Akdeniz Üniversitesi’nden doktora adayı Farivash Ghanadi Hilal Tuğba Örmecioğlu, Habibeh Madjdabadi mimari tasarım stratejileri üzerine söyleşi gerçekleştirdi.

Habibeh Madjdabadi İran’ın tanınmış çağdaş mimarlarından birisi. Mesleki kariyeri boyunca, 2016 Aga Khan Ödülü kısa listesine seçildi 2019 Tamayouz Women in Architecture and Construction Award kapsamında ödüllendirildi. Ayrıca 2014 Chicago Award, 2014 Worldwide Brick Award 2014 2021 yılı Memar Ödülü’nün sahibi.

Madjdabadi, dünyanın farklı ülkelerinden dikkat çekici kadın mimarları öne çıkaran RIBA tarafından yayımlanan “100 Women Architects in Practice” adlı yayında yer.

Kendine özgü mimari dile sahip olan Madjdabadi’nin mimarlığı, çağdaş olmakla birlikte geleneğe köklenen, aynı anda hem yerel hem küresel olarak yorumlanabilecek yaklaşım sunuyor.

Uluslararası ölçekte tanınan mimar olarak, Doğu Almatı için hazırlanan güncel masterplan projesi gibi çeşitli uluslararası çalışmalarda yer. Share Award 2025 gibi prestijli uluslararası ödüllerde jüri üyeliği yaptı. Bunun yanı sıra çalışmaları Venedik Bienali, TU Wien Üniversitesi Melbourne Üniversitesi gibi önemli platformlarda sergilendi.

Akdeniz Üniversitesi’nden doktora adayı Farivash Ghanadi Hilal Tuğba Örmecioğlu, Habibeh Madjdabadi mimari tasarım stratejileri üzerine söyleşi gerçekleştirdi.

Hilal Tuğba Örmecioğlu:  Son yıllarda çağdaş İran mimarlığına baktığımızda dikkat çekici durum görüyoruz. İranlı mimarlar hem kendi bağlamlarından beslenen hem uluslararası ölçekte ilgi gören özgün kimlik geliştirmeye başladılar. Nitelikli örneklerin sayısı arttıkça, mimari üretimin özgün niteliklerini onu şekillendiren düşünsel yaklaşımları anlamaya yönelik kuramsal çerçeve geliştirme ihtiyacı ortaya çıktı. Biz kapsamda, son dönem İran mimarlığının önde gelen temsilcileriyle görüşerek mimari ortamı üretim süreçlerini daha yakından anlamaya çalışıyoruz. Öncelikle, bizimle söyleşiyi gerçekleştirmeyi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

Habibeh Madjdabadi: davetiniz için ben teşekkür ederim. Bence kuram, pratiğin öncesinde değil, sonrasında ortaya çıkıyor. pratik belirli derinliğe değere ulaştığında, pratiğin gerçekte ne yaptığını çözümlemeye başlayabilirsiniz. Mimarlarla konuştuğumuzda çalışmalarını incelediğimizde, yöntemlerini anlamaya başlarız.

durumu açıklamak için Van Gogh örneğini verebilirim. Van Gogh resim yaparken yazılı kuramı miyor ya sarı rengin kullanımı veya fırça darbelerinin özgün biçimi gibi belirli unsurları bilinçli olarak planlamıyordu. Onun dinamik dışavurumcu fırça kullanımı resim tekniğinin kendine özgü ritmi, çalışmalarını çağdaşlarının çoğundan ayırıyordu. yaklaşım, önceden oluşturulmuş kuramdan değil, doğrudan pratiğin içinden sezgisel olarak ortaya çıkmıştı. Ancak eserleri tamamlandıktan sonra, başkaları resimlerini analiz ederek arkasındaki kuramı ya örüntüleri ortaya koymaya çalıştı.

Dolayısıyla benim görüşüme göre kuram, pratik belirli kalite anlam düzeyine ulaştıktan sonra ondan türeyerek ortaya çıkar.

Approximation House, cephe

Hilal Tuğba Örmecioğlu: Çalışmalarınıza baktığımızda, yandan oldukça çağdaş mimari dil görürken yandan bulunduğu coğrafyanın birikimiyle güçlü ilişki kurulduğunu hissediyoruz. noktada sizin çağdaş mimarlık yerel mimarlık tanımlarınızı merak ediyorum. iki alan arasındaki ilişkiyi nasıl kuruyorsunuz? Ayrıca tarih ilişkinin neresinde duruyor? Tasarım yaparken coğrafya, iklim, kültürel yapı tarihsel birikim gibi unsurlar kararlarınızı nasıl etkiliyor?

Habibeh Madjdabadi: Öncelikle çağdaş yerel mimarlıktan ne anladığımızı tarihin çerçevede nasıl konumlandığını tanımlayarak başlamak gerekir. Benim görüşüme göre mesele, yalnızca tarihe geriye dönük bakmak, ondan bazı öğeleri alıp çağdaş dille araya getirmek değil. Aksine, bizi çevreleyen her şeyden—kültürden, güncel yaşamdan—ilham almak ilhamı her zaman tarihsel zeminde geliştirmektir.

Bildiğiniz gibi mesele, tarihsel referansları yalnızca anlatı, biçimsel motif ya isim kullanmak amacıyla mimarlığa zorla yerleştirmek değildir. Bunun yerine, özgün mimari tasarım kendi coğrafyasının, zamanının, mekânının çevresel koşullarının gerçekliklerine yanıt verir. İlham, etrafımızda gerçekten var olan her şeyden alınır bunların önemli kısmı zaten doğal olarak kültür tarihin içine gömülüdür.

Örneğin; Tahran’ İran’ın birçok merkezi kentinde görülen yoğun güneş ışınımı, hem çağdaş mimarların hem geçmişteki mimarların yüzleşmek zorunda olduğu coğrafi gerçek. Geleneksel İran mimarlığında probleme yönelik olarak, gölgeleme doğal havalandırma sağlayan delikli tuğla örgü sistemleri olan fakhr- -madin gibi çözümler geliştirmiştir. Ayrıca mashrabiya¹ benzeri kafes tipi elemanlar iklimsel soruna yanıt veren yapılardandır. stratejiler yalnızca tarihi değil; bugün geçerliliğini koruyan çözümlerdir çağdaş mimarlık için ilham kaynağı olabilir. Buradaki temel nokta problem devam ettiği için çözümler, nostaljik ya yapay biçimde dayatılmadan, çağdaş mimari dil içinde doğal olarak evrilebilir.

