Artı Gerçek- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kürt meselesinin çözümüne yönelik süreç, yeni anayasa Selahattin Demirtaş'ın beklenen tahliyesi ilgili Evrensel Gazetesi‘nden Dilan Temiz‘e konuşan değerlendirmelerde bulundu.
'ŞİMDİ YAPILMASI GEREKEN SÜRECİ HIZLANDIRMAK'*1 Ekim 2024’teki Bahçeli’nin grubunuza yönelip el sıkışmasıyla başlayan süreç, ikinci yılını doldurdu. iki yılda PKK silah yakma kendini feshetme dahil önemli adımlar atarken, iktidar cephesinden komisyon kurulması çerçeve yasa dışında somut adım gelmemesi eleştiriliyor. Şimdi Meclis’in açılması vesilesiyle taraflar arasında süreçten beklentiler konusundaki makası, atılan sınırlı adımların geniş zamana yayılmasını nasıl değerlendirirsiniz?
Çizdiğiniz tablonun tamamına katıldığımı söyleyemem. Çünkü iki yıllık döneme yalnızca bugünün fotoğrafından bakarsak, yaşanan değişimin büyüklüğünü gözden kaçırırız. Son iki yılda ne Ortadoğu eski Ortadoğu ne Türkiye eski Türkiye’dir.
1 Ekim 2024’te tokalaşmayla başlayan süreçten bugün örgütün feshi silah bırakma kararına, Meclis Komisyonunun raporundan yasanın çıkarılmasına gelindi. Biz bunları Türkiye’nin yüz yıllık Kürt meselesi açısından sıradan gelişmeler olarak görmüyoruz. Biz bunu varış noktası olarak değil, güçlü başlangıç olarak okuyoruz. Özellikle Kürt hareketinin attığı adımlar son derece kapsamlı stratejik tarihsel kararlardır. Meclisin meseleyi kendi çatısı altında konuşması, ortak rapor üretmesi ardından yasa yapması bizim açımızdan yeni eşiğe işaret ediyor. bütün sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Demokratikleşme konusunda ciddi mesafe alınması gerektiğini biz zaten her gün söylüyoruz.
Ama 40 yılı aşan çatışmayı iki yılın günlük temposuyla ölçemeyiz. Barış süreçlerinde bazen ay çok uzun görünür; tarihe dönüp baktığınızda ise iki yıl çok kısa zamandır. Üstelik müzakere dediğimiz şey, tarafların baştan aynı düşündüğü masa değildir. Öyle olsaydı zaten müzakereye ihtiyaç kalmazdı. Masa tam farklı beklentilerin, farklı kavramların farklı kaygıların bulunduğu yerde anlam kazanır. Zaman zaman yavaşlama olur, gerilim olur, makas açılır. Esas mesele, masanın dağılmaması siyasi iradenin yönünü kaybetmemesidir.
Biz bugün burada hâlâ yürüyen, kurumsallaşmaya başlayan Meclis zeminine taşınmış süreç görüyoruz. Şimdi yapılması gereken, elde edilen zemini küçümsemek değil, süreci hızlandırmak, yasanın uygulama mekanizmalarını işletmek demokratikleşme başlığında yeni aşamaya geçmektir. Çünkü barışta sabır gereklidir ama belirsizlik değildir. Zaman süreci olgunlaştırabilir fakat gereğinden fazla uzatılırsa karşıtlarına alan.
'TEKNİK HAZIRLIK İÇİN GEREKEN ZAMAN SİYASİ ERTELEMEYE DÖNÜŞÜRSE SÜREÇ AŞINIR'*Çerçeve yasa Meclisten yüksek oyla çıktı ancak uygulanması konusunda takvim netleştirilmedi. İktidar kanadından Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’dan MİT-MGK raporu için sahada “uygun koşulların henüz oluşmadığı” açıklamaları geliyor. İktidar sahadan nasıl teyit bekliyor? gelişmelerin denli zamana yayılması nasıl riskler üretir?
