Propaganda kavramı eski dünyaya aitmiş izlenimi uyandırıyor: Kalabalık kitlelere yapılan ateşli konuşmalar, karizmatik liderlerin hitabeti belagati beraber kadrolarının iletişim araçlarını kullanarak kurguladığı politik oyunlar, kamuoyunu etkileyip ikna etmek için hazırlanan sözler, görüntüler, afişler dev pankartlar… 

Propaganda tarihini araştıran herkes ilk olarak bunlarla karşılaşıyor, oradan 1930 1940’larda Avrupa’yı kuşatan Nazilere, İkinci Dünya Savaşı sonrası onlardan miras kalan tekniklerin geçirdiği evrime, 1990’lardan 2000’lerdeki dijital dönüşüme kadar geliyor. 

Birbirinden ayrılmayan propaganda manipülasyon, zamanın ruhuna göre şekillendirilirken kâh hakikatin kullanılmasıyla kâh gerçekliğin eğilip bükülmesiyle hayat buluyor. 

Tarihçi Alexandra Bleyer, incelemesinde kavramın eylemin köküne inmekle kalmıyor, geçmişten günümüze aldığı biçimleri, etkilerini zamana nasıl yön verdiğini ortaya koyarken propagandanın gücünü hayata karışmışlığını anlatıyor. 

‘Görüş ayarı çekmek’ 

Bleyer, yaşamın her ânında maruz kaldığımız; fikir oluşturmaya, fikrimizi tercihlerimizi değiştirmeye uğraşanların kullandığı propagandaya dair “küçük” hatırlatma yapıyor: “Propaganda ancak propaganda olduğu anlaşılmadığı sürece etkilidir.” Yazar, propagandanın yalnızca kötülüğün aracı olmadığı notunu düşerken Martin Luther King’in cümlesine atıf yapıyor:

Propagandanın kötü şey olması gerekmez. Onun faydalı olacağı soylu amaçlar vardır.

Bleyer, ister kötü ister iyi amaçla yapılsın, propagandanın özünü onu kullananlar birlikte değerlendiriyor:

Propagandacılar olabildiğince çok insana ulaşmak için medyaya gereksinim duyar. Gazete, radyo, film, televizyon internet dışında mesaj yayabilecek tüm araçlar amaç için kullanılabilir. Zafer takları, paralar, şarkılar, sanat eserleri, çocuk oyuncakları video oyunları. Yüzyıllar boyunca, kürsüden yalnızca Tanrı’nın sözünü değil, aynı zamanda yetkililerden gelen mesajları duyuran taşra rahipleri gibi din adamları hükümetlere ‘beşeri medya’ olarak hizmet etmişlerdir. Günümüzde ‘nefret vaizlerinin’ propaganda yaymadaki rolünden söz etmek gerekir. Medya sırf aktarıcı olmanın ötesinde, belirli güce sahiptir. (…) Alıcılar en büyük grubu oluşturur çünkü hem medyadan hem gönderici grubundan gerçek kişileri içerir her zaman iletişimcilerin propagandasına maruz kalır.

Bleyer’ın anlattıkları propagandanın politik, sosyolojik psikolojik yönünü ortaya çıkarıyor. Burada kitle oluşturma kitleyi yönlendirme teknikleri belirginleşiyor. İşin içine insan unsuru girdiğinde mesajı oluşturup yaymak sonuç almak isteyen kişilerin beklenmedik tepkilerle karşılaştığını hatırlatıyor yazar. başka mesele ise propagandanın 1930’lardan itibaren büründüğü olumsuz anlam; özellikle Nazilerin, kendi faaliyetlerini olumlarken düşmanlaştırdığı herkesin eylemlerini “yıkıcılık”, “ajitasyon” “kışkırtma” diye nelemesinin doğurduğu durum. 1945 sonrası, eleştirilen tutum yeni politik havaya iletişim stratejilerine uyumlu hâle getirildi. Yeni medya anlayışı halkla ilişkiler çalışmaları propaganda yöntemleriyle bütünleştirildi. Bilgi bilgi-olmayan birbirine kasıtlı biçimde karıştırılırken yeni propaganda yöntemleri kullanıldı. 

