekilde hazırlandığını belirtti.

Kaptan, “ takım siyasi ifadelere gönderme yapınca böyle hataları görebiliyoruz. Müvekkilin adının suç isnadı bölümünde kopyala yapıştır şeklinde müvekkille hiç ilgisi olmayan şekilde yazıldığını görüyoruz. İddianamedeki tekrarları çıkardığınızda iddianame komik derecede zayıf hale gelecektir”.

İmamoğlu jandarma arasında gerginlik

Duruşmaya öğle arası verildi. Nezarete indirilirken Ekrem İmamoğlu, her gün olduğu gibi izleyicilere dönüp konuşmak için bekledi. sırada jandarmaların kendisini ittirdiğini söyleyen dengesini kaybeden İmamoğlu, “Beni kim ittiriyor arkadan düşüyordum”.

Jandarma komutanına dönen İmamoğlu, “Araba bozukken yalan söylüyordun. Beni arkadan kontrolsüz şekilde ittiler. Benim konuşma yapmamı engelleyemezsiniz”.

"Medya.Ş. kâr ederken biz kasasını boşaltmış olduk?"

Medya.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, savunmasını yapmak için kürsüye geldi. Yapı Kredi, Petrol Ofisi, GSK HSBC gibi kurumlarda üst düzey görevlerde bulunduğunu anlatan Pınar Türker, öğretim görevlisi olarak üniversitelerde ders verdiğini anlattı.

“Vatan Emniyet’e girdiğimde ‘ben buradan çıkamam’ diye düşündüm, ‘ölürüm’ diye düşündüm, korkunç yerdi çünkü, cezaevi oradan iyidir” diyen Türker, “rüşvet almak” suçundan tutuklandığını ancak iddianamede tarafına böyle suçlama yapılmadığını söyledi.

Fatoş Pınar Türker, iddianamede geçen “Medya.Ş.’nin adeta kasası boşaltıldı” ifadesine tepki gösterdi. Türker, 19 Mart operasyonu sonrası Medya.Ş.’nin büyük zarar gördüğünü, 220 milyon TL zarar ettiğini söyledi.

Türker, “Dolayısıyla acaba biz koltuklarda otururken Medya.Ş. kâr ederken biz kasasını boşaltmış olduk, yoksa operasyon neticesinde 220 milyon TL zarar edince kamu zararı oluştu” diye sordu.

Türker şunları söyledi:

“Şirket zararda olmadığına ya borç batağında olmadığına göre tarifte neyi kastettiler hâlâ açıklığa kavuşmuş değildir bizim.

Fakat benim görev yaptığım sürede şirketin mali tablolarına bakarsanız, daha önce zarar eden Medya AŞ’nin kâr ettiğini cirosunu ikiye katladığını göreceksiniz.

Bilakis, 19 Mart operasyonu sonrasındaki süreçte Medya.Ş. büyük zarar görmüştür 2025 yılını devasa zararla, 220 milyon TL zarar ederek kapatmıştır. Ben Medya.Ş.’ye geldiğimde şirketin cirosu 220 milyon liraydı. Şirket sadece 2025 yılında kadar zararla yılı kapatmıştır.

Sermaye yetersizliğinden iflas riskinden kurtulmak için İBB mecburen 250 milyon TL sermaye aktarımında bulunmuştur.

Dolayısıyla acaba biz koltuklarda otururken Medya.Ş. kâr ederken biz kasasını boşaltmış olduk, yoksa operasyon neticesinde 220 milyon TL zarar edince kamu zararı oluştu? Onu sizin takdirinize bırakıyorum.

Ama en başta söylenen ‘kasası boşaltıldı’ şeklindeki ifade, herhangi delile dayanmayan soyut iddia olduğu için altı boş şekilde iddianameye konulmuştur.”

“Göreve başlamadan önce İmamoğlu’nu tanımıyordum”

“Örgüt” iddiasını örgüte üye olduğu suçlamasını kabul etmeyen Fatoş Pınar Türker, “Kimsenin bana kanunsuz, talimatla iş yaptırması mümkün değildir”. “İddianamede, Ekrem İmamoğlu’nun seçimleri kazandıktan sonra iştirak şirketlerinin başına kendisine yakın isimleri getirdiği yönünde değerlendirmeler yapılmıştır” diyen Türker, Göreve başlamadan önce ne Murat Ongun’u ne Ekrem İmamoğlu’nu tanıdığını söyledi.

Türker, “Çalıştığım süre boyunca iddia edildiği gibi herhangi örgütsel yapılanmaya şahit olmadım. Kişiliğim, yetiştiğim aile ortamı, aldığım etik ahlak eğitimi, çok uluslu şirketlerde geçen meslek hayatım kariyerim dikkate alındığında; hukuka aykırı oluşumun içerisinde bulunmam mümkün olmadığı gibi, herhangi kişinin bana kanunsuz iş yaptırması, emir vermesi veya talimatlandırması mümkün değildir” diye konuştu.

Türker, “İBB tarafından yapılan muhammen bedel hesaplarına benim ya Medya.Ş. çalışanlarının dahli olamaz. nedenle ihaleye fesat nitelikli dolandırıcılık suçlamasından beraatime karar verilmesini istiyorum”.