Öncelikle şunu ayırmak gerekiyor: Takvimde teknik gecikme sürecin siyasi olarak zamana yayılması aynı şey değildir. Siz kabul edersiniz ki, silah bırakma meselesi düğmeye basılarak gerçekleştirilecek işlem değil. Silahların nerede, kime hangi yöntemle bırakılacağı, farklı alanlardaki insanların nasıl hareket edeceği, Türkiye’ye dönüşlerin hangi hukuki statüyle gerçekleşeceği, güvenlik, kayıt denetim mekanizmalarının nasıl işleyeceği başlı başına planlama gerektiriyor. Dolayısıyla belli hazırlık süresinin olması bunun uzun sürmesi şaşırtıcı değil. Bunun taraflarca öngörüldüğünü düşünüyoruz.
30 Eylül MGK bildirisinde “atılan adımlar katedilen mesafe” ifadesi kullanılıyor çalışmaların sürdürüleceği belirtiliyor. Bizim açımızdan bakılması gereken temel ölçü budur: Süreç ilerliyor üzerinde mutabık kalınan ana takvimden istikametten kopuş var ? Asıl risk başka yerde başlar. Teknik hazırlık için gereken zaman, siyasi ertelemeye dönüşürse süreç aşınır. Barış süreçlerinde zaman her zaman nötr çalışmaz. Uzayan belirsizlik enfekte edici özellik taşır; söylentiyi büyütür, karşılıklı güvensizliği besler sürecin başarısız olmasını isteyen çevrelere daha geniş hareket alanı. süre sonra tartışma “nasıl ilerleyeceğiz?” sorusundan çıkar, “gerçekten ilerliyor muyuz?” sorusuna döner.
Mesela Kuzey İrlanda bunu yaşadı. Silahsızlanma tartışması 7 yıla yayıldı, yürütme defalarca askıya alındı. Sonra çok kötü olaylara tanıklık ettik. nedenle hız özensizliği birbirine karıştırmamak gerekiyor. Hazırlık dikkatli yapılmalı ama hazırlık gerekçesi sürekli ertelemenin bahanesine dönüşmemeli.
Çerçeve yasa Meclis’ten çıktı. Hukuki zemin oluşturuldu. Şimdi bunun kurumsal mekanizmalarının çalışması gerekiyor. İlgili kurulların hızla oluşturulması, görev tanımlarının netleşmesi, silah bırakma dönüş mekanizmasının somutlaştırılması ardından yeni aşamaya geçilmesi gerekir. Bunun önünde engel. Çünkü barış süreçlerinde boşluk diye şey yoktur. Siyaset boşluk bıraktığında alanı kuşku, provokasyon karşıtlık doldurur. Takvimin korunması nedenle yalnızca teknik mesele değildir; sürece duyulan güvenin güvencesidir.
'ÖCALAN'IN KOORDİNATÖR SIFATIYLA ÇALIŞMASINI BEKLİYORUZ'*Abdullah Öcalan’ın silahsızlanma sürecindeki rolü nedeniyle özellikle ‘Silahsızlanma Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nun çalışmalarına katkı sunabileceği belirtilmişti. katkıyı nasıl sunacak, buraya dair detaylar belli oldu ?
Barış Demokratik Toplum Süreci, Sayın Öcalan’ın siyasi liderliği ekseninde ilerliyor. Başka kimse 27 Şubat’taki çağrıyı yapmaz, aynı sonuçları alamazdı. Önce bunu teslim edelim. etki gerçekliği, sadece silahların susmasıyla ilgili değil, aynı zamanda Kürt meselesinin müzakere esaslı çözümü Türkiye’nin demokratikleşmesi sürecini kapsamaktadır. Dolayısıyla katkı sunması silahsızlanma siyasallaşma süreçlerini yürütmesi barışın inşası için vazgeçilmez gerekliliktir.
