Disiplinlerarasılık kavramı, günümüz mimarlık söyleminde en sık kullanılan ifadelerden biri hâline geldi. Bunun nedeni oldukça açıktır: Mimarlık, yalnızca tek bilgi alanı üzerinden gelişebilecek meslek değildir. Nitelikli mimarlık; farklı disiplinlerin, farklı düşünme biçimlerinin dünyayı farklı gözlemleme yöntemlerinin kesişiminden doğar.

Leonardo Vinci otoportresi. Vinci’nin disiplinlerarası yaklaşımı; sanatı, anatomiyi, mühendisliği mimari düşünceyi birbirine bağlayan bütüncül üretim anlayışı geliştirmiştir.

Aslında fikir hiç yeni değildir. Yaklaşık iki bin yıl önce yazılmış en eski mimarlık kuramlarından biri olan Vitruvius’un Mimarlık Üzerine On Kitap ( Architectura) adlı eserine baktığımızda, mimarın yalnızca yapı yapan kişi olarak tanımlanmadığını görürüz. Vitruvius’a göre mimar; tarih, geometri birçok farklı alanda bilgi sahibi olmalıdır. Başka deyişle mimarlık, en başından itibaren tek disiplinin sınırlarını aşan düşünme biçimi olarak tanımlanmıştır.

Vitruvius’un Architectura (Mimarlık Üzerine On Kitap) eseri için hazırlanmış geometrik strüktürel çizimler/ internethabercisitini via Getty Images.

Günümüz mimarlığında bunun güçlü örneklerini görmek mümkündür. Santiago Calatrava’nın çalışmalarında heykel, suluboya resim mühendislik tek tasarım dilinde birleşir. Onun yapılarındaki cesur strüktürel çözümler biçimsel ifade, yalnızca mimarlık bilgisinden değil; farklı disiplinlerle beslenen düşünce yapısından doğar. anlamda mimarlık, dışarıdan aldığı bilgilerle sürekli genişleyen üretim alanına dönüşür.

durum yalnızca mimarlığa özgü değildir. Özgün fikirler çoğu zaman farklı disiplinlerin kesişiminde ortaya çıkar. Bilgisayar biliminin tarihi bile bunun önemli örneklerinden biridir.

19. yüzyılda George Boole, mantık felsefe alanında çalışırken doğru yanlış önermeleri matematiksel sembollerle ifade etmeye çalışıyordu. Çalışmalarının elektronikle hiçbir ilgisi yoktu; amacı insan akıl yürütmesini anlamaktı. Yaklaşık seksen yıl sonra ise, Massachusetts Institute of Technology (MIT)’ elektrik mühendisliği öğrencisi olan Claude Shannon, mantık sisteminin elektrik devrelerine doğrudan uygulanabileceğini fark. röle ya açık ya kapalı olabilirdi; tıpkı önermenin doğru ya yanlış olması.

Shannon, 1937 yılında yazdığı yüksek lisans tezinde Boole cebrini röle devrelerine uygulayarak mantık elektronik arasında ilk doğrudan köprüyü kurdu. Bugün dijital dünyanın temelini oluşturan ikili sayı sistemi (binary) mantık devreleri büyük ölçüde fikir üzerine kuruludur.

Burada önemli olan nokta şudur: buluş ne yalnızca elektronikten ne yalnızca mantıktan doğmuştur. Yenilik, iki farklı disiplinin kesişme noktasında ortaya çıkmıştır.

Claude Shannon’ın en önemli keşfi yalnızca elektronikten değil, doğru yanlış mantığının elektrik devreleri aracılığıyla fiziksel olarak temsil edilebileceğini fark etmesinden doğmuştur.

İşte tam nedenle Leonardo Vinci, bugün mimarlar için hâlâ son derece önemli figürdür. Vinci yalnızca birçok farklı alana ilgi duyan biri değildi; farklı bilgi alanlarını bilinçli biçimde araya getirerek tamamen yeni üretim biçimleri geliştiren düşünürdü.

Bunun erken örneklerinden biri, genç yaşta tasarladığı savaş kalkanıdır. Kendisinden düşmanları korkutacak figür tasarlaması istendiğinde tek hayvanı büyütüp abartmayı seçmedi. Bunun yerine akrebin pençesini, yılanın başını başka canlıların kanatlarını araya getirerek doğada hiç var olmamış hibrit yaratık oluşturdu. yaklaşım basit taklitten ibaret değildi; mevcut bilgiyi yeniden birleştirerek yeni şey üretmeye dayanıyordu. Ortaya çıkan tasarım hem daha etkileyici hem daha özgündü.

