Istvan Szabo’nun, Klaus Mann’ın aynı adlı romanından uyarladığı Mephisto, tiyatro sanatçısının Nazi zamanıyla imtihanını ele alıyor. sanatçıların politik konumlarını sorgulamakla birlikte sanatın sanat için yoksa toplum için ?, sorgusunu derinleştirmektedir. Sanatçıların günümüzün çeşitli alanlarında tanık olduğumuz değişen politik gündemlere uyumlanma kendi bireysel çıkarlarını korumak için muktedirlere sığınmalarını taşlamaktadır. Ancak, güçlü alt metni Goethe’nin Faust’una yaslanmasına rağmen film, süresini ekonomik şekilde kullanamaması Hendrik Höfgen karakterinin muntazam şekilde çizilememesi nedeniyle eleştirisindeki samimiyetin sorgulanmasına neden oluyor.
Ben Hata Yaptım Mephisto Oldum!
Film, Hendrik Höfgen’in tiyatro hevesi oyunculuk arzusu uğruna toplumsal, siyasal konjonktürü görmezden gelmesini ele almaktadır. Hendrik, dönemin saygın ailelerinden birinin kızıyla evlenir. Ancak, Nazilerin iktidara geçmesi Hendrik’in komünist geçmişi nedeniyle Paris’e göç etmesine neden. Lakin, Hendrik herhangi politik bilinçle hareket etmemektedir. Onun için aslolan tiyatro oyunculuğun ta kendisidir. Bunun üzerine Hendrik, Berlin’ dönemin önde gelen tiyatro oyuncusu Lotte Lindenthal’den devlet tiyatrosunda sahnelenecek Mephisto’sunu oynamak için ricada bulunur. Lotte’nin yardımıyla oyunu seyreden Nazi mareşalinin gözüne girer. Böylece Hendrik, tıpkı Faust’un ruhunu şeytana satması gibi kendi ruhunu şeytana (Naziler) satar.
Hendrik Höfgen, politik bilince sahip olmayan oyuncu olarak kendini sağlama almak için Nazilerle anlaşır. Subayla ilişkisi ilerledikçe devlet tiyatrosu müdürü olarak atanır. Lakin atama Höfgen’in stratejik hatalarını iktidarın Höfgen’e dair hoş görmeyebileceği ayrıntıları ele geçirmesine neden. Höfgen’in melez metresini, Nazi aleyhtarı eski tiyatro arkadaşının muktedirler tarafından baskı şiddete maruz kalmasına göz yumması fakat öte yandan sosyalist arkadaşını liyakatsiz şekilde kadroya alarak iktidarın radarına gireceğini hesaba katmaması bunlara örnek sayılabilir. Höfgen naifçe devlet tiyatrosunda istediği oyunları istediği kişilerle çalışabileceğini düşünürken iktidarla dansın esasında iktidarın baskısına dönüşeceğini tahmin edemez.
Esasında sanatçının kendini toplumdan siyasi denklemlerden soyutlamasını Szabo film boyunca eleştirse yerden sonra Hendrik Höfgen’i taşlamanın karikatürüne çeviriyor. Klaus Maria Brandauer’in oyunculuğu Höfgen’i ayakta tutuyor. Ancak filmdeki esas önermenin sanatçının baskıcı rejimler karşısındaki kaypaklığı yoksa hangi iktidar olursa olsun sanatçının oportünist olduğu söylemi ?, olduğu hususunda Szabo’nun kafası hayli karışmış gözüküyor. Höfgen’in çatışması veya kendi tutarsızlığında kıvranması sadece kendini evinde tecrit etmesiyle gösterilmeliydi? Yoksa Hendrik Höfgen’in saf tiyatro tutkusundan ziyade sözümona filmde gösterdiği fırsatçılık muktedirlere göre şekil değiştirmesi çok boyutlu şekilde ele alınabilir miydi?
