Evelına Johansson Wılén | Çeviren: Hediye Yaman
İsveç’in vergi gelirleriyle finanse edilen kamu yayıncısı Sveriges Television (SVT), geçtiğimiz günlerde küresel ölçekteki benzerleriyle karşılaştırıldığında bile oldukça sıra dışı görünen Silent Attraction adlı reality şov başlattı. Programda, sol eğilimli kadınlarla manosferden etkilenmiş erkekler, başlangıçta birbirlerinin siyasi görüşleri hakkında hiçbir şey bilmeden potansiyel partner bulmak üzere büyük evde araya getiriliyor.
Programın fikri, basit olduğu kadar tuhaf On altı katılımcının birbiriyle konuşmasına izin verilmiyor. Bunun yerine birbirlerini gözlemlemeleri, birbirlerinin gözlerinin içine derinlemesine baktıkları egzersizlere katılmaları beden dillerini kullanarak birbirlerini tanımaya, kimden hoşlandıklarını kimi çekici bulduklarını belli etmeye çalıştıkları havuz partilerine gitmeleri teşvik ediliyor.
Eşleşen çiftlere, sonunda —üçüncü dördüncü bölümlerde— birbirleriyle konuşma izni veriliyor. Ancak tam noktada, eşleştikleri kişinin toplumsal cinsiyet, eşitlik, LGBT+ hakları, iklim değişikliği siyasi meseleler hakkındaki görüşlerini anlattığı önceden kaydedilmiş videolar izletiliyor. Ardından katılımcılardan görüşlerin başlangıçtaki çekimlerini nasıl etkilediği üzerine düşünmeleri çekimi, ilişkiye başlama ihtimalini kendi yaşam alanlarında, yani gündelik hayatın içinde, keşfetmeye devam etmeleri isteniyor.
SVT, yasalar gereği kamu yararına programlar üretmek demokrasi, insan onurunun eşitliği, bireysel özgürlük, tarafsızlık nesnellik ilkelerini gözetmekle yükümlü. Bunun yanında ifade özgürlüğü bilgiye erişim konusunda güçlü güvencelere sahip. çerçeveden bakıldığında, Silent Attraction’a ilişkin ilk en doğrudan izlenim, İsveç kamu yayıncılığının halkı eğitme bilgilendirme kurumu olma niteliğinin aşınmasını gözler önüne serdiği yönünde. Programın çıkış noktası, pekâlâ ticari televizyon kanalının fikrinden alınmış gibi görünüyor.
Zamanın ruhuna uygun aşk formülleri!Öte yandan SVT, kamu hizmeti yayıncılığının sunduğu alanı genişletmek yerine giderek daraltıyor. İsveççeyi kolay anlaşılır biçimde sunan haberleri güncel olayları, aksi takdirde geleneksel yayınları mekte zorlanabilecek kişilerin —İsveç’e yeni gelenler bilişsel engelleri bulunan insanlar dahil olmak üzere— erişebileceği hale getiren News in Easy Swedish gibi programlar yayından kaldırılıyor; eğitim kanalı The Knowledge Channel’ın rolü azaltılıyor. Buna karşılık Silent Attraction, erkeklerle kadınlar arasındaki büyüyen siyasi bölünmeye yanıt olarak kendisini sunarak demokratik misyon taşıdığı görüntüsünü korumaya çalışıyor.
Programın temel önermesi, kadınların daha çok “GAL” —yani yeşil, alternatif özgürlükçü—; erkeklerin ise daha çok “TAN” —yani gelenekçi, otoriter milliyetçi— olma eğiliminde olduğu yönündeki artık tanıdık hale gelmiş iddiaya dayanıyor. Ancak programın sunduğu çözüm siyasi eğitim ya kolektif tartışma müzakere değil; romantik çekim. Önce kadınlarla erkeklerin birbirlerini arzulamalarını sağlamak, ardından arzunun aralarındaki siyasi farklılıkların üstesinden gelebileceğini ummak.
anlamıyla program, büyüyen toplumsal cinsiyet çatışmasını, romantik aşkın siyasi farklılıklarımıza rağmen ulaşmamız gereken daha yüce değer olarak sunulduğu ideolojik statükoya yaslanarak siyasetten arındırmaya hizmet ediyor. Ancak meseleyi fazlasıyla basitleştiren okuma olabilir.
mücadele biçimi olarak aşk, bizi özgürleştirebilir ?Zehir Panzehir
Heteroseksüel çift ilişkileri toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden üretildiği alanlardan biri olsa aynı zamanda eşitsizliklerle yüzleşilebilecek onların dönüştürülebileceği ortamdır. İstem dışı bekârlık yalnızlık üzerine yürüttüğümüz araştırma projesindeki bulgularımızdan hareketle meslektaşlarım ben, birbirleriyle yakın ilişkiler kurma deneyiminden yoksun kadın erkeklerin, birbirlerini ete kemiğe bürünmüş insanlar olarak görmek yerine siyasi soyutlamalara dönüştürmesinin daha kolay olabileceğini savunduk.
İstemeden yalnız kalan erkekler toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı daha eleştirel tutum sergiliyor; hem erkekler hem kadınlar ise uzun süreli romantik ilişkiler aracılığıyla birbirlerini daha iyi anlamaya başladıklarını anlatıyor. anlamda aşk, “devrim laboratuvarı”na dönüşme potansiyeline sahiptir âşık olmak, dünyayı nasıl anlamlandırdığımız üzerinde sonuçlar doğurabilir.
