internethabercisi okurları hatırlar; daha önce ilk dört filmi burada uzun uzun konuşmuştuk, ikonik vedaların büyümek denen sürecin oyuncaklar üzerinden nasıl ustaca anlatıldığını konuşmuştuk. Bizler seriye duygusal olarak çok derin bağla bağlıyız çünkü dört film, animasyon sinema tarihi için çok önemli birer mihenk taşıydı. Fakat serinin yeni halkası Toy Story 5‘i izledikten sonra masaya oturduğumda, maalesef içimde eski heyecandan eser yoktu. Eğri oturup doğru konuşalım: film, Toy Story filmi olacak büyüklükte ağırlıkta hikayeye kesinlikle sahip değil.

Ebeveyn Olayları

Filmde doğal akış aramak gerçekten zor, olaylar birbirine kadar zorlama bağlanmış ki hikayenin içine girmekte zorlanıyorsunuz. Üstelik serinin en büyük imzalarından biri olan, bizi ilk saniyeden evrene bağlayan “You’ Got a Friend in Me” şarkısının bile çalmaması, filmin ruhsuzluğunun en büyük kanıtı gibiydi. Hazır zorlama kopuk detaylardan bahsetmişken insan faktörüne, özellikle Bonnie’nin ailesine değinmeden geçemeyeceğim. BHGB (Mert Günhan yakın arkadaşı kanalında podcast serisi) dinleyenlerin tam dalgasını geçeceği tarzdan absürtlük var ortada; Bonnie’nin annesi babası direkt “göt”, ulan çocuğunla konuş, baskıcı denetimden bahsetmiyorum ama iki kelime et yahu! Ebeveynlerin inanılmaz kopukluğu umursamazlığı, filmin zaten zorlama olan inandırıcılığını iyice zedeliyor konuş kızınla nasılsın kızım sorunun varmı.

Karakter Gelişimi Karakter İnfazı ?

Gelelim işin asıl üzücü kısmı olan karakterlere… Eski incelemelerimde karakterlerin derinliğine ne kadar hayran kaldığımı bilirsiniz ancak filmde karakter gelişimi namına hiçbir şey. Yeni eklenen, ufkumuzu açan veya felsefesine kapıldığımız tek detay öğrenmiyoruz. Mesela Forky’ye ne olduğu, pabucunun neden nasıl dama atıldığına dair tek diyalog bile geçmiyor, koskoca karakteri öylece geçiştirmişler. odağına benim serideki en favori karakterim olan Jessie’yi alıyor. Kağıt üzerinde harika fikir ama maalesef kesinlikle işleyememişler. Koca potansiyel film yapmışlar kaç yıldır kadar boşa harcanmışlar ki, Jessie’nin ana odakta olması hikayeye hiçbir duygusal derinlik katmamış.
Buzz’a gelirsek, filmde Buzz ordusunu şoke ettiği gerçekten güzel, tebessüm ettiren şaka var, hakkını yiyemem. Ama bunun dışında koskoca Buzz Lightyear’ı kadar karaktersiz, içi boş hale getirmeleri “ ne böyle?” dedirtiyor, yılların birikimi tamamen silinmiş. Asıl yıkım ise Woody. Serinin kalbi, beyni, itici gücü olan Woody’nin zerre karakteri kalmamış. Resmen olaylara hiçbir ağırlığı olmayan, arka planda dolanan NPC’ye dönüştürmüşler koca şerifi. Bo Peep ise sadece şöyle gözüktü, kadar. Neden oradaydı, ne amaca hizmet etti, filmin noktasına ne kattı belli bile değil.

Oyuncak Kutusu Keşke Hiç Açılmasaydı

Sonuç olarak Toy Story 5, kalbimizde taht kuran efsanevi ilk dört filmin mirasını taşıyabilecek yapım değil. Bizim vedalaştığımız, birlikte büyüdüğümüz, uğruna ağladığımız derinlikli oyuncaklar sanki gitmiş yerlerine ruhsuz kopyaları gelmiş gibi hissiyat yaratıyor. Keşke kusursuz finallerin ardından oyuncak kutusu, sırf nostalji rüzgarı estirmek için kadar zorlama şekilde tekrar açılmasaydı. Hiç yakışmayacak ama “To infinity and beyond”.