Güçlü Biçim, Zayıf Çatışma
Mephisto’nun en güçlü yanı, Nazi dönemi Almanya’sının boğucu atmosferini görsel olarak kurabilmesidir. Szabó’nun soğuk mesafeli sinematografisi, tiyatro salonlarını, resmi davetleri iktidarın gösterişli mekanlarını ihtişamlı alanlardan ziyade karakterlerin gözetime tabii tutuldukları mekanlar olarak tasarlamaktadır. Hendrik Höfgen’in kendi hayatıyla oyunculuk kariyeri arasındaki sınırın bulanıklaşması sadece karakter inşası değil aynı zamanda filmin mizansenine yansıyan unsur haline gelir. Başlangıçtaki soluk hayatın izlerini taşıyan renkler, yerini gerek Mareşal’in evi gerek mekanlarda olduğu üzere sahne ışıklarını andıran yapay ışıklar bırakır. Ne var ki filmin biçimsel kuvveti Hendrik Höfgen’in iç dünyasını senaryo matematiği açısından aynı ölçüde ikna etmeye yaramıyor. Esasında Hendrik Höfgen’in kendi dostlarını arkasında bırakıp iktidara yanlayan oyuncu olma hali gibi günümüzde pek yabancısı olmadığımız sarsıcı konuyu güçlü şekilde işlemek yerine karakteri tek boyutlu şekilde işlemektedir. Esasında iktidarla ilişkisini kuvvetlendirse kendini hala bağımsız sanatçı olarak fildişi kulesinde sanatını icra edeceğini sanması dramatik çatışma yaratacakken filmin başından sonuna esasında karikatürize edilen kariyeriste indirgenmesi filmi yalpalatıyor.
Ayrıca filmin süresini hesaba katarsak karakterin derinleşmesi Nazi Almanyası’nın on yıllık evriminde sanat camiası toplumsal yaşama dair etkileri bilindik stereotipler şablon sahnelerle canlandırılıyor. Goethe’nin Faust gibi gövdeli metninden hareketle Höfgen’in evrimi arasında paralellik kurulabilecekken sadece Höfgen’in oynadığı metin haline geliyor Goethe’nin filmin sonunda eylemlerinin sonucuyla yüzleştiğinde seyircinin “Zaten başından beri böyleydi. Neden Höfgen’in akıbetine üzülelim?”, sorusunu sordurma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Süreyi daha ekonomik kullanıp Höfgen’in tiyatroyu neden denli sevdiğini, neden komünist tiyatroyla el ele olduğunu sonunda Nazilerle işbirliği yaparak sanatın iktidardan bütünüyle bağımsız kalamayacağını neden göremediğini daha derinlikli biçimde işleyebilirdi.
Kendisini “bağımsız” sanatçı olarak konumlandıran Höfgen’in düsturunun sonuçlarıyla, villasının odasında geçirdiği anksiyete krizlerinin ötesinde nasıl yüzleştiğini göremeden Szabó seyirciyi eksik cevaplarla uğurluyor. karakterin iç dünyasında kuramadığı çatışmayı finalde tek çarpıcı görsel metaforla telafi etmeye çalışıyor. Höfgen’in devasa stadyumda projektörlerin altında tek başına bırakılması, onun iktidar karşısındaki küçüklüğünü sanatçı kimliğinin nasıl gösteri nesnesine dönüştüğünü güçlü biçimde özetliyor. Sahne ışıklarının peşinden koşan Höfgen, sonunda kendisi için kurulmamış sahnenin ortasında, iktidarın bakışına teslim edilmiş oyuncuya dönüşüyor. Ancak etkileyici final, karakterin film boyunca yeterince derinleştirilemeyen iç çatışmasının yerini bütünüyle dolduramıyor.
Mephisto, atmosferi alegorik dünyasıyla güçlü politik taşlama olsa Hendrik Höfgen’i çok boyutlu insan olmaktan ziyade sanatçının oportünizmini temsil eden simgeye indirgediği ölçüde kendi eleştirisinin etkisini zayıflatıyor.