Selamlar internethabercisi’in zaman yolcuları. TARDIS’in kapılarını yeniden aralıyoruz kez içerideki hava biraz daha farklı. Rose Tyler’ın yürek yakan vedasından sonra, 10. Doktor’un yas sürecine tanık olduğumuz, ama aynı zamanda çok daha oturaklı, karanlık akıl oyunlarıyla dolu 3. sezona adım atıyoruz. sezon bizim için sadece yeni yol arkadaşı olan Martha Jones tanışmak demek değil; aynı zamanda ekran başındayken “ bölümün senaryosunu nasıl yazmışlar?” diye hayranlıkla ekrana bakakalmak demek.
Bas gitarın tellerine vurulan ilk sert akor gibi sarsıcı ritmi hiç düşmeyen sezonu, gelin hep beraber bölüm bölüm inceleyelim.

S03E01 – Smith and Jones: Ay’ Hastane Judoonlar

Sezonun açılışını, yağmurun yukarı doğru yağması gibi harika anomaliyle yapıyoruz. Dünya’daki hastanenin anda Ay yüzeyine ışınlanması uzaylı paralı asker polisler “Judoon”ların ( gergedan kafalı devasa dostlarımız) hastaneyi ablukaya alması… bölümün asıl parlayan yıldızı ise kesinlikle Martha Jones. Rose’un aksine tıp öğrencisi; zeki, soğukkanlı Doktor’a sadece hayranlıkla bakmak yerine mantığıyla hareket eden karakter. Doktor’un yaslı kalbine yeni ritim getirdiği kesin.

S03E02 – The Shakespeare Code: Kelimelerin Büyüsü

Yine sevdiğimiz “tarihi figür” formülü devrede. 1599 yılına, Globe Tiyatrosu’na gidiyor William Shakespeare tanışıyoruz. Bölümün kötüsü olan Carrionite ırkı (nam-ı cadılar), kelimeleri kullanarak kara büyü yapan varlıklar. Edebiyatın, isimlendirmenin “sözcüklerin” evrendeki gücüne dair çok tatlı, fantastik macera. Daha fazla Shakespeare içeriği isteyen Berna Ece Gündüz kanalına.

S03E03 – Gridlock: Sonsuz Trafik Sıkışıklığı

Yeni Dünya’nın (New New York) alt katmanlarına, kelimenin tam anlamıyla “yıllar süren” trafik sıkışıklığına iniyoruz. Devasa yengeçler olan Macra’ların alttan alta insanları avladığı bölüm, klostrofobik boğucu atmosferiyle neredeyse Jan Švankmajer’in sürrealist karanlık kısa filmlerini andırıyor. Doktor’un Gallifrey’in yok oluşunu Martha’ya ilk kez gerçekten itiraf ettiği sahne ise tüyler ürperticiydi.

S03E04 & S03E05 – Daleks in Manhattan / Evolution of the Daleks: New York’ta Domuzlar Dalekler

1930’ların Büyük Buhran dönemi New York’undayız arka planda devasa Empire State inşası. Kült of Skaro’nun geri dönüşü insan-Dalek melezi “Dalek Sec” fikri kâğıt üzerinde harika dursa domuz köleler genetik mutasyonlar işin içine girince sezonun biraz “campy” (bilinçli şekilde abartılı absürt) hikayelerinden birine dönüşüyor. Yine dönemin caz atmosferi kostümler harika.

S03E06 – The Lazarus Experiment: Gençlik Pınarının Bedeli

Mark Gatiss’in yazıp bizzat başrolünde oynadığı Profesör Lazarus karakteriyle, ölümsüzlüğü gençleşmeyi bulduğunu sanan kibirli adamın nasıl canavara dönüştüğünü izliyoruz. CGI kalitesi (devasa akrep-insan mutasyonu) bugün göz yorsa “İnsan uzun yaşamak değil, sadece hayatta kalmak ister” felsefesiyle akıllarda yer eden bölüm.

S03E07 – 42: Gerçek Zamanlı Dehşet

Doktor Martha, Güneş’e çakılmak üzere olan uzay gemisinde kurtulmak için tam 42 dakikaları var! Gerçek zamanlı akan kurgusuyla yüksek tansiyonlu bölüm. Bilimkurgunun klasik “Güneş aslında canlı varlıksa onu kızdırdıysak?” temasını güzel işliyor.