Vinci’nin dehası yalnızca sanatsal temsillerde değil; mekânı, altyapıyı teknolojiyi kavrayış biçiminde görülür. Kuşların uçuşundan ilham alan mekanik çalışmaları, Milano için hazırladığı ileri düzey haritalar veba salgınlarından sonra geliştirdiği ideal şehir taslakları; doğa gözlemlerinin mühendislik bilgisinin mimari düşünceye nasıl dönüştürülebileceğini gösteren en erken örneklerden bazılarıdır. Bunlar geleceğe dönük tasarım anlayışının öncü örnekleri arasında yer.

Ancak Vinci’nin disiplinlerarası yaklaşımı yalnızca kent makine tasarımlarında değil, sanat eserlerinde açıkça görülebilir.Bunun en bilinen örneği Mona Lisa’dır.

Tabloyu benzersiz yapan şey, figürün yüz ifadesindeki belirsizliktir. Gülümsüyor mudur, gülümsemiyor mudur? belirsizlik izleyicinin zihninde sürekli değişen algı üretir.

Fakat sanatsal başarının arkasında yalnızca sezgi yoktur. Vinci yıllarca kadavra incelemeleri yaparak insan anatomisini araştırdı; kasların deri altında nasıl çalıştığını hangi kasların hangi ifadeleri oluşturduğunu inceledi. Yüzeyi doğru çizebilmek için önce yüzeyin altındaki yapıyı anlaması gerektiğini biliyordu.

yöntem aslında mimarın yaklaşımına oldukça benzer. mimar taşıyıcı sistemi anlamadan anlamlı cephe tasarlayamaz. Görünen yüzey ancak görünmeyen yapının doğru anlaşılmasıyla başarılı olabilir.

Vinci’nin gerçek dehası çizimlerinin kendisinde değil; botanik, anatomi, geometri optik gibi birbirinden uzak görünen bilgi alanları arasında kurduğu köprülerde ortaya çıktı.

Leonardo Vinci — Kol omuz mekaniğine ilişkin anatomik çalışmalar (yaklaşık 1510). Yüzeyin altında yer alan strüktürel mekanik kuvvetlerin analizini ortaya koyan çizimler/ Royal Collection Trust

Polimat zihinler dünyayı birbirinden kopuk bölümler olarak görmezler. Aksine evrendeki bütün bilgilerin görünmez bağlarla birbirine bağlı olduğuna inanırlar. nedenle üretimleri, farklı disiplinlerin yalnızca yan yana durmasından değil; birbirlerini dönüştürmesinden beslenir.

Buradan çıkarılacak sonuç açıktır.Eğer yalnızca kendi uzmanlık alanımızın sınırları içinde kalırsak, ürettiklerimiz sınırları aşamaz. Ancak polimat gibi farklı disiplinlerden beslenebilirsek, bilgi beklenmedik şekillerde tasarımlarımıza hayat vermeye başlar.

Bunun modern dönemdeki önemli örneklerinden biri Steve Jobs’tur.Üniversite yıllarında yalnızca merak ettiği için katıldığı hat (kaligrafi) dersleri, yıllar sonra Apple bilgisayarlarının tipografik zenginliğinin görsel kalitesinin temelini oluşturdu. İlk bakışta teknoloji kaligrafi arasında hiçbir ilişki yokmuş gibi görünse örnek farklı disiplinlerin kesişiminin nasıl dönüştürücü sonuçlar üretebildiğini gösterir.

noktada günümüz mimarlığında temel sorunla karşılaşıyoruz.Disiplinlerarasılığın ne olduğunu çoğu zaman yanlış anlıyoruz. müze tasarlanıyorsa küratörü ekibe dahil ediyoruz. Peyzaj gerekiyorsa peyzaj mimarını çağırıyoruz. Daha sonra süreci disiplinlerarası çalışma olarak tanımlıyoruz.Oysa yaklaşım çoğu zaman düşünceyi değil, yalnızca iş bölümünü genişletiyor.

Gerçek disiplinlerarasılık, projeye sonradan uzmanlar eklemekle oluşmaz.

Gerçek disiplinlerarasılık; tasarımcı daha ilk eskizini çizerken farklı alanlardan edindiği bilgileri tasarım sürecine taşıyabildiğinde ortaya çıkar.

Mimarlığın temel bileşeni projeyi organize eden ekip değil, projeye yön veren mimardır. Mimarın yıllar boyunca biriktirdiği bilgi, beceri entelektüel derinlik, tasarımın niteliğini belirleyen en önemli unsurdur.

entelektüel derinlik bulunmadığında ise ortaya çıkan sonuç, çoğu zaman birbirinden kopuk eklemelerin toplamına benzer.

Farklı disiplinler aynı projede yer alıyor gibi görünür; ancak hiçbir zaman gerçekten bütünleşemezler. Proje, kendi içinde tutarlı sistem olmaktan çıkar; sonradan eklenmiş yamalarla büyütülmüş yapıya dönüşür.

Sonuç olarak mimarlığın asıl meselesi disiplinlerarası ekip kurmak değildir.

Asıl mesele, disiplinlerarası düşünebilen zihin geliştirebilmektir.