Approximation House, iç mekan

Hilal Tuğba Örmecioğlu: Türkiye’ benzer iklimsel, coğrafi yapısal sorunlarla karşı karşıyayız sorunlara yönelik gelenek içinde geliştirilmiş yerel çözümler, detaylar mevcut. Ancak güncel mimarlık pratiğinde, birikimin çağdaş biçimde yeniden yorumlanması İran’daki gibi güçlü karakteristik olarak devam etmiyor. Bunun yerine, teknolojik Batı merkezli çözümlerin daha baskın şekilde benimsendiğini kullanıldığını gözlemliyoruz. Öte yandan, İran’ gördüğümüz durum geleneği yeniden yorumlamanın -basitçe kopyalamadan, yeniden icat ederek modernite ya çağdaşlık üzerine yeni anlayış geliştirmenin mümkün olduğuna dair ümit veriyor. İran’ sizin kuşağınızda tür yeni çağdaş yaklaşımlara dair köklü anlayışın var olduğu görülüyor; oldukça teşvik edici. Ancak yine sizin durumunuzda, bunun bazı sınırlılıkların zorlayıcı etkisiyle şekillenmiş olduğunu düşünüyorum. İran’ın aksine, burada Batı’dan gelen teknoloji malzemelere daha sınırsız kolay erişimin olması, tasarımda tür yerel yeniden yorumlamaları daha az cazip hale getiriyor. İran’ ise tür erişim sınırlılıkları, eldeki malzeme, yerel ustalık mevcut koşullar üzerinden daha yaratıcı zorunlu yeniden yorumlama pratiğini teşvik etmiş olabilir.

Habibeh Madjdabadi: Tasarımda aldığımız kararlar iki farklı kaynaktan ortaya çıkıyor. Bunlardan biri sezgi insan deneyiminden gelirken, diğeri dışsal gerçekliklerden—yani kimi zaman oldukça sert olabilen sınırlılıklar kısıtlardan—kaynaklanıyor. Ancak çoğu zaman yeni yaratıcı olanakları açan tam olarak kısıtlamalar.

Bugün İranlı mimarlar arasında farklı yaklaşımlar görmek mümkün. Sizin belirttiğiniz gibi, bazıları küresel ölçekte baskın mimari modellere yönelmekte endüstrileşmiş yöntem teknolojileri meye çalışyor. Ancak yaklaşımın sınırları var; çünkü İran teknolojilerin üreticisi ya kurucu kaynağı değil. yüzden, yöntemler çok yüksek düzeyde uygulansa bile, ortaya çıkan sonuç çoğu zaman özgün olmaktan ziyade ikincil nitelik taşıyor. Aynı yolu tekrarlayarak Batı yarışmak ya şekilde gerçekten yeni şey üretmek mümkün değil.

Öte yandan, evrensel mimari ana akımların dönemi büyük ölçüde sona. “Yıldız mimarlar” tarafından şekillendirilen Batı merkezli tekil mimari anlatının egemen olduğu dönem artık çağdaş pratiği tanımlamıyor. Günümüzde Vietnam, Hindistan, Şili daha birçok ülke kendi mimari kimliklerini giderek daha görünür biçimde ifade etmekte; değişim, yıl Pritzker Mimarlık Ödülü’nün Şili’li mimar Smiljan Radić’e verilmesiyle belirgin biçimde görünür hale geldi. Bugün önemli olan şey çeşitlilik—kültürel farklılıkların düşünme biçimlerindeki çeşitliliğin değeri.

anlamda mimarlık, seyahate benzer. Bildiğiniz gibi, başka ülkeye gittiğimizde her yerde aynı küreselleşmiş deneyimleri aramayız. Yerel yemekleri, yerel müziği, yerel gelenekleri keşfetmek isteriz. farklılıklar, deneyimi anlamlı kılan şeydir. Mimarlık yerin kendine özgü niteliklerini, üretim kapasitesini kültürel gücünü ortaya koymalı; bunlar başka yerlerde ya hiç bulunmayan ya aynı ölçüde anlam taşımayan özellikler olabilir.

bağlamda, kendi projelerimde zanaatkârlık merkezi rol oynuyor. Örneğin “Approximation House” projesinde yapı neredeyse tamamen elle üretimle gerçekleştirildi. Dış kabuk, her biri tek tek üretilmiş yaklaşık 3.000 ahşap silindirden oluşuyor. Zanaatkârlığı dekoratif unsur olarak değil, eleştirel araç olarak kullandım— benim için süsleme değil, vizyonu duruşu temsil ediyor.

projenin inşası sırasında ahşap silindirlerin üretimi için iki seçenek vardı: makine üretimiyle hızlı kusursuz biçimde standartlaştırılmış parçalar elde etmek ya işçilerin sezgisi doğrudan katılımıyla bunları elle şekillendirmek. Ben bilinçli olarak ikinci yolu tercih ettim. İşçiler sürece derinlemesine dahil oldular hatta süreçte tatmin anlam duygusu geliştirdiler; çünkü yöntem, tekrara dayalı fabrika üretiminin monotonluğunu kırıyordu. Birkaç gün içinde tüm parçaları ürettiler bazıları ahşabın doğal dokusunu damarlarını ortaya çıkarmak için parçaları dikkatle zımparalayarak parlatmayı tercih.

Ortaya çıkan formlar daha bilinçli olarak düzensiz organik karakter taşıyordu. Çünkü doğaya baktığımızda hiçbir şeyin tamamen aynı ya kusursuz simetri içinde olmadığını görürüz. Kusursuz geometri ise büyük ölçüde insanın endüstrinin kurgusudur; seri üretim için geliştirilmiş, niceliğin niteliğin önüne geçtiği mantığa dayanır.

Günümüzde mimarlığın artık yalnızca seri üretim mantığı tarafından yönlendirilmesi gerekmiyor. Eğer şey elde daha yüksek anlam kaliteyle üretilebiliyorsa, insan emeğinin korunmasının değeri. İlk görüşmemizde “ sanat eseri” yaratmak istediğini söyleyen işvereni, yapının gerçekten sanat eserine dönüşmesini istiyorsa, sürecin buna uygun şekilde zanaat temelli üretim biçimiyle ilerlemesi gerektiğine ikna etmek için epey zaman harcadım. Çünkü İran’ örneğin el dokuması halıya baktığınızda, bazı kusurlar görebilirsiniz; ama kusurlar makine üretimi halıya kıyasla ona karakter, güzellik anlam kazandıran şeylerin ta kendisidir.

projede işçileri yalnızca üretimin belli aşamasına değil, sürecin tamamına dahil ettik. Bağlantı elemanları, braketler montaj detayları özellikle anlayışa göre tasarlandı. Montaj süreci adeta elde dokunan tekstil gibi ilerledi. Tüm kafes elemanları hareketliydi süreç baştan sona dikkatle belgelendi. Benim için en önemli noktalardan biri proje sayesinde işçilerin yalnızca uygulayıcı olmaktan çıkıp ürünün parçası olan birer zanaatkâra dönüşmesiydi.

Approximation House, uygulama süreci

Hilal Tuğba Örmecioğlu: Çok ilginç—detay düzeyiniz gerçekten dikkat çekici. Her yapı için özgün detaylar üretiyorsunuz her biri birbirinden farklı. oldukça etkileyici, ancak aynı zamanda oldukça zorlayıcı olmalı. halde şunu sormak isterim: Siz yalnızca mimari detayları tasarlamakla kalmıyor, aynı zamanda inşa sürecinin kendisini tasarlıyorsunuz, doğru ?