“Böyle MASAK raporu olmaz”

Medya.Ş.’nin kanunlara uygun işlemler yaptığını söyleyen Fatoş Pınar Türker, Murat Ongun hakkındaki “Reklam İst şirketine ortak” iddiası hakkında konuştu. Türker, “Çalıştığım sürece böyle şeyi duymadım. Bile isteye hukuksuz durum içinde olmadık”.

Medya.Ş. ihale uzmanı Mehmet Recep Taşçı’nın etkin pişmanlık ifadesiyle suçladığını söyleyen Türker, “Kendisi Düzce’ye bana avukat gönderdi. Etkin pişmanlık ifadesi verdiğini helallik istediğini söyledi. Hakkımı helal etmiyorum”.

Hakındaki MASAK raporlarına dikkat çeken Türker, suça konu bulgu, para alışverişi açıklanamayan zenginleşme tespiti olmadığını söyledi. Türker, “Böyle MASAK raporu vallahi olmaz, billahi olmaz. MASAK’a hakaret. Taşınmazlarımı 2014 – 2016 yılları arasında aldım. Medya.Ş.’deyken şey almadım” diye konuştu.

Gözaltı süreci çıplak aramayı anlattı

Fatoş Pınar Türker, operasyon sürecini Vatan Emniyet’te yaşadıklarını anlattı. Türker, Mali Şube’nin operasyonu yürütmesine rağmen evine Cinayet Şube polisleri geldiğini, çocuklarına su verilmesine bile izin verilmediğini söyledi.

Vatan Emniyet’te polis tarafından çıplak aramaya maruz bırakıldıklarını anlatan Pınar Türker, yaşadıklarını aktarırken göz yaşı döktü.

Türker şunları anlattı:

“Allah’tan avukatımı arayabilmiştim. Çünkü eve girince polisler hemen telefonumu aldılar. ‘Hiçbir şeye dokunmayın’ dediler.

Çocuklarım ağlıyor. ‘ su vereyim’ diyorum. ‘Hayır’ diyorlar. Küçük kızım okula gidecek. ‘Hayır, kimse kıpırdamasın. Delil karartmayın’ diyorlar sürekli.

Komiserdi herhalde. Onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. tane kadın memur vardı. En son kızlarımla birlikte ağlıyordu.

‘Kaşe var ?’.

‘Ne kaşesi?’ dedim.

‘Şirket kaşesi’.

‘Yok’ dedim. ‘Ben şirketin genel müdürüyüm, kaşeyi ne yapayım?’

‘Arayın bulun’.

Neyse, evi arıyorlar falan. ‘Kimse yerinden kıpırdamasın’ diyorlar. Biz salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım ağlıyor. Bana sarılmak istiyorlar.

‘Kimse elini kimseye dokundurmasın’ dediler.

Ben dedim ki:

‘Siz mali suçlar için gelmediniz ? Biz neyi delil karartacağız?’

Polis dedi ki:

‘Biz cinayet masadan geliyoruz.’

Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar.

Ben dedim ki:

‘Ne cinayeti?’

‘Hayır’. ‘ an operasyon oluyor. Polis kalmadı, biz geldik.’

Yani delil karartma meselesi… Çocuğuma bardak su bile veremedim gerçekten. kadar tiyatro desem, kabus desem… Ama polisin gözlerindeki ifadeyi hiç unutamayacağım.

Ama çok insani davranan polis memuru daha vardı. Hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde, başına şey gelmeyecekse annemi aradı. İki kere benim konuşmama izin verdi.

‘Kızınız iyi’.

Sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden.

Ben şekilde çıktım evden. Küçük kızımla son kez okuluna uğramış oldum. akşam döneceğimi düşündü tabii. Aradan 15 ay geçti.

Vatan’a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağımı düşündüm.

Sonra nezarete girdim. Asistanım vardı.

‘Sen niye buradasın Canan?’ dedim.

Gene ağladılar. Pınar Hanım ağladı.

Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı. Fatoş geldi. Ceyda geldi. Tanımadığım sürü insan geldi.

Sonra artık orada… Muhtemelen hiç görmemişsinizdir, görmeyin inşallah, nezarethaneyi. Ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz. Çünkü bodrum katta olduğu için hiç cam pencere. Müthiş ışık var her tarafta. Artık kaçıncı gün, hangi saatteyiz bilmiyorum.

kadın memur geldi.

‘Arama yapacağız’.

Sırayla götürüyorlar bizi, sonra geri getiriyorlar.

Benimle birlikte gitti. Böyle arşiv odası gibi yere aldı.

‘Soyun’.

‘Nasıl yani?’ dedim.

Eldiven taktı eline. Arkada klasörler. Çok küçük

memuru nerede görsem asla unutmam. Odayı nerede görsem asla unutmam.

‘Üstünü çıkar’.

Üstümü çıkardım.

Ama üstümü çıkarmanın… Zaten çıplağım, ne kontrolü yapacaksın?

Yine kontrol yaptı.

‘Tamam, üstünü giyebilirsin’.

‘Peki, gidebilir miyim?’ dedim.

