Son yıllarda Türkiye'nin birçok şehrinde yeni camiler inşa ediliyor. Deprem sonrası yeniden yapılan kentlerde süreç hız kazanmış durumda. yapılar yalnızca ibadet mekânı değil; aynı zamanda bulundukları kentin hafızasını, kimliğini gelecek nesillere bırakacağı mimari mirası oluşturuyor. Tam nedenle yeni yapılan camilerin yalnızca estetik açıdan değil, mimarlık şehircilik açısından değerlendirilmesi gerekiyor.

Dönemini Yansıtan Mimarlık

Mimarlık, inşa edildiği dönemin en güçlü tanıklarından biridir. Bugün Selçuklu eserlerine, Osmanlı camilerine veya Cumhuriyet döneminin kamu yapılarına bakıldığında hangi döneme ait oldukları kolayca anlaşılabiliyor. Bunun nedeni, her dönemin kendi mimari anlayışını üretmiş olmasıdır.

Ancak günümüzde yapılan birçok cami hâlâ geçmişin mimari anlayışını büyük ölçüde tekrar ediyor. Bugün inşa edilen birçok camide benzer kubbe planları, kubbe yerleşimleri, merkezi plan şemaları açıklık geçme anlayışları tekrar ediliyor. Yapılar birbirinden farklı görünse mekânsal kurgu çoğu zaman aynı tipolojinin farklı yorumları olarak karşımıza çıkıyor. Dışarıdan bakıldığında yapıların önemli kısmı ilk bakışta klasik Osmanlı cami mimarisini çağrıştırıyor; çoğu zaman yalnızca kullanılan malzemeler, yapım teknikleri veya kent, semt arazi koşullarına göre yapılan varyasyonlarla birbirinden ayrılıyor.

Oysa günümüzün mühendislik imkânları mimarlık anlayışı, geçmişten ilham alan ancak onu tekrar etmeyen çok daha özgün çözümler üretebilecek düzeydedir.

Burada savunulması gereken yaklaşım geçmişten kopmak değildir. Aksine, geçmişten ilham alan ancak kendi dönemini anlatan yeni mimari dil geliştirebilmektir. Çünkü gelecek nesiller bugün yapılan yapılara baktığında 2020’li yılların mimarisini okuyabilmelidir.

Aynı Kütle, Aynı Siluet

dikkat çeken konu ise kütle kararlarıdır.

Türkiye’nin birçok kentinde yapılan yeni camilere bakıldığında birbirine oldukça benzeyen kütle kompozisyonları görülüyor. Benzer oranlar, benzer siluet anlayışları birbirini tekrar eden tasarım kararları zamanla kentlerde tek tip mimari dil oluşturuyor.

Oysa her kentin farklı kimliği, farklı topografyası farklı kamusal yaşamı vardır. Aynı mimari yaklaşımın her şehirde uygulanması yerine bulunduğu yere özgü çözümler geliştirilmesi gerekir.

Bunun yanında artık soruların sorulması gerekiyor.

Bugün camilere kendi dönemimizin hangi yeni işlevleri katılabiliyor? Sosyal alanları gerçekten aktif kullanan, kent yaşamının doğal parçası hâline getiren yeni nesil camiler üretilebiliyor ?

Burada mesele, bodrum katta birkaç salon oluşturup “burası sosyal alan” demek değildir. Dünyada bazı yeni cami örneklerinde sosyal donatıların önemli bölümü kot altında çözümleniyor. Ancak durum çoğu zaman üst kotta yine alışılmış cami tipolojisinin devam etmesine neden oluyor. Sosyal işlevler kot altına alınmışken, bunun mimariye kattığı yeni değer nedir? Üst kotta neden hâlâ aynı kütle anlayışı tekrar ediliyor? Günümüzün yaşam biçimini kamusal kullanımlarını yansıtan yeni mekânsal çözümler geliştirilemez ?