Habibeh Madjdabadi: Evet, birçok durumda inşa sürecinin tasarlanması gerekiyor. Mimari tasarım onun detayları geleneksel rutin çözümlerden uzaklaştığında, inşa yöntemi artık önceden belirlenmiş standart talimatlara dayanamaz. Her proje doğal olarak kendine özgü inşa edilme biçimi gerektirir çoğu zaman tasarıma yanıt veren özgün yapım kılavuzları seti geliştirmek gerekir. Böyle durumlarda, inşa sürecine dahil olan kişilerin günlük çalışma rutinleri bile değişmeye başlar.

Örneğin “Approximation House” projesi için bileşenlerin üretildiği ahşap atölyesinde, işçiler normalde her gün sabit tekrara dayalı görevler yapmaya alışkındı. Ancak proje için ahşap parçaların hazırlanması sürecinde, onların alışılmış rutinlerinin değişmesi gerekti. Süreç, elemanların şekillendirilmesi birleştirilmesinde farklı yöntemler gerektiriyordu daha deneysel, daha dikkatli çalışma biçimini içeriyordu. Ben süreç boyunca fabrikada bulunarak, parçalar geliştirilirken onlarla birlikte yakın çalıştım. anlamda inşa sürecinin kendisi, mimari tasarımın ayrılmaz parçası haline geldi.

Hilal Tuğba Örmecioğlu: İşverenin deneyimini merak ediyorum. Artık ev tamamlandığına içinde yaşam başladığına göre, böyle mekânda yaşamak onlar için nasıl deneyim oldu? Günlük yaşamlarında evi nasıl deneyimliyorlar?

Habibeh Madjdabadi: Sahibi açısından bakıldığında, yapı sabit nesne olmaktan çok, neredeyse yaşayan sürekli etkileşim hâlinde olunan mekâna dönüşmüş durumda. Ziyaretçiler geldiğinde özellikle evin içindeki hareketli elemanların nasıl açılıp kapandığını cephedeki farklı katmanların ışığa mekâna nasıl tepki verdiğini göstererek anlatmaktan keyif alıyor.

Ahşap kafesler arasına yerleştirilen yeşil duvar ise doğrudan yatak odasıyla bağlantılı çatı bahçesine kadar devam ediyor. kesintisiz mekânsal duyusal deneyim yaratıyor; cephede oluşan atmosferi günlük yaşamın en mahrem alanlarına kadar taşıyor.

Approximation House, uygulama süreci

Farivash Ghanadi: Yaptığınız derslerde yazılarınızda, 2024’te Hindistan’daki “Design Yatra” konuşmanız dahil olmak üzere, tasarım sürecinizde önemli başlangıç noktası olarak “Khassiat” kavramına referans verdiniz. Sizin için “Khassiat”² ne anlama geliyor fikir mimariye yaklaşımınızı projeyi geliştirme biçiminizi nasıl etkiliyor?

Habibeh Madjdabadi: projeye yaklaşırken, projenin taşıması gereken nitelik ya özsel karaktere odaklanmaya çalışırım; benim “Khassiat” dediğim şey budur. tasarımın arkasındaki daha derin “neden”e işaret eden, soyut biçimsiz niteliktir. anlamda, projeyi yalnızca işlevsel olmaktan çıkarıp anlamlı etkili mimarlık üretimine dönüştüren temel bileşen.

Çoğu zaman yapısal olarak doğru, işlevsel güvenli olmasına rağmen pek “mimarlık” olarak tanımlayamadığımız yapılarla karşılaşırız. Soru neden? Ben bunun sebebinin Khassiat eksikliği olduğunu düşünüyorum. Benim için Khassiat, projenin ya mimari yapının neden var olması gerektiğine dair temel soruyu yanıtlar. Projenin taşıması gereken özgül nitelikleri potansiyelleri tanımlar.

Tasarım sürecinin başlangıcında, henüz net formu olmasa bile, niteliği hayal etmeye çalışırım. Böylece tasarım süreci, aslında belirli niteliği proje içinde arama sürecine dönüşür. Başka deyişle, aradığım Khassiat’ı bilirim, ancak onun fiziksel formu henüz net değildir.

Khassiat’ın kendisi önceden tanımlanmış forma sahip değildir. Daha çok tasarımcının zihninde niyet ya yönelim olarak var. Tasarım süreci boyunca niteliği takip ederek, proje yavaş yavaş kendi formunu ifadesini bulur. Eğer şanslıysak, süreç tamamen özgün estetik anlayışa yol açabilir.

Hilal Tuğba Örmecioğlu: Karakter gibi şey ?

Habibeh Madjdabadi: Evet, belki ama terimi tam olarak çevirmek oldukça. Sizin belirttiğiniz gibi ama “karakter” birebir aynı değil.

Farsçada örneğin, besleyici yemek için “khassiat’ı var” deriz. Dolayısıyla kelime her zaman olumlu anlam taşır. “Karakter” ise hem olumlu hem olumsuz olabilirken, khassiat her zaman faydalı, anlamlı yararlı olan şeye işaret. şeyin içinde var olan değeri ya potansiyeli ifade.

“Özgüllük”, “özellik”, “nitelik”, “potansiyellik” ya “fayda” gibi kelimeler yaklaşabilir, ancak hiçbiri terimin taşıdığı nüansı tam olarak karşılamaz. İngilizce’ uygun karşılık aradım, fakat derinliğini gerçekten aktarabilen terim bulamadım. nedenle, birçok mimarlık kavramında olduğu gibi, orijinal haliyle Farsça “khassiat” kelimesini kullanmayı tercih ediyorum—tıpkı “genius loci” gibi çevrilmeden kullanılan kavramlarda olduğu.

Hilal Tuğba Örmecioğlu: Khassiyat dışarıdan görülebilir şey midir? Çünkü sizin yapılarınızda her zaman şunu fark ediyorum: kütle düz ya yalın olsa bile nitelik yine açık biçimde hissediliyor. yalnızca yapının içine girdikten sonra keşfedilen şey değil. Örneğin, sizin tasarımlarınızda cephe çok önemli rol oynuyor gibi görünüyor. Bunun nedeni nedir? Cephe neden kadar önemli?

Habibeh Madjdabadi: Khassiat her zaman aynı yerde ya aynı biçimde ortaya çıkan sabit özellik değildir. Her projede, projeye özgü koşullar tarafından tanımlanır.

Tahran’daki kentsel konut projelerinde dış kabuk çoğu zaman khassiat’ı daha güçlü biçimde yansıtıyor. Bunun nedeni, plan içindeki gündelik yaşam kalıplarından alışılmış düzenlerden sapma konusunda mimarın özgürlüğünün görece sınırlı olması. Sosyal beklentiler yönetmelikler iç mekânları daha konvansiyonel biçimlerde şekillendirmeye yöneltiyor. yüzden projenin özgün karakteri çoğu zaman dış kabukta daha görünür hale geliyor.