Sayın Öcalan’ın barış demokrasinin inşasında katkısını sunabilmesi için öncelikle hukukunun tanınması gerekir. Hukuku tanınan, siyaset yapabilir demokratik inşayı gerçekleştirebilir. Yine Sayın Öcalan’ın özgür çalışma iletişim koşullarının oluşturulması gerekir. Silahsızlanma Stratejik Koordinasyonu’nda Sayın Öcalan’ın koordinatör sıfatıyla çalışmasını bekliyoruz. Bunların sağlanması durumunda barış sürecinde nihai hedefine doğru hızla yol alabiliriz.
'İLK GELİŞLERİN KIŞA KALMADAN BAŞLAMASINI BEKLİYORUZ'*Merak edilen başlıklardan biri geri dönüş süreci. Muhtemel ilk dönüşler ne zaman başlar? Dönüşlerin tamamı Türkiye’ye olacak? Geri dönüşler için çerçeve yasa tek başına yeterli ? Yani geri dönüşün hukuki, sosyal zeminin yaratıldığını düşünüyor musunuz?
Biz ilk gelişlerin kışa kalmadan başlamasını bekliyoruz. Açıkçası ekim ayının açıdan başlangıç olabileceğini düşünüyorduk. beklentimiz bütünüyle ortadan kalkmış değil. Ancak dönüşlerin tamamının Türkiye’ye olacağı, hangi grupların hangi takvimle geleceği sürecin bütün ayrıntıları konusunda bizim bugün elimizde kesinleşmiş tablo. Bunlar ilgili kurullarda taraflar arasında yürüyen görüşmelerde somutlaşacak. Silahların devreden çıkarılması kendi mekanizmasına sahip olacak.
'KİMSE BELİRSİZLİĞE DÖNMEZ'Çerçeve yasa bunun hukuki kapısını açtı; fakat kapının açılmasıyla insanların içeri girmesi aynı şey değil. Çünkü kimse belirsizliğe dönmez. İnsanlar, yarın başına ne geleceğini bilmediği yere değil; hukuku, statüsü güvencesi belirlenmiş zemine döner.
nedenle mesele sadece “gelin” demek değildir. Hukuki güvenceyi oluşturmak, uygulamayı netleştirmek toplumsal hayata dönüşün koşullarını hazırlamak gerekir. Hazırlık varsa artık yapılması gereken, dönüşün önündeki hukuki idari engelleri kaldırmak süreci fiilen başlatmaktır.
'TÜRKİYE'NİN YENİ AMA DEMOKRATİK BİR ANAYASAYA İHTİYACI VAR'* seçim tartışmalarına ilişkin yeni anayasa değişikliği konusu gündeme getiriliyor. İktidar kanadından çerçeve yasa için sağlanan uzlaşı zeminin önümüzdeki dönem yeni anayasa değişikliği için sağlanması gerektiğini dair çağrılar. Erdoğan Meclis açılışında yaptığı konuşmada anayasa başlığına geniş yer. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son günlerde yapılan anayasa tartışmasına dair Parti Meclisimiz Merkez Yürütme Kurulumuzda henüz tartışma yürütmedik. konudaki kurumsal görüşümüzü ilgili kurullarda tarttıştıktan sonra önümüzdeki günlerde acağız. Ama yeni anayasa konusunda ilkesel tutumumuz nettir. Türkiye’nin yeni ama demokratik anayasa ihtiyacı. Anayasa ilkeler etrafında toplumsal, siyasal, iktisadi sorunların çözümünü önceleyerek hazırlanırsa yeni. Yeni anayasanın yazım yapım süreçlerinin demokratik usul esaslara bağlı olması, toplumun tüm kesimlerini kapsaması gibi demokratik karaktere sahip olması gerekir.
Demokratik anayasa, rejimin demokratik karakteri toplumun tamamının geleceğiyle ilgili olmalıdır. Türkiye’nin kati ihtiyacı olan anayasayı seçme-seçilme tartışmasına sıkıştırmak doğru değil. Yeni anayasaya beklenti, Türkiye’nin köklü tarihsel sorunlarını çözüm üretmesidir. Devletin demokratik inşasından, güçler ayrımının sağlanmasına, yerel demokrasiyi güçlendirmekten tutalım ulusal kimliğin kapsayıcı olmasına kadar geniş çerçevede gelişme iyileşmeyi içeren anayasa artık zaruridir.