Bleyer, tarihsel süreci anlatırken propagandanın bilgi güç kurduğu köprüyü ortaya koyuyor:

Bilgiye sahip olan iktidara sahiptir. Haberleri yönlendirerek ‘düşüncenin belirlenmesini’ Her Şey Yalandan İbaret adlı kitabın yazarı Eva Linsinger’in ifadesiyle ‘görüş ayarı çekmeyi’ mümkün kılan modern haber denetimi çağından çok önceleri egemenler, özellikle iktidar konumlarını kullanarak bilgi bilgi akışı üzerinde kontrol sağlamaya böylece düşünce oluşumunu istedikleri tarafa yönlendirmeye çalışmıştır. Hangi basın politikası önlemlerini kullanacakları, rejimin türüne (mutlakiyet, diktatörlük, demokrasi gibi) yasalarına bağlı olmuştur. (…) Propagandacılar, genellikle karmaşık konuya ilişkin hangi bilginin ya konunun hangi yönlerinin izleyicilere sunulup hangilerinin sunulmayacağı konusunda çok titizlikle düşünür. Onların amacı ne tarafsız bilgi vermek ne olayların tablosunu eksiksiz çizmektir. Onlar yalnızca hedeflerine ulaşmak için kendi görüşlerini aktarır. Kendi içinde gerçeklerle örtüşen çarpıcı örnekler, ilgili iddianın temelini oluşturur. Buna genelleme yapma eğilimimiz bildiğimiz tek parçadan hareketle bütüne bakarak çıkarsama yapma eğilimimiz (pars pro toto) eklenir.

Tevatürün hakikatin yerine geçirilmesi 

Bleyer, propaganda bilgi kirliliğinden çok, bilgi karışıklığı yaratıldığını söylüyor. İnkârın, çarpıtmanın, öfke yaratmanın saptırmanın önemli rol oynadığı süreçte, alıcının inandırılması her şeyin önüne geçiriliyor. Hatta uğurda gerçeklerin yerine söylentinin alması sağlanıyor. Hâl böyle olunca kara propagandanın dümen suyuna giren medya için Ulrich Teusch’un sarf ettiği “yalancı” “eksik basın” nitelemesinin geçerlilik kazandığını belirten yazar, gücünü korumak artırmak için çeşitli propaganda yöntemleri kullananların (çoğunlukla iktidar sahiplerinin) medyayı araçsallaştırdığını hatırlatıyor. Dolayısıyla noktadan sonra aslî görevini yapanların dışında bunu unutanların yer aldığı medya, propagandanın parçasına dönüşüyor. 

Kurduğu kendi medyasını bağımsız gibi gösteren politikacıların propaganda iletişim faaliyetlerine dikkat çeken Bleyer, başka gerçeği daha anımsatıyor:

Medya organları sadece propagandacılar tarafından kullanılmakla kalmaz, aynı zamanda oyuncu olarak oyuna aktif şekilde katılır. Yayınlanan görüşlerin gücü, bazı medya grubu sahiplerini ya bireysel gazetecileri siyasi kararlar için kampanya yürütmeye ya belirli adayları partileri desteklemeye teşvik.