Bununla birlikte, projelerimde khassiat farklı biçimlerde ortaya çıkıyor. Örneğin Tahran’daki Valiasr Meydanı, Lunar yol kenarı kompleksi ya Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Barjeel Çağdaş Sanat Müzesi gibi kentsel kamusal projelerimizin her biri, kendi koşullarından doğan farklı temel nitelik üzerine şekilleniyor. Konut projeleri ise daha sık hayata geçirilebildiği için daha görünür oluyor nedenle daha çok tartışılıyor.

Cephe aslında şehre. Herkes onu görüyor deneyimliyor. yüzden bazen cephenin daha önemli olduğu gibi izlenim oluşabiliyor ama onun kavramsal olarak önceliklendirildiği anlamına gelmiyor; daha çok kamusal doğrudan algılanabilen yüzey olmasından kaynaklanıyor.

Projelerimde cepheler yalnızca dışarıdan okunan tek yönlü yüzeyler değil; aslında çift taraflı çalışıyor. İçeriden cepheyi deneyimliyorsunuz: ışığı yönlendiriyor, atmosferi kuruyor, gölge dokunun oyununun algılanmasını sağlıyor. Aynı zamanda şehre şey geri verme fikri Oradan geçen herkes küçük jestle karşılaşıyor. Cephe, kamusal özel olan arasındaki eşik gibi çalışıyor. Ben evin şehri keskin duvarla ayırmasındansa, onunla yavaş yavaş bütünleşmesi gerektiğine inanıyorum.

yaklaşım aslında İran geleneksel mimarlığında çok belirgin. Kamusal özel arasında hem net ayrım hem ikisi arasında kademeli, incelikli geçişler. Benzer tavrın geleneksel Türk mimarlığında izleri olduğunu düşünüyorum ama bugün durum daha az görünür hale gelmiş durumda. Çağdaş birçok yapıda incelikli geçiş büyük ölçüde kaybolmuş görünüyor.

Hilal Tuğba Örmecioğlu: Günümüzde birçok çağdaş mimar, kamusal özel alanlar arasındaki ilişkinin doğasını araştırıyor, hatta mevcut tanımları zorlayarak yeniden tanımlamaya çalışıyor. Geleneksel olarak oldukça keskin net biçimde tanımlanan kamusal-özel ayrımı, bugün yerini iki alan arasında kontrollü gerilim karşılaşma üreten arayüzlere bırakıyor. yaklaşımınızın günümüz toplumunda mahremiyet, kamusallık modernite ilişkisine dair nasıl katkı sunduğunu düşünüyorsunuz? yapıları yalnızca kullanıcılarına yönelik çözümler olarak görüyorsunuz, yoksa kamusal görünürlükleri sayesinde mahremiyet kamusallık ilişkisinin yeniden düşünülmesine katkı sunan mekânsal araştırmalar olarak değerlendiriyorsunuz?

Habibeh Madjdabadi: Bunun daha çok mahremiyetin farklı biçimde anlaşılmasını önermekle ilgili olduğunu söyleyebilirim. Bizim rolümüz topluma doğrudan şey dayatmak ya öğretmek değildir. Bunun yerine mimarlar, mimarlığın neler yapabileceğini gösteren, inşa edilmiş olasılık örnekleri sunabilirler.

İnsanlar iyi mimarlıkla karşılaştıklarında, deneyim zamanla çevrelerine bakışlarını etkileyebilir. Alıştıkları şeyleri sorgulamalarını başka olasılıkları hayal etmelerini teşvik edebilir. anlamda mimarlık, beklentileri yükseltmeye yardımcı olabilir.

Benim için en önemli şey rutini değiştirmek. Eğer mimarlık insanların gündelik çevrelerini yeniden düşünmelerine sıradan deneyimleri daha zengin anlamlı şeye dönüştürmelerine yardımcı olabiliyorsa, zaman zaten önemli şey başarmış demektir.

Hilal Tuğba Örmecioğlu: Konut projelerinize geri dönersek, balkonların çoğu zaman delikli, kafes benzeri katmanın arkasına yerleştirildiğini fark ettim. Bunun nedeni nedir?

Habibeh Madjdabadi: Kültürümüzde mahremiyet çok temel değerdir. İnsanlar hem balkonun hem manzaranın tadını çıkarırken sokaktan görünmek istemezler. delikli, üç boyutlu katmanlar cepheye hem mahremiyet kazandırır hem ışığın bolca içeri girmesine imkân tanır.

Ayrıca mimarlığın gizem duygusu taşıması gerektiğine inanıyorum; her şeyin tek bakışta açığa çıktığı düz, iki boyutlu yüzey olmamalıdır. Örneğin, “Approximation House” ahşap silindirler cepheye dik olarak yerleştirilmiştir. Sokaktan bakıldığında, elemanların tüm uzunlukları görüldüğü için yoğun ekran etkisi oluşur evin içi görünmez hale gelir. Ancak içeriden dışarıya bakıldığında yalnızca ahşabın küçük dairesel kesitleri algılanır.

40knots, cephe

Hilal Tuğba Örmecioğlu: Günümüz inşaat koşullarında zanaatkârlığı sürdürmek hâlâ mümkün mü sizce? an için zanaatkârlığı canlı tutmak hâlâ mümkün, ama biraz daha ileri giderek şunu merak ediyorum: Zanaatle kurulan mimarlık anlayışının gelecekte sürdürülebilir olması sizce mümkün mü? noktada, aslında Türkiye tıpkı sizin ülkeniz gibi uzun zanaatkârlık geçmişine sahip. Ahşaptan metale kadar birçok alanda köklü usta geleneğimiz. Ne yazık ki zaman içinde becerilerin büyük kısmı kayboldu. Bugün gerekli uzmanlığa sahip zanaatkârları bulmak neredeyse imkânsız hale geldi, çünkü endüstrileşme büyük ölçüde geleneksel yapım yöntemlerinin yerini. Hâlâ bazı alanlarda yetkin zanaatkârlara ulaşmak mümkün, ama bunun ne kadar devam edeceği açık değil. Tahran’ benzer durum var; betonarme sistem oldukça baskın hale gelmiş durumda daha hızlı, daha kolay inşaat teknolojileri geleneksel yapım yöntemlerinin geri planda kalmasını hızlandırıyor.

Habibeh Madjdabadi: an için, özellikle geleneksel üretim zanaatkârlık bilgisinin hâlâ var olduğu—her ne kadar giderek kayboluyor olsa —ülkelerde bunun hâlâ mümkün olduğunu düşünüyorum. Endüstrileşmiş inşaat süreçleri her yerde yapım biçimlerini değiştirdi birçok geleneksel beceri artık gündelik pratiğin parçası değil. Dolayısıyla bugün karşı karşıya olduğumuz zorluk yalnızca zanaatkârlığı korumak değil, aynı zamanda onun çağdaş inşa süreçlerindeki rolünü yeniden tanımlamak.

