Geriye dönüp herhangi seneyi anımsamaya çalıştığımızda, resmin çoğunluğu bulanıkken, seyahat ettiğimiz günler pırıl pırıl parlar. Her gün ettiğimiz kahvaltıları birbirinden ayırt edemeyiz belki ama bilmediğimiz şehirde içtiğimiz kahveyi tüm detaylarıyla anımsayabiliriz. Seyahatler, kişisel tarihimizin önemli köşe taşları. Size imkân bulduğumda yapmayı sevdiğim seyahat türünden bahsetmek istiyorum: Yazarlarla veya kitaplarla şekillenen seyahat!
Ernest Hemingway’in şehirleri
merak bende Ernest Hemingway başladı. Ernest Hemingway’in eserlerini çok severim. Nick Bill isimli iki arkadaşın ara sıra karşımıza çıktığı erken dönem öykülerinin, hele hele Şeylerin Sonu hikâyesinin bende yeri ayrıdır. Hemingway 1920’li yıllarda, F. Scott Fitzgerald, John Dos Passos gibi 1. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’ya yönelen başka “Yitik Kuşak” mensuplarıyla beraber Paris’te yaşamış.
Ernest Hemingway’den. Scott Fitzgerald’aOnun Paris Şölendir (A Moveable Feast) isimli anı kitabı dönemi anlatır. kitabı okurken Hemingway’in bahsettiği yerlerin altını çizmiş Paris’e gidebildiğimiz ilk fırsatta şehri kitapta bahsi geçen yerleri dolaşarak gezmiştim. Tabii gezi sosyal medya öncesi dönemde gerçekleşti, yani elimizde sadece harita kitapla… Eski usul fotoğraf makinesi çektiğimiz fotoğrafları bastırıp, “Paris albümü” olarak seçtiğimiz hoş deftere, metro biletleri başka ıvır zıvırlarla birlikte yapıştırmıştık. Hey gidi analog günler!
Yıllar sonra İspanya’ya gittiğimde, arabayla çizdiğimiz rotaya Ronda’yı Pamplona’yı gene Hemingway uğruna dahil ettim. Ronda, Çanlar Kimin İçin Çalıyor Öğleden Sonra Ölüm eserlerinde varlığını hissettiren şehir. Buradaki dramatik manzaralar boğa güreşleri Hemingway’i epey etkilemiş. Buradaki arenayı gezerken, boğa güreşinin ne kadar vahşi gelenek olduğunu kez daha anlamıştık.
Pamplona’ya gelince… Güneş Doğar şehrin etkisinde yazılmış Hâlâ her yıl düzenlenen San Fermin Festivali meşhur boğa koşusu Hemingway’in şehri sevmesinde epey etkili olmuş. Pamplona Hemingway üzerinden kavuştuğu uluslararası üne, onu büstlerle, plaketlerle her yerde anarak karşılık veriyor.
Hemingway’in hikâyelerine hayranım, ama zaman içinde onun toksik erkekliğine dair çok şey okuma imkânım. Doğrusu analog dönemde edebiyat eğitiminde sulara pek girilmezdi. Sevdiğimiz eserlerin, tasvip etmediğimiz yaratıcıları olduğunda ne düşünmeli? Dijital çağın ha bire önümüze sürdüğü sorulardan biri Cevap bence eseri ne amaçla okuduğumuza, izlediğimize göre çok değişiyor.
Böyle birinin peşinde seyahat etmem diyorsanız, hemen buracıkta Pera Palace otelinin barına uğramak seçenek. Yıllar evvel rahmetli yazar Jak Deleon bizi Beyoğlu’nda gezdirirken, işgal altındaki İstanbul’a muhabir olarak gelen Hemingway’in barda çatışmaya karıştığına dair tevatür olduğunu söylemişti.
Edebiyatın silahsız askeri: HemingwayEdebiyat şehri Dublin
Yazarların peşinden gitmek için ideal başka şehir yaz gittiğimiz Dublin. Gulliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift’in, şair William Butler Yeats’in, Dracula’nın yazarı Bram Stoker’ın, oyun yazarı Samuel Beckett’in, Oscar Wilde’ın hepsinin şehirde izleri. Ama en belirgin etki tabii ki James Joyce’un bıraktığı.