Bleyer, iletişimcilerin reklamcıların propaganda faaliyeti yürütmek için iyi hikâyeye ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Duygulara hitap etmek için böyle hikâyenin zorunlu olduğundan bahseden yazar, hem güç hem görünürlük açısından onun aktarımının önemini vurguluyor. Dahası, popülizmin sürdürülebilirliği için enikonu otoriterliğe doğru yol almasında hayli hayatî yere sahip hikâye onun aktarımı. Ardından pragmatik imge yaratımı şiddet yüklü dil-eylem geliyor:

Olumsuz duyguların yoğunlaştığı düşman imgesi günah keçileri, grubun iç bütünlüğünü güçlendirir. Rakibi şeytanlaştırırken aynı zamanda kendini yüceltmek, savaş seçim kampanyalarındaki temel propaganda yöntemidir: İyilere karşı kötüler! Negatif kampanyalar halkla ilişkiler sanatının kampanyaların ayrılmaz parçasıdır. Politikacılar rakiplerini kötülemeye odaklanırken kimi kez seçmenler, politikacının kendi üstün yönlerini vurgulamaktan çok, rakibini kötülemeye daha fazla zaman ayırdığı izlenimine kapılabilir: ‘Bize oy verin çünkü biz bunu bunu yapıyoruz!’ yerine, ‘Diğerlerini (nihai düşman ilan edilmiş olanları) engellemek için bize oy verin!’ (…) Propagandacılar ‘Herkes bunu yapıyor, herkes böyle düşünüyor’ diyerek (henüz) böyle düşünmeyenler üzerinde baskı kurmaya çalışır. Buna ek olarak farklı düşünen, aykırı olarak etiketlenen muhalifler zorbalık yoluyla susturulabilir. Örneğin sosyal medyada, hesap sahiplerinin çıkarları doğrultusunda sözde gerçek kullanıcılar gibi davranan ezici onaylama amacı taşıyan sahte otomatik profiller (sosyal botlar) kullanılıyor.

Uzak yakın geçmişte var olan, bugün işleyen yarın hayatımızda bulunacak propagandanın yok edilmesi değil yalanlarla manipülasyonla nasıl başa çıkılacağı önemli yazara. 

“Alexandra Bleyer, iletişimcilerin reklamcıların propaganda faaliyeti yürütmek için iyi hikâyeye ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Duygulara hitap etmek için böyle hikâyenin zorunlu olduğundan bahseden yazar, hem güç hem görünürlük açısından onun aktarımının önemini vurguluyor.”

Bleyer, noktada etkili okur-yazarlığa dikkat çekiyor. Başka deyişle bilgi diye sunulanın doğrulanmasına kuşku duymaya. neyi doğrulayıp (ya yanlışlayıp) hangi noktalarda şüpheleneceğiz? Yazar bunun çerçevesini çiziyor:

Propagandacılar bilgiyi tek taraflı seçer, tekil örnekleri bütünü temsil ediyormuş gibi göstermeye çalışır niyetlerine ters düşen bilgileri saklar. Çerçeveleme yoluyla, bize belirli gözlükler takmak dünyayı kendilerine uygun şekilde görmemizi sağlamak isterler. konu hakkında bilinçli görüş oluşturmak isteyen herkes, bulmacanın mümkün olduğunca çok parçasını toplar genel resimdeki boşlukları doldurur, farklı kaynaklara danışır kendi bakış açısıyla çelişen görüşleri bilinçli olarak dinler. doğrulama önyargısının etkisini kırar.

Bleyer, propagandanın nostaljik demode şey olmadığını, günün şartlarına uyarlanarak varlığını sürdürdüğünü anlattığı incelemesinde zamanla işin içine yalan haberlerin hakikati eğip bükmenin girdiğini ama bazen meselenin özüne geri dönülerek siyasal iletişimin öne çıkarıldığını anımsatıyor. durum ise hayatî gerçeği; karşımızdaki bilgi bilgi-olmayan yığınını sorgulama gerekliliğini önümüze çıkarıyor. Bleyer işte tam sınıra gönderme yaparak propagandanın arı duru bulanık sularını fark etmek için hem geçmişi hatırlatıp hem bugünü betimleyip yol haritası çiziyor. 

Propaganda, Alexandra Bleyer, Çeviren: Levent Tayla, Ayrıntı Yayınları, 100.