Benim için zanaatkârlık nostaljik ya dekoratif mesele değil. İnsan müdahalesinin mimariye nasıl ince varyasyonlar, kusurlar belirli yaşam hissi kazandırabileceğiyle ilgileniyorum. Basit araçlarla sıradan işçilerle bile küçük farklılıklar mimariye zenginlik özgünlük katılabilir. Önemli olan, her projenin koşullarına gerçekçi biçimde yanıt verebilmektir. Zanaatkârlığı artık anlamlı olmadığı yerlerde zorlamam. Bunun yerine, uygulanabilir, ekonomik bağlama uygun yöntemler ararım. Bazen pahalı teknolojilere ya yüksek uzmanlık gerektiren iş gücüne ihtiyaç duymadan karmaşık sonuçlar üretebilen basit sistemler icat etmek anlamına gelebilir.

Ayrıca inşa sürecinin kendisinin tasarlanması gerektiğini düşünüyorum. Mimarlık rutin çözümlerden uzaklaştığında, yapım yöntemi rutin kalamaz. Böylece inşa süreci, yalnızca tasarımın uygulanma aşaması olmaktan çıkar, tasarımın kendisinin parçası haline gelir.

Son olarak şunu söyleyebilirim: elde yapılan işin, gerçekten elde yapılmış olarak kalması gerektiğini düşünüyorum. Kusurlar mutlaka hata anlamına gelmiyor; aksine yapıya daha insani daha otantik nitelik kazandırabiliyor. Tahran’ın merkezindeki banka projesinde, elde şekillendirilen bakır levhalar kullandık. Levhalar basit pres bükme makinesiyle büküldü zanaatkâr, işlemleri tam sayısal hesaplara göre değil, manuel olarak açıları ayarlayarak gerçekleştirdi. Süreç küçük, elle yapılmış çalışma modeliyle başladı. levha üzerinde paralel yarıklar açıp bunları elle büktük; böylece açılar kesin değil, yaklaşık değerler üzerinden oluştu. Amacımız “yaklaşık olma” niteliğini koruyarak onu yapının geneline taşımaktı. Karmaşık teknik çizimler hazırlamak yerine, tasarım fikrini zanaatkârın üretim sürecine bağlayan basit ara sistem; açı bilgilerini içeren ızgara geliştirdik.

Proje tamamlandığında süreç üzerine yeniden düşünmeye başladım. Bakır panellerin üretiminde büyük özen hassasiyet gösterilmişti; ama nihai sonuçta zanaatkârın elinin varlığı açık biçimde hissedilir değildi. Geriye dönüp baktığımda, belki elde üretim niteliğini daha görünür daha açık şekilde ortaya koymak gerekirdi diye düşünüyorum.

deneyim benim için önemli dönüm noktası. Zanaatkârlık mimarlık arasındaki ilişkiyi daha eleştirel biçimde düşünmemi sağladı; elle yapılan üretimin mutlaka endüstriyel mükemmelliği taklit etmek zorunda olmadığını, aksine kendi doğasını kabul edebileceğini fark ettim. anlamda proje, çağdaş mimarlıkta el işçiliğinin değerinin nasıl görünür kılınabileceğine dair daha bilinçli düşüncenin başlangıcı.

Orta ölçekli konut projesi olan 2016’ Aga Khan Ödülü kısa listesine seçilen “40 Knot House”ta ise “pencere duvar” arasındaki alışılmış karşıtlıktan uzaklaşmaya çalıştık. Bunun yerine, değişken yoğunlukta tuğla kafes tasarladık; böylece ışık, gölge geçirgenlik cephe boyunca kademeli olarak değişebiliyordu. Desen belirsizlik yaklaşıklık (approximation) üzerine kurulu olduğu için, her şeyi katı tamamen kontrol edilmiş sisteme sabitlemeyen inşa yöntemine ihtiyaç duyduk. Ayrıca sınırlı bütçeyle çalışıyorduk; nedenle gelişmiş parametrik üretim teknikleri zaten mümkün değildi—zaten olsaydı bile, aradığımız doğallığı ortadan kaldırabilirdi.

İran’daki el dokuması halı atölyelerinden yöntem ödünç aldık; halı dokumasında desenler sözlü olarak aktarılıyor. Biz tuğla yerleşimi basit Farsça metne dönüştürdük şantiyeye götürüp küçük ekiple uygulandık: biri metni okuyor, diğeri tuğlaları yerleştiriyordu. süreç doğal olarak küçük tutarsızlıklar üretti. Bunları giderilmesi gereken hatalar olarak görmek yerine, olduğu gibi koruduk; böylece kafes her bölümde biraz farklılaştı.

deneyim bana, el işçiliğinin neden çoğu zaman kusursuz endüstriyel ürün gibi görünmeye zorlandığını sorgulattı. elle yapılan şey, kendi kusurluluğunu kabul edebilir. yaklaşım daha sonraki projelerimi etkiledi; inşa sürecinin tüm kısıtları insani faktörleriyle birlikte tasarımdan ayrı değil, tasarımın temel bileşenlerinden biri olduğu fikrini yarattı.

40knots, cephe detayı

Farivash Ghanadi: Zanaatkârlık hakkında biraz daha sormak istiyorum. Bunun el yapımı, insani, doğal olduğunu çoğu zaman kusurları nedeniyle daha güzel hale geldiğini söylediniz. Ayrıca, çağdaş yapım teknolojilerine kıyasla ekonomik olabileceğini belirttiniz. Şimdiye kadar genellikle İran’ zanaatkârlığın daha çok ekonomik teknolojik sınırlılıklar nedeniyle var olduğunu varsaydık. sınırlılıkların aynı zamanda zanaatkârlığın kullanımı için ortam yarattığı bunun belirli özgünlüğe yol açtığına değindik. noktada özellikle ekonomik boyut açısından sormak istiyorum: Pratik ya ekonomik perspektiften bakıldığında, zanaatkârlığı kullanmak sizin için gerçekten daha iyi ya daha avantajlı ?

Habibeh Madjdabadi: Teknoloji bugün İran’ mevcut. Birçok malzeme ithal edilebiliyor, her ne kadar süreç zaman alsa. Pek çok açıdan endüstriyel teknolojiyi kullanmak daha kolay seçenek—çok fazla düşünmenize gerek kalmaz; yalnızca sistemi ithal eder uygularsınız.

Ancak ben zanaatkârlığı kısıt olarak görmüyorum; tercih olarak görüyorum. Batı modelini memiz gerektiğine inanmıyorum. Batılı ülkeler kendi mimari teknolojik yollarını uzun tarihsel süreç içinde geliştirdiler. Eğer biz aynı yolu birebir meye çalışırsak, her zaman geriden gelmiş oluruz. Bunun yerine, kendi koşullarımıza dayanan bizi doğrudan karşılaştırmaya açmayan yol aramalıyız.

projeleri Avrupa’ sunduğumda, insanlar çoğu zaman bunun kendi ülkelerinde uygulanmasının imkânsız olduğunu söylüyorlar. Aynı yaklaşımı takip edemeyeceklerini ifade ediyorlar. tamamen anlaşılabilir durum. Hepimizin farklı yolları var dünyayı zengin kılan şey çeşitlilik—farklılıkların çeşitliliğin ta kendisi.