Yeni anayasa mevzusunda, ne siyasi ajanda dayatma hatasına düşülmeli; ne “küstüm, oynamıyorum” apolitikliğine düşülmemelidir. Anayasa seçimden, kişinin seçilip seçilmemesinden daha ötede gerekliliktir. Demokratik anayasa, 86 milyonun geleceğe güvenle bakmasının imkanıdır.
'DEMİRTAŞ’IN TAHLİYESİ BİR LÜTUF DEĞİL, HUKUKUN BORCUDUR'*Selahattin Demirtaş’ın Selçuk Mızraklı’nın tahliyesini haber veren açıklaması çok konuşuldu. Bulmaca metaforuna başvurarak, çerçeve yasaya göndermeler yapması, Demirtaş’ın gidişattan memnun olmadığı sizlere eleştiri yönelttiği şeklinde iddia edildi. Buna ilişkin sizin yorumunuz nedir?
Önce gerçeği yerine koyalım. Selahattin Demirtaş, her türlü süreçten bağımsız olarak ağır haksızlığa uğramıştır. AYM AİHM kararları ortada, uygulanmadıkları. Tahliyesi lütuf değil, hukukun borcudur. İlla bulmacanın eksik parçası aranacaksa hukuktur.
Demirtaş’ın gidişata dair eleştirileri olabilir; bizim var bunları her gün açıkça söylüyoruz. Fakat bunu süreç karşıtlığı olarak yorumlayanlar haksızlık yapmış. Demirtaş, barış sürecinin başarıya ulaşması için açık biçimde sorumluluk alan yol arkadaşımızdır. Yolu eleştirmek, yürümekten vazgeçmek değildir.
ÖZEL’İN SÖZLERİ: ÖCALAN İLE DEMİRTAŞ’I KARŞI KARŞIYA GETİREN BİR DENKLEM KURMAK DOĞRU DEĞİL*Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in “Ben Abdullah Öcalan’ın Ada’ ev değiştirmesi, yeni eve kavuşması yerine Demirtaş’ın Figen Hanım’ın tüm siyasi tutsakların, on yıldır ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ deme dışında günahı olmayan insanların evine kavuşmasını önceliyorum. Benim kimseyi karşı karşıya getirmek gibi niyetim yok, derdim yasadaki 7. madde olan demokratikleşme” sözlerini nasıl değerlendirdiniz?
konuda daha önce söylememiz gerekeni söyledik; meselenin konut değil, konum olduğunu belirttim. Sayın Öcalan Sayın Demirtaş’ı karşı karşıya getiren denklem kurmak Türkiye’nin gerçek meselelerini ikiliğe sıkıştırmak doğru değil. Birinin hakkını teslim etmek için diğerinin hakkını tartışmaya açmak zorunda değiliz.
Sayın Öcalan sürecin baş müzakerecisi; 50 yıllık mücadelenin siyasi, ideolojik teorik yönünü belirleyen önder. Sayın Demirtaş ise halkın demokratik siyasette yetiştirdiği, hepimizin değer verdiği yol arkadaşımız. Sürekli kıyaslamak, birini ötekinin alternatifi gibi sunanların Kürt hareketini dinamiklerini yeteri düzeyde tanımadığını düşünüyorum.
Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın, Can Atalay’ın siyasi tutukluların özgürlüğü hukuk meselesidir. Sayın Öcalan’ın barış sürecindeki rolü çalışma koşulları ise yürüyen sürecin kendi başlığıdır. Bunları birbirinin alternatifi haline getirmek, gerçek tartışmadan kaçmaktır. Temennimiz, siyasetin suni karşılaştırmalarla değil; hukuk, demokratikleşme barışın somut gereklilikleri üzerinden konuşmasıdır. Türkiye’nin önünde çok daha ciddi gündemler. Barış nasıl kalıcı hale gelecek, hukuk nasıl işleyecek, demokratikleşme hangi somut adımlarla ilerleyecek? Siyasetin enerjisini sorulara harcaması gerektiği kanaatindeyim.