başka konu ise taşıyıcı sistem anlayışıdır. Tarih boyunca kubbe yalnızca estetik tercih değildi; aynı zamanda dönemin en gelişmiş açıklık geçme teknolojilerinden biriydi. nedenle kubbe, büyük açıklıkları geçebilmenin en doğru çözümlerinden biri olarak tercih ediliyordu. Bugün ise gelişen taşıyıcı sistemler inşaat teknolojileri sayesinde geçmişte mümkün olmayan çok daha geniş açıklıkları geçebilmek mümkün. Buna rağmen neden hâlâ aynı mekânsal kurgular tekrar ediliyor? Günümüzün mühendislik imkânları kullanılarak ibadet mekânı yeniden yorumlanamaz ?

Mimarlık tekrar etmek değil, bulunduğu yere yaşadığı döneme cevap verebilmektir.

Kentin Parçası Olarak Cami

En önemli konulardan biri şehircilik tarafıdır.

cami yalnızca kendi parseli içerisinde değerlendirilecek yapı değildir. Çevresindeki meydan, park, yaya hareketleri, ulaşım ilişkileri kamusal yaşam birlikte düşünülmelidir.

Birçok yeni projede bütüncül yaklaşım yeterince görülemiyor. Yapının kendisi tasarlanıyor; ancak çevresinde oluşacak kamusal hayat çoğu zaman ikinci planda kalıyor.

Deprem sonrası yeniden kurulan şehirlerde yaklaşım çok daha büyük önem taşıyor. Çünkü yeniden yapılanma yalnızca bina yapmak değil, aynı zamanda yeni kamusal yaşam üretmektir.

Ne Yapılabilir?

Yeni cami mimarisinde tartışılması gereken temel mesele yalnızca biçim değildir. Asıl konu; yapının kendi dönemini yansıtması, bulunduğu yere özgü kütle dili kurması kent yaşamıyla güçlü ilişki geliştirmesidir.

açıdan Batı Sumatra Büyük Camii, Endonezya, 2014, dikkat çekici örnek olarak görülebilir. klasik kubbeli cami şemasını tekrar etmek yerine, Endonezya’nın Batı Sumatra bölgesine ait Minangkabau mimarisinden esinlenen özgün çatı formu kullanır. Böylece cami, hem İslam mimarisine ait ibadet yapısı olarak var olur hem bulunduğu coğrafyanın kültürel kimliğini mimari dile taşır.
nedenle Batı Sumatra Büyük Camii üç başlıkta başarılı örnek olarak okunabilir: kendi dönemini yansıtan çağdaş mimari dil kurması, klasik cami kütlesini birebir tekrar etmemesi yapıyı bulunduğu yerin kültürel-kentsel bağlamıyla birlikte ele alması.

Buradaki asıl ders şudur: Yeni cami mimarisi geçmişi bütünüyle reddetmek zorunda değildir. Ancak geçmişi sadece biçimsel olarak tekrar etmek yerine, onu bugünün teknolojisi, sosyal ihtiyaçları, yerel kimliği kent yaşamı üzerinden yeniden düşünmek zorundadır.

Sonuç

Camiler, kentlerin en görünür en kalıcı yapılarıdır. nedenle yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamakla kalmaz, geleceğin kent hafızasını oluştururlar.

Belki artık soru daha fazla tartışılmalıdır:

Yeni yapılan camiler geçmişi tekrar etmeli, yoksa geçmişten güç alarak kendi dönemini anlatabilmeli ?

Güçlü mimarlık, geçmişi kopyalamak değil; onu anlayıp çağın ihtiyaçlarıyla yeniden yorumlayabilmektir. Aynı şekilde güçlü şehircilik yalnızca yapı üretmek değil, yapının çevresinde nitelikli kamusal yaşam oluşturabilmektir. Bugün inşa edilen camiler, yüz yıl sonra dönemi anlatacak. nedenle alınan her mimari kentsel karar yalnızca bugünü değil, geleceğin hafızasını şekillendirecektir.