Hilal Tuğba Örmecioğlu: Evet, aslında Türkiye’ yeniden üzerine düşünmemiz gereken Batı–Doğu ikiliği uzun zamandır hem düşünme biçimlerini hem üretim pratiklerini şekillendiren güçlü çerçeve oluşturuyor. Batılılaşma ideali oldukça güçlü olduğu için, kimi zaman algıyı yönlendiren çerçeve oluşturabiliyor—sanki tek modernleşme doğrultusu varmış herkes yönde ilerlemeliymiş gibi… Oysa meseleye biraz daha geniş baktığımızda, bunun lineer ilerleme hattı olmadığını görüyoruz. Birini diğerine göre “ileri” ya “geri” diye konumlandırmak çok açıklayıcı olmuyor. Daha çok farklı hızlarda farklı dinamiklerle işleyen ayrı düşünme üretme biçimlerinden söz etmek mümkün. noktada modernleşme süreci zaten sürekli tartışılan yeniden düşünülmeye çalışılan Batı Doğu’nun farklı karakterleri, üretim biçimleri düşünme yolları var; bunları kendi bağlamları içinde ele almak daha sağlıklı okuma sunuyor.

Habibeh Madjdabadi: Evet, tam olarak; her birinin sunabileceği farklı anlamlar. Neyse ki bugün farklılıklar giderek daha fazla kabul görüyor. Özellikle mimarlık ödülleri üzerinden takip edebiliyoruz. Vietnam, Çin, Japonya dünyanın birçok farklı bölgesinden ödül alan projelerde bunu açıkça görmek mümkün. Mimarlık artık yalnızca Batılı bakış açısıyla okunmuyor.

Örneğin, yılki Aga Khan Ödülü’nde İran’dan iki proje yer. projeler Batılı mimari modellerden oldukça farklı. Aga Khan Ödülü “mükemmel” yapılar aramıyor; özgün fikirler geliştiren, kendi mimari dilini kurabilmiş mimarları toplumsal etkiyi anlamlı biçimde ortaya koyan projeleri değerlendiriyor. Burada çoğu zaman toplumla kurulan ilişki gerçek sosyal ihtiyaçlara verilen yanıtlar önemli hale geliyor. İran projelerinin görünürlük kazanmasının nedenlerinden biri sosyal kültürel etkiye güçlü vurgu yapmaları dikkat çekiyor.

tür toplumsal etki Doğu toplumlarında çok özel biçimde ortaya çıkabiliyor. Batı toplumları yoğun biçimde endüstrileşmiş sosyal yapıları buna paralel olarak koşullar tarafından şekillendirilmiş durumda. tür bağlamlarda mimari yenilik çoğu zaman başka tür etkiler üretirken, İran gibi endüstrileşmenin aynı ölçüde baskın olmadığı bağlamlarda yalnızca teknoloji ya malzeme transferi toplumu aynı şekilde dönüştürmeyebiliyor.

Bunun yerine biz, zengin kültürel arka plan, bol yerel malzeme yüzyıllara yayılan mimari miras içinde çalışıyoruz. Batı’daki bazı meslektaşlarım, kendi bağlamımızda hâlâ sahip olduğumuz görece özgürlükten etkilendiklerini söylüyorlar. Genellikle sıkı yönetmelikler, standartlar kontrol mekanizmalarıyla kısıtlandıklarını bunun deneysel çalışmaları sınırladığını düşünüyorlar. Biz ise çoğu zaman kendi bağlamımızın kültürel maddi kaynaklarından beslenerek keşfetmek, uyarlamak daha özgür biçimde üretmek için daha fazla imkâna sahibiz.

40knots, uygulama süreci

Farivash Ghanadi: Geriye dönüp baktığınızda, erken dönem modern İranlı mimarlar arasında, çalışmalarının sizin pratiğiniz üzerinde ya İran’daki çağdaş mimarlık tartışmaları üzerinde kalıcı etki yarattığını düşündüğünüz isimler var ?

Habibeh Madjdabadi: Geriye dönüp baktığımda, önceki kuşak İranlı mimarlar arasında kuşkusuz dikkat çekici isimler vardı. Örneğin Kamran Diba gibi mimarlar, Tahran Çağdaş Sanat Müzesi gibi önemli eserler üretmiş yapılar günümüzde hem kültürel hem mimari açıdan önemli referanslar olarak varlığını sürdürüyor.

Bununla birlikte benim kuşağım biraz daha farklı zeminde ortaya çıktı. Kendi mesleki yolum büyük ölçüde deneme-yanılma deneysel süreçler üzerinden şekillendi. Mezuniyetten kısa süre sonra yarışma kazandım çok erken aşamada kendi ofisimi kurmak zorunda kaldım; nedenle başka ofiste çalışarak geleneksel anlamda öğrenme fırsatım olmadı. yüzden öğrenme sürecim büyük ölçüde kendi ofisim içinde, yarışmalar, inşa edilen projeler fikirlerin pratikte sınanmasıyla gerçekleşti. her zaman kolay olmadı, ancak mimarlık, eğer mesleğe tutkuyla bağlıysanız, sürecin kendisinin son derece ödüllendirici olduğu

İran’daki bağlam zaman içinde önemli ölçüde değişti. Ben çalışmaya başladığımda ülke sekiz yıllık savaş sürecinden yeni çıkmıştı mimarlık çoğu zaman lüks olarak görülüyordu. Mesleki çevreler görece kapalıydı uluslararası etkileşim oldukça sınırlıydı. Bugün ise durum oldukça farklı. Mimarlar daha fazla seyahat ediyor, seminerlere katılıyor uluslararası tartışmalarla daha doğrudan ilişki kurabiliyor.

Kişisel olarak benim için Aga Khan Ödülü’nde kısa listeye seçilmek, İran’ın ötesinde birçok diyalog imkânı. Farklı ülkelerde dersler, konferanslar akademik etkinliklere davet edildim; çalışmalarımı sunma, geri bildirim alma farklı bağlamlarda nasıl algılandığını daha iyi anlamama fırsatı sağladı. etkileşimler son derece değerli, çünkü düşünsel değerlendirme öğrenme için ortam sağlarlar.

İranlı genç mimar kuşağı bugün, önceki kuşaklara kıyasla uluslararası alanda çok daha görünür durumda. Sosyal medya, uluslararası ödüller küresel ağlar çalışmaların ılmasını sınır ötesi tartışmalara katılımı çok daha kolay hale getirdi. etkileşimler oldukça besleyici; dünyanın farklı yerlerinde çalışmalarını bakış açılarını değerli bulduğum birçok meslektaşım arkadaşım var herkes kendi yolunu takip ederken birbirimizden öğrenmeye devam ediyoruz.