S03E08 & S03E09 – Human Nature / The Family of Blood: Doktor Olmamak

Modern serinin tartışmasız en büyük şaheserlerinden. Doktor’un ondan intikam almak isteyen “The Family”den saklanmak için kendi anılarını saate kilitleyip 1913 yılında sıradan İngilizce öğretmeni (John Smith) olduğu efsanevi iki bölüm. İnsan olmanın acısı, aşk, savaşın eşiğindeki İngiltere peşlerindeki korkutucu korkuluklar… Paul Cornell’in kaleminden çıkan hikaye, David Tennant’ın oyunculuğunun kesinlikle zirvesiydi.

S03E10 – Blink: Meleklerin Gözyaşları

karşınızda Steven Moffat’ın televizyon tarihine armağanı. Doktor’un neredeyse hiç görünmediği, Sally Sparrow (Carey Mulligan) üzerinden ilerleyen muazzam kurgu. Ağlayan Melekler (Weeping Angels) sadece korkutucu yaratıklar değil; oyun tasarımı prensipleri üzerine okumalar yapmış biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, “sadece bakmadığında hareket eden” düşman, kural tabanlı gerilim mekaniğinin kusursuz örneğidir. Atmosferiyle, bulmacamsı kurgusuyla tekinsiz rüya mantığıyla adeta Maya Deren’in bağımsız sinema işlerinden fırlamış, seyirciyi ekrana kilitleyen kusursuz Don’t blink.

S03E11 – Utopia: Evrenin Sonundaki Profesör

Kaptan Jack Harkness, TARDIS’in dışına tutunarak bizimkileri evrenin mutlak sonuna, her şeyin bittiği karanlık yıla sürüklüyor. Orada insanlığın son kalıntılarını Utopia’ya göndermeye çalışan sevecen Profesör Yana (Derek Jacobi) tanışıyoruz. Sonra cep saati açılıyor, maske düşüyor … Usta (The Master) geri dönüyor! Yana’nın uysal halinden psikopat The Master’a dönüştüğü saniyeler inanılmazdı.

S03E12 & S03E13 – The Sound of Drums / Last of the Time Lords: Dünyanın Sonu Voodoo Çocuğu

John Simm’in canlandırdığı The Master baş başayız. The Master sıradan kötü adam değil; dünyayı ele geçirirken adeta sahneye çıkan anarşik rock yıldızı gibi! Klasik rock müziğin ikonik, kaotik solistlerinin (aklıma hemen The Doors geliyor) sahnede yarattığı tahmin edilemez, çılgın enerjiyi koca gezegeni esir alırken kullanıyor. “Voodoo Child” şarkısı eşliğinde Dünya’nın sonunu getirmesi, onun için yıkımın sanat eseri, konser performansı olduğunu gösteriyor. Martha Jones’un dünyayı yürüyerek gezip umut ağıyla Doktor’u geri getirdiği final ise sezonun duygusal ağırlığını tek başına sırtlıyor.

Son Söz: Martha’nın Bağımsızlık İlanı

sezon bittiğinde içimizde kalan en büyük his, Doktor’un muazzam acıları Martha Jones’un hakkı yenen kahramanlığıdır. Sezon boyunca Doktor’un Rose’a olan özleminin gölgesinde kalmasına rağmen Martha, finalde kendi değerini bilip Doktor’a kendi rızasıyla veda ederek dizideki en klas, en olgun ayrılışlardan birini gerçekleştirdi. “Senin için dünyayı kurtardım ama artık kendi hayatıma dönmeliyim,” deyişi, onu çok özel yere koyuyor.
Modern Doctor Who’nun başyapıtlarla dolu 3. sezonu hakkında benim düşüncelerim bunlar. Şunu sormadan edemeyeceğim internethabercisi ailesi: Sizce The Master’ın kaotik enerjisi daha korkutucuydu, yoksa Weeping Angels’ın sessiz dehşeti ? Yorumlarda buluşalım, TARDIS buralarda kalmaya devam edecek. 4. sezonda Donna Noble’ın efsanevi girişinde görüşmek üzere, Allons-y!