Dolayısıyla deney, kuşkusuz eleştiriyi hak ediyor olsa — zamanlar gerçekten eğitici işleve sahip olan kamu yayıncısının daha geniş çaplı çöküşünün belirtisi olması bakımından insanların yakınlık kurma arzusunu oldukça acımasız biçimde televizyon içeriğine dönüştürmesi bakımından — arkasındaki dürtü, ilk bakışta göründüğü kadar saçma değil. Hatta günümüzde hem feminist hem antifeminist çevrelerde kök salan heteropesimizm modasına kıyasla, bunda daha tercih edilebilir şey olduğunu görmemek.
Aşk hakkındaki gerçekler: Erotik arzu merdivendirSiyasi yelpazenin birbirine zıt yönlerinden gelen çevreler, giderek aynı karamsar sonuca varıyor: kadınlarla erkeklerin birbirlerini temelden anlamalarının mümkün olmadığı; bırakın birbirleriyle anlamlı kalıcı ilişkiler kurmayı, bunu dahi başaramayacakları düşüncesine. Samanta Pinson Wrisley’nin, Lauren Berlant’ın verdiği dersten hareketle ileri sürdüğü gibi, heteropesimizmin sorunlu olmasının nedenlerinden biri, değişim ihtimalini gözden çıkarması sorunu kadınlarla erkeklerin karşı karşıya geldiği siyasi bağlamda değil, heteroseksüelliğin kendisinde aramasıdır:
Gerçek ki heteroseksüelliğin pek çok sorunu var, ama sorun heteroseksüelliğin kendisi değil. Cinsel politikanın bütün olumsuzluklarına ilişkin kötü hislerimizin —ki bunlar açıkça heteroseksüelliğin sınırlarını aşar— kabını heteroseksüellik haline getirmek yerine feminizmin, olumsuz duygulanımların cinsel politikayı örten belirsizlik dokusunun parçası olduğunu kabul etmesi gerekir. Feminist olumsuzluğa belirsizliğe yaslanmak kolay şey değildir; çünkü bunu yapmak, Maggie Nelson’ın sözlerle özetlediği “hiçbir şeyin yoluna girmeyeceği, bizi kurtarmaya kimsenin ya hiçbir şeyin gelmeyeceği bunun hem son derece zor hem kadar normal olduğu gerçeğiyle” barışmayı gerektirir. Ancak tutumu nihilizmle ya başka karamsarlık biçimiyle karıştırmayalım; aksine arzunun inceliklerine, onu tanımlayan gerilimlere ona hayat veren çatışmalara dair geniş ufuklu bakıştır. Buna hetero-iyimserliği benimsemek demek kadar ileri gitmek istemiyorum, ancak yönde atılmış adım olduğu. Lauren Berlant’ın 2019’ ifade ettiği gibi, “ geçişi taşıyabilmek için gerekli becerileri” geliştirebilir “birlikte nasıl var olunacağına dair güvenimizi” yeniden inşa edebiliriz.
Soyutlamalara değil, insanlara âşık olmak
açıdan bakıldığında, Silent Attraction’ın insanlara birbirleriyle karşılaşabilecekleri koşulları yaratmaya yönelik beceriksiz girişimi artık kadar gülünç görünmüyor; hatta belki hafifçe ütopik bile sayılabilir. Ne var ki, programı izlemek, daha gidecek çok yolumuz olduğunu —hatta bunun en hafif ifadeyle böyle olduğunu— açıkça ortaya koyuyor. Kadınlar kesinlikle heteropesimist değil: büyük ölçüde yalnızca eşit hak talep ediyorlar çoğu radikal feminizmden ziyade liberal feminizme daha yakın duruyor. Buna rağmen erkekler onları “gerçekten aşırı” olarak tanımlıyor.
Erkekler, feministlerin kadınların tabi kılınmasına erkeklerin iktidarına ilişkin açıklamalarından neden rahatsızlık duyduklarını anlatmaya çalışırken —örneğin erkekler arasındaki yüksek intihar oranlarına ya genç erkekler olarak kendi duygularını ifade edememiş olma deneyimlerine işaret ederken— bazı kadınlar argümanları dikkati “gerçek” sorundan uzaklaştırma girişimi olarak görüyor reddediyor. Bunun sonucunda, toplumsal cinsiyet kalıplarının hepimize farklı biçimlerde zarar verdiğini daha derinlemesine anlama ihtimali ortadan kalkıyor. Erkeklerle kadınlar arasındaki çekim aynı şekilde kayboluyor.
Beklentiler yaralıyor: Bilim bizi gerçek aşka kavuşturabilir ?Bütün bunlar bize ne söylüyor? Belki siyasi değişim, çekim gibi basit şeyle başlayabilir: insanı onu henüz siyasi kategoriye indirgemeden önce tanımaya onunla karşılaşmaya istekli olmakla. Ancak tek başına çekim elbette yeterli değil. Yakınlığın siyasi açıdan dönüştürücü güce sahip olabilmesi için, toplumsal cinsiyet temelli iktidar ilişkilerini ciddiye alan, fakat kadınlarla erkekleri kazananlar kaybedenlerden oluşan keskin kamplara ayırmayan ilişki anlayışına ihtiyacımız.
Mesele, ilişkilerimizi şekillendiren eşitsizlikleri inkâr etmek değil; eşitsizliklerin etkilerinin, ayrıcalık acının basit dağılımından çok daha karmaşık olduğunu kabul etmek. Toplumsal cinsiyete dayalı iktidar, tarafı yara almadan bırakırken diğerini galip çıkarmıyor. Farklı biçimlerde hepimiz, birbirimizi anlamayı nihayetinde arada olmayı zorlaştıran toplumsal düzenin kaybeden tarafında buluyoruz kendimizi.
yazı, Jacobin’ yayımlanan “The Politics of Falling in Love” yazıdan çevrilmiştir.