Son yıllarda birkaç uluslararası projede çalışma fırsatım Bunlardan biri anda Romanya’ geliştirmekte olduğum proje. Romanya Ukrayna sınırına yakın, güzel yamaç üzerinde yer alıyor. İşveren, peyzaj içinde her biri farklı ev tasarlamak üzere on iki mimarı davet etti; böylece proje, aynı bağlam içinde farklı mimari yorumların koleksiyonuna dönüşecek. İnşaatın gelecek yıl başlaması planlanıyor.

tür fırsatlar benim için çok anlamlı neyse ki bugün daha mümkün. Önceki kuşak mimarlar için tür uluslararası etkileşimler çok daha sınırlıydı.

Hilal Tuğba Örmecioğlu: Tasarım felsefesi açısından bakıldığında, önceki kuşak günümüz kuşağı arasındaki farkları nasıl görüyorsunuz? Kamran Diba’dan bahsettiniz; ben ayrıca Hossein Amanat benzeri isimleri ekleyebilirim. mimarlar yerel niteliklerin çağın imkan gereklerinin farkındaydılar; mutlak şekilde Batı mimarlığını miyorlardı. açıdan bakıldığında, aslında bugünkü kuşakla bazı ortaklıklar bulmak mümkün. Ancak ortaya çıkan sonuçlar farklılaşıyor. Sizce günümüz kuşağının yaklaşımını önceki kuşaktan ayıran temel unsur nedir?

Habibeh Madjdabadi: Haklısınız bence zaman, her kuşağın karşılaştığı soruları kaçınılmaz olarak değiştiriyor. Önceki kuşak kendi koşulları içinde çok önemli işler yaptı. Ancak onların birçok üretim hattı tarihsel olaylar nedeniyle kesintiye uğradı bizim kuşağımız çok farklı koşullar altında yeniden başlamak zorunda kaldı. nedenle aynı şekilde devam etmek mümkün değil.

Kendi pratiğimde fikri geliştirirken çoğu zaman çok basit soru sorarım: “ fikir gerçekten bizim zamanımızla, mekânımızla koşullarımızla bağlantılı ?” Yoksa yalnızca benim kişisel olarak diğim ya “kolay satılabilecek” şey ? Eğer fikrin proje bağlamla gerçekten ilişkili olmadığını hissedersem, genellikle dururum. Ama fikir tam olarak özgül durumdan—ihtiyaçlardan, kısıtlardan hatta işverenle yapılan konuşmalardan—doğuyorsa, işte zaman anlam kazanır. İşverenler elbette doğrudan mimari fikir üretmezler ama diyalog yoluyla ihtiyaçlarını ifade ederler ihtiyaçlar zamanla mimari dile dönüşebilir.

Tahran şehirdeki mimari üslupların çeşitliliğinden bahsettiniz. Aslında durumu oldukça ilginç buluyorum. Tahran çok katmanlı şehir—eski yapılar, yeni inşaatlar bazen kaybolmuş olanın izleri arada varlığını sürdürüyor. Geçmişte İran şehirlerini ziyaret eden Avrupalı gezginlerin çoğu zaman yıkıntılar yeni yapıların yan yana varlığından bahsettiklerini biliyoruz. Tahran’ benzer durum hâlâ mevcut: eski formlar kurallar tamamen silinmiyor, yeni katmanların yanında yaşamaya devam ediyor.

keresinde Tahran’ın merkezinde proje üzerinde çalıştım. Ne yazık ki projeye davet edildiğimde önceki ev iki yıl önce yıkılmıştı. İlk kez alanı ziyaret ettiğimde geriye yalnızca derin kazı alanı kalmıştı; evden hiçbir iz, hatta tuğlalar bile kalmamıştı. Eğer daha erken müdahil olsaydım, belki cepheden bazı parçalar korunabilirdi. Bunun yerine, yapının hafızasıyla çalışmaya karar verdim.

Eski fotoğrafları belgeleri araştırdım. önceki yapının bazı unsurları yeni tasarım için başlangıç noktası haline geldi. İşveren eski evi birkaç yıl boyunca kademeli olarak yıktığı için, şehir meydanının köşesinde uzun süre kırık kenarlı tuğla duvarlar görünür halde kalmıştı—insanların “yarı yıkılmış ev” olarak hatırladığı parçalanmış duvarlar sessizce yerin kolektif hafızasının parçasına dönüşmüştü. Burada eski duvar parçaları ilham kaynağı haline geldi.

hafızayı cepheye aktarmak için, yıkık tuğla kenarların düzensiz geometrisinden ilham alan beton paneller tasarladık. Hareketli kapaklara sahip özel kalıplar kullanarak üretimi rastlantısal hale getirdik; böylece her parça diğerinden biraz farklı hale geldi.

Farivash Ghanadi: İran’daki projelerinizde “çağdaş geleneğe köklenen, aynı anda hem yerel hem küresel” olarak tanımlanan tasarım stratejisi izliyorsunuz. Kendi kültürel bağlamınızdan farklı kültürel ortamlarda, yurt dışında projeler üretirken yerel kimlik küresel tasarım dilleri arasında nasıl denge kuruyorsunuz? tür ulusötesi bağlamlarda yer, kültür aidiyet soruları mimari kararlarınızı ne ölçüde şekillendiriyor?

Habibeh Madjdabadi: Benim için başka ülkede çalışmak, yerden başka yere sabit “dil” taşımak anlamına gelmiyor. Mimarlık her zaman projenin özgül koşullarını—yeri, kültürü, insanların yaşam biçimlerini mekânın atmosferini—anlamaya çalışarak başlıyor. unsurlar uzaktan tam olarak kavranabilecek şeyler değil; dikkatli gözlem, doğrudan temas deneyim gerektiriyor.

Önemli olan, tanıdık üslubu tekrar üretmeye çalışmak ya hazır biçimsel fikirler setini ithal etmek değil, projenin kendi bağlamının gerçekliklerinden büyümesine izin vermek. Çünkü, her yerin kendine özgü mantığı var—toplumsal, kültürel, çevresel— mimarlık mantığa yanıt verdiği ölçüde anlam kazanıyor, dışarıdan şeyi dayattığında değil.

Tabii bugün mimarlık kaçınılmaz olarak küresel tartışma içinde var oluyor. Hepimiz benzer araçları, teknolojileri referansları kullanıyoruz. Ancak asıl mesele, küresel etkilerin yerin özgünlüklerini silmesini engellemek. Mimarlık aşırı globalleştiğinde anlamını kaybetme riski taşıyor.

yüzden süreç aslında sürekli müzakere süreci. Küresel bilgi elbette çalışmayı besliyor, ama nihai kararlar mutlaka projenin bulunduğu yerin kültürün özgül koşullarından doğmalı. Mimarlık ancak koşullardan beslendiğinde hem kendi yerine ait olabilir hem daha geniş çağdaş tartışmanın parçası olarak varlığını sürdürebilir.