Joyce’un Dublinliler adlı öykü kitabı şehrin insanlarına pencere açar, ancak pencereden görünenler şehir sakinlerini kızdırmış olsa gerek, kitap müstehcenlikle suçlanır, sansüre uğrar, tam dokuz yıl basılamaz. Nihayet 1912’ kitabı basmaya razı gelen matbaa, gene olası toplumsal baskıdan çekinip, kitapları satışa çıkarmadan yakar. Joyce, kitabı ancak Londra’ yayınlayabilir.
Ulysses isimli eserinde ise Joyce, Dublin’i adeta sokak sokak anlatır. Biz Joyce’un etkisinde Ha’Penny Köprüsü’nü geçtik, Ulysses’te bahsi geçen Davy Byrnes Pub’ına uğradık, gene Ulysses’te bahsedilen Sweny’s Eczanesi’ne girdik. planlamadığımız halde Bloomsday denen güne denk geldik.
Bloomsday’ Joyce’un Ulysses’teki baş karakteri Leopold Bloom yad ediliyor. İnsanlar Edward dönemi kıyafetleri giyiyor, barlarda özel içkiler, yemekler sunuluyor. kitabın böyle bütün şehir tarafından kucaklanması ne.
Yazarların peşinde yolculuk alışkanlığına Dublin’ açılım getirdim. Dublin’i gezerken, eş zamanlı Türk yazarın kitabını okudum: Meltem Gürle’nin İrlanda Günlüğü. Etrafımda çokça bahsi geçen kitabı aylar evvel aldım Dublin’ okumayı bekledim; çok iyi ettim. Çünkü kitap hem İrlanda hem Dublin’le ilgili edebiyat severin bayılacağı türden bilgilerle dopdolu. Mesela kitap sayesinde Marsh Kütüphanesi’nden haberdar olduk kalkıp gittik. Şansımıza burada Jonathan Swift’in Gulliver’in Seyahatleri eserini yazışının 300. yıldönümü şerefine sergi vardı.
Yolculuklar Odysseia
Yolculuk, edebiyat şehirler deyince söz dönüp dolaşıp batı edebiyatının kurucu metinlerinden birine, Homeros’un Odysseia’sına gelmesin ? Üstelik gelmemesi mümkün değil: Temmuz ayında Christopher Nolan‘ın The Odyssey filmine çalışan pazarlama makinesi yeri göğü Odysseia‘ya boğdu, sosyal medyada postlar yağmur gibi yağdı. habere göre filmin vizyona girdiği hafta Odysseia‘nın satışları yüzde 559 arttı. Üç bin yıllık destanın inanılmaz çekim gücü.
Homeros’tan Hollywood’a: ‘Odysseus’ neden hâlâ bizim hikâyemiz?James Joyce’un Ulysses’i büyük destanın modern yorumudur. Hatta yazının başı sonunu düğümlemek gerekirse; Joyce Hemingway 1920’lerin Paris’inde aynı edebiyat iklimini mış iki arkadaştı. Her iki yazar geliştirdikleri üslupla hakikatin nasıl anlatılabileceğine dair ön kabulleri alt üst ettiler, modern edebiyatın anlatı dilini kökten değiştirdiler.
İşte meraklar, yolculuklar kitaplar böyle böyle halkanın zincirleri gibi birbirine bağlanıverir. Popüler kültürün tüketim çarkları neyi önümüze sürerse sürsün, Odysseia bize yüzyıllar öncesinden insanlığın en kadim arayışını fısıldamaya devam eder: Kahramanın yolculuğu, aslında kendi evine özüne dönme çabasıdır.
Günlük gailelerin peşinde sürüklendiğimiz, günlerin bulanıklaştığı biricik hayatlarımızda parlak anlar yaratmak, zamana anlam katmak yaşadığımızı idrak etmek… Tüm yolculuklar idraka doğru değil ?