‘Hayır’. ‘Eşofmanını indir.’

İndirdim.

‘Çamaşırını.’

‘Nasıl yani?’ dedim.

‘İndireceksin’.

Dolayısıyla ikisini ayak bileklerime kadar indirdim.

‘Şimdi yere çömel’.

Ondan sonra

‘Burada utanan varsa çıkabilir’.

Ben utanmıyorum. Ama insanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın. Ben utanmıyorum.

‘Cinsel organını aç’.

‘Bacaklarını aç, arkanı dön, eğil…’

Sonra:

‘Tamam’.

Halbuki biz ne olduğunu anlamıyoruz.

arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. arkadaşlarımızda farklı polis memurları vardı, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum.

bunun ne olduğunu anlamamıştık. Eldiven taktı ya eline… Eldiveni kullanmadığı için mutlu olduk. Çünkü ben jinekolojik muayene gibi şey olacak zannetmiştim. Eldiven takınca sevindik hatta nezarette.

Sonra tutuklandıktan sonra Fatoş’un çığlıklarıyla yaşananları hiç unutmuyorum.

Çünkü biz tutuklandık. Her şey film.

an avukatın telefonundan annemi aradım. Kızlarımla konuştum. Hepsi ağlıyorlardı.”

İBB soruşturmasını yürüten savcının kendisini çocuklarıyla tehdit ettiğini anlatan Fatoş Pınar Türker, göz yaşlarını tutamadı. Savunmanın ardından duruşmaya ara verildi.

İmamoğlu: "Tam hukuk cinayeti"

Aradan sonra söz alan Ekrem İmamoğlu, Fatoş Pınar Türker’in yaşadıkları karşısında hala kendine gelemediğini söyledi. İmamoğlu, mahkeme heyetine seslendi, çıplak arama yapanlar Türker’i çocuklarıyla tehdit eden savcı hakkında suç duyurusu yapılıp yapılmayacağını sordu.

“Bugün açıklama yapmanızı dilerim isterim” diyen İmamoğlu, şunları söyledi:

“İster istemez salonun havası şekilde sıklıkla değişince ben ister istemez, hem suçlamaların muhatabı vatandaş gibi, yönetici gibi, hem 16 milyon insan adına hem memleketin 86 milyon insanı adına merakımdan; ama yanıyla hatırlatmak istiyorum.

Açıkçası az önce Pınar Hanım’ın anlattığı; evinden emniyete, emniyetten ilk gittiği cezaevine, sonra ikinci gittiği cezaevine kadar yaşadığı psikolojik fiziksel işkence tacizlerin etkisinden kurtulabilmiş değilim. anlatıyı dinliyor olabilirsiniz. Çok önemli değil nasıl dinlediğiniz. Ama çok can yakıcı durum.

Sormak istediğim Mahkemenin huzurunda yapılan tür anlatılar ya yaşanmışlıklar, ki ne yazık ki sayısı çok oldu, sadece burada anlatılıp boşluğa gidiyor? Yoksa anlatıların hukuken karşılığı oluyor ?

Bunu soru olarak kabul edebilirsiniz. Elbette cevap vermek zorunda değilsiniz muhtemelen. Ama sizin huzurunuzda yapılan bütün işlemler soruşturmaya tabi tutulacak ? İster savcı olsun, ister emniyet mensubu olsun, ister cezaevi yöneticisi ya başka görevliler olsun. Çünkü daha yeni gazeteci hakkında yapılan işlemden sonra medyada tiğim kadarıyla hızlıca birtakım süreçler işletildi.

manada, dün anlatılan vahşi deneyimlerin gerçekten vahşi olduğunu düşünüyorum. Tam hukuk cinayeti, tam adaletin infazı. Başka şey denmez. Devletin hukuk düzeninin yerle edilmesi. hususta bunu talep olarak kabul etmenizi istiyorum. Kendi adıma burada bulunan birçok insan adına.

konuda bugün açıklama yapmanızı diliyorum isterim. Kişisel olarak yetkinizi bilmiyorum açıkçası. Hiçbir şey bilmiyorum konuda. Avukatlarıma sormadan bunu ifade ediyorum. Soramadım çünkü hâlâ etkisi altındayım.

Ama bunu yaparsanız toplum rahatlar. Çünkü an mahkemeyi Türkiye izliyor. Muhtemelen burada konuşulanlar dışarıya yansımıştır. Ben yansıtacağım, onu söyleyeyim. Çünkü çok acı durum.

konuda atacağınız adımın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Savcılığa, HSK’ya ya hangi kurumlar yetkiliyse; dönemde iddia makamının başında olan kişiler dahil olmak üzere, en üst seviyede inceleme, suç duyurusu ya değerlendirme yapılmasına katkı sunmanızın, mahkemenin adaletine duyulan güveni artıracağına inanıyorum.

Hepimiz için umut ışığı. Ben eminim ki Erdem Bey bugün yaşananları dinledikten sonra bunun etkisinden uzun süre kurtulamayacak. talebimi arz ediyorum.”

48'inci gün iş insanı Nihat Sütlaş'ın savunmasıyla devam edecek.