Farivash Ghanadi: Toplumsal cinsiyet mimarlık üzerine yürütülen tartışmalar, mekânsal pratiklerin toplumsal yapıları nasıl yansıttığını yeniden ürettiğini giderek daha fazla görünür kılıyor. İran’ uluslararası ölçekte çalışan kadın mimar olarak, mimarlık mesleğinde kadınların mevcut konumunu nasıl yorumluyorsunuz? Deneyiminize göre, farklı kültürel bağlamlar kadın mimarların görünürlüğünü, ajansını ya yaratıcı özgürlüğünü farklı biçimlerde şekillendiriyor ? dinamikler kendi tasarım yaklaşımınızı mesleki pratiğinizi nasıl etkiliyor?

Habibeh Madjdabadi: Açıkçası mesleğimi doğrudan toplumsal cinsiyet sorunsalı üzerinden deneyimledim diyemem. kadın olduğum için doğrudan farklı muamele gördüğümü söyleyemem. Hatta bazı kültürel bağlamlarda durum belli görünürlük yaratmış olabilir—belki daha fazla dikkat çekmişimdir ya bazı etkinliklere davet edilmişimdir—ancak bunu genellemek kolay değil.

Benim deneyimimde daha önemli olan konu görünürlükten ziyade mimarlığın hangi koşullarda üretildiği… İran’ birçok başka yerde olduğu gibi, kadınların aldıkları proje sayısı ya ölçek açısından hâlâ daha sınırlı fırsatlara sahip olabildiği durumlar. Ancak mimarlık pratiğinin değerini yalnızca nicelik üzerinden ölçülebileceğini düşünmüyorum. Bazen daha az projeye sahip olmak, daha fazla düşünme, hassasiyet özen için zaman yaratabiliyor daha güçlü işlere yol açabiliyor.

noktada benim için asıl mesele, projenin bütünlüğünü koruyabilmeye anlamlı mimarlık üretebilmeye aracılık edebilmek. yalnızca toplumsal cinsiyete bağlı değil; aynı zamanda işveren ilişkilerine, ekonomik koşullara mimarlık etrafındaki kültürel beklentilere bağlı. Pek çok durumda mimarlık, sınırlılıklardan çok, aşırılık nedeniyle zayıflıyor—özellikle lüksün temel hedef haline geldiği durumlarda. İşverenler pahalı malzemelere ya statüye fazla odaklandığında mimari fikir kolayca geri planda kalabiliyor.

Buna karşılık, daha sınırlı koşullar içinde çalışmak bazen daha üretken olabiliyor. Kısıtlar insanı dikkatli düşünmeye, öz olana odaklanmaya değeri maliyetle değil; dikkat, zekâ detay üzerinden üretmeye zorluyor. anlamda kısıt, tür özgürlüğe dönüşebiliyor.

Hilal Tuğba Örmecioğlu: Türkiye’ kadın mimarların çalışma biçimlerine baktığımızda, bireysel ofis sahipliğinin düşük oranda kaldığı, kadınların çoğu zaman eşleri birlikte ofis kurduklarını ya birlikte çalıştıklarını görüyoruz. kurumsal yapılarda kadınlar çoğu zaman daha destekleyici rollerde konumlanabiliyor; oysa çoğu durumda kadınlar ekibin daha yaratıcı belirleyici kısmını oluşturuyor. Öte yandan işveren ya belediye ilişkileri açısından bakıldığında, müzakere süreçlerinde daha çok erkek egemen ortamın desteklendiği görülüyor. pratikte kadınlar için engel oluşturuyor. bağlamda İran’daki mimarlık pratiğinde kadın mimarların durumunu özellikle merak ediyorum. Gördüğümüz kadarıyla İran’ erkek ortağa ihtiyaç duymadan bağımsız şekilde üretim yapan oldukça görünür işler ortaya koyan kadın mimarlar. oldukça etkileyici, çünkü dışarıdan bakıldığında insanlar İran’ı sosyal kısıtlamalar kültürel beklentiler nedeniyle kadın mimarlar için zor yer olarak varsayıyor. Oysa pratikte, kadın mimarların mesleki üretimde güçlü bağımsız biçimde yer alabildiği sizler gibi örnekler görülüyor.

Habibeh Madjdabadi: Bence kadınlar tarihsel olarak mimarlık eğitiminde bile çeşitli zorluklarla karşılaşmış durumda. Geçmişte mimarlık, yönetim rolü olarak algılandığı için kadınların mesleğe girmesi daha zordu; çünkü otorite kurmak, şantiye ziyaretleri yapmak inşaat sürecine doğrudan dahil olmak gerekiyordu. Bunlar çoğu zaman kadınlar için uygun görülmeyen sorumluluklar olarak kabul ediliyordu.

İran’daki aile yapısına baktığımızda, kadınlar—özellikle anneler—ev içinde oldukça güçlü rol üstlenebiliyor. Ancak toplumsal düzeyde kadınlar genellikle daha temkinli çekingen şekilde yetiştiriliyor. Bunun derin tarihsel kökleri var aslında sadece Doğu toplumlarına özgü değil; farklı biçimlerde Batı’ karşılıkları.

Böyle bağlamda kadınların yeniden özgüven kazanmaları doğal olarak zaman alıyor. Çoğu durumda kadınlar, birincil yerine ikincil pozisyonda olmayı daha rahat bulabiliyor; çünkü müzakere ya kamusal etkileşimleri başkasının yürütmesi daha kolay seçenek gibi görünebiliyor. Buna karşılık bugün İran’ özgüveni inşa eden yeni kadın mimar kuşağı görüyorum. Kendi ofislerini kuruyor, sorumluluk alıyor liderlik rollerine adım atıyorlar; benim için oldukça umut verici.

Eğitim konusunda ise üniversitenin yalnızca ilk adım olduğuna inanıyorum. Temel çerçeve sunuyor ama mimarlık öğreniminin büyük kısmı sınıf dışında —stüdyolar, atölyeler, profesyonel ofisler gündelik pratikler aracılığıyla — gerçekleşiyor. Bana göre ortamlar çoğu zaman mimarlıkla daha anlamlı etkileşim, deney gerçek temas için daha fazla alan yaratıyor. Birçok meslektaşım, öğrencilerin şekilde öğrenebileceği alternatif eğitim ortamları oluşturuyor tür yapılar giderek daha önemli hale geliyor.

Genel olarak mimar olmak uzun süreç. Deneyim, emek, merak tutku üzerinden yavaş yavaş gelişen pratikten söz ediyoruz. Mimarlık hızlı öğrenilebilen alan değil; zamanla, sabırla sürekli üretimle olgunlaşan süreç.

  • Mashrabiya ya mashrabiyya (Arapça: مشربية), İslam dünyası ötesindeki geleneksel mimarlığın karakteristik unsuru olan mimari öğedir. Oyma ahşap kafes işçiliğiyle kapatılmış, genellikle yapının üst katlarında yer alan dışa doğru çıkma yapan cumba/çıkma pencere türüdür; bazı örneklerde renkli vitraylarla zenginleştirilir.
  • Khassiat: Arapça khāṣṣiyya kelimesinden türemiştir “özellik”, “özel nitelik” veya “karakteristik” anlamına gelir. Ancak tarihsel dilsel etkileşim nedeniyle kelime Farsçada çok yaygın olarak kullanılmaktadır.