Artı Gerçek- Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Kürt meselesinin çözümü için devam eden süreçte gelinen noktayı AA Analiz için yazdığı yazıda değerlendirdi:

Uçum'un 'Terörsüz Türkiye'ye geçiş artık engellenemez' analizi şöyle:

"Daha önce ifade ettiğimiz gibi Terörsüz Türkiye hedefine yönelik sürecin adı çözüm süreci değil geçiş sürecidir. Geçiş sürecinde çok önemli mesafe alındı.

Sürecin özeti

devlet inisiyatifi politikası olan Terörsüz Türkiye süreci, görünür yönüyle Ülke Liderimiz Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 25-26 Ağustos 2024'te Ahlat Malazgirt programlarında ortaya koyduğu yeni paradigmayla fikren başladı. Büyük tecrübeye bilgeliğe sahip Sayın Devlet Bahçeli’nin cesur öncü çıkışlarıyla pratik yola girdi. Öcalan’ın 27 Şubat 2025 günlü tarihi açıklamasıyla merhale katetti. Türkiye Büyük Millet Meclisinin olağan süreçlerinden farklı olarak tarihe geçen rutin dışı faaliyeti yasama işlemiyle Komisyon çalışması 467 milletvekilinin kabul oyu verdiği çerçeve yasayla sürdü. Nihayet 18 Ağustos 2026 tarihinde çerçeve yasanın yani geçiş süreci kanununun Resmi Gazete' yayımlanmasıyla yeni döneme adım atıldı.

Daha önce tüm yönleriyle detaylı ele aldığımız (23, 27 30 Ağustos 2026 tarihli AA Analiz yazıları) 7595 sayılı Milli Dayanışma Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, geçiş sürecinin hukukunu düzenliyor. yeni dönem esas olarak 7595 sayılı Kanun'un uygulama aşamalarının adım adım ilerlemesiyle somut içerik kazanacak. Kanun yürürlüğe girdikten sonra gerekli adımlar hızla atılmaya başlandı. Hemen Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında Takip Değerlendirme Kurulu oluşturuldu. Kurul, gerçekleştirdiği toplantılarla hem sürece ilişkin planlamalarını yaptı hem kanun gereği alt komisyonları belirledi. Sahada tespit için gerekli olan pratikler ortaya çıkmaya başladı. pratiklerin giderek hızlanacağı görülmektedir. bağlamda 7595 sayılı Kanun'un özellikle erteleme kurumuna ilişkin düzenlediği aşamalara kez daha göz atmakta fayda.

Geçiş süreci kanunundaki erteleme kurumuyla ilgili aşamalar

Geçiş süreci hukukunun ana kurumu olan erteleme uygulaması aşamalara tabidir. Bunlar, genel koşul, özel koşul, değerlendirme, karar, süreç sonuç aşamalarıdır.

Ertelemenin devreye girebilmesi için genel koşul, örgütün fiili varlığına son verdiğine, silah mühimmatın teslim edildiğine ilişkin tespitlerin teyidine dair MGK kararının alınması kararın Resmi Gazete' yayımlanmasıdır. Genel koşul, tespit, teyit ilan unsurlarından oluşuyor.

İlandan sonra 6 aylık süre içinde kapsamdaki kişilerin yetkili mercilere yazılı başvurusu özel koşuldur. Başvuru sahipleri, yazılı başvurularını bizzat yapabilecekleri gibi avukatları aracılığıyla yapabilir. Daha önce belirttiğimiz gibi kapsamdaki kişilerin tamamının 6 aylık süre içinde başvuru yapması, 2 3 yıllık sürelerden sonra yapılacak değerlendirmeler bakımından isabetli.

Başlangıç değerlendirmesi, başvuruları takiben yetkili yargı mercilerinin (cumhuriyet savcılıkları, mahkemeler infaz hakimlikleri) yapacağı incelemeyi ifade. İncelemenin ilk aşaması, başvurucunun, yasanın kişi bakımından kapsamına girip girmediğini tespit etmektir. Kişi bakımından kapsam belirlenirken başvurucunun PKK/KCK terör örgütü bununla bağlantılı herhangi oluşumla ilişkili olup olmadığı tespit edilir. Eğer ilişki varsa devamında kişiyle ilişkili suçların yasa kapsamında olup olmadığına bakılır. Son olarak kişinin istisnalar karşısındaki durumu belirlenir.

incelemelerden sonra karar aşamasına geçilir. Buna göre başvurucu, kişi bakımından yasa kapsamına giriyorsa, ilişkili suç ya suçlar yasanın kapsamındaysa istisna suçlardan değilse başvurucunun talebi kabul edilir, erteleme kararı verilir. Yani erteleme kararı için 3 koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir. nedenle başvurucu, kişi bakımından yasanın kapsamında değilse, kapsamda olsa dahi ilişkili suç ya suçlar yasada yer almıyorsa, alsa dahi suç eğer istisna suçlardansa başvurucunun talebi reddedilir. Kararlara karşı itiraz hakkı vardır. İtiraz sonucu veya itiraz edilmeden kararlar kesinleşince erteleme süresi başlar.

Erteleme süresindeki takip, süreç aşamasını ifade. Erteleme süresinde terör suçu işlenmemesi halinde ise sonuç aşaması gerçekleşir. Kişinin hukuksal durumuna göre takipsizlik, düşme veya infaz edilmiş sayılma kararı verilir.

Öcalan’ın statüsü tartışması

Sürecin açık ya örtülü karşıtı olan bazı odaklar aktörler, Öcalan’ın statüsü konusunu amacından işlevinden kopartarak farklı noktalara taşıyor. Oysa konu tamamen Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli açıklamasında ortaya koyduğu devletle toplumla bütünleşme perspektifine uygun üstlendiği rolü yerine getirebilmesinin koşullarını sağlamakla ilgilidir.

İmralı’ cezaevi binasına bağlı ünite olarak yapılan mekan, Öcalan’ın rolüne görevine uygun çalışma ortamı oluşturmak içindir.

Vakti geldiğinde Öcalan’ın açık görüşme çeşitliliğinin sağlanması aynı şekilde devletle toplumla bütünleşme perspektifine yönelik yapması gereken işlerin gereği olacaktır.

Hal böyleyken Öcalan’a üzerine düşeni uygun şekilde yapması için sağlanan imkanları tür serbest bırakma veya imtiyaz sağlama gibi değerlendirmek, sürecin rutin dışı özelliğini göz ardı eden iyi niyetli olmayan bakıştır.

Bunun karşısında imkanları değersizleştirerek hatta Öcalan’ın dahi gündeminde olmayan, örneğin özgür kalması gibi konuları öne çıkararak süreci yapay sorunlarla aksatmaya çalışanların bakışı aynı derecede sorunlu iyi niyetten uzaktır.

fikri çarpıtmaların sürece yönelik aksatma çabalarının parçası olduğu ortadadır ama hangi tarafta olursa olsun aksatma gayretinde olanlar, işi başaramayacaktır. Süreçteki pratik ilerlemeler bunun kanıtıdır.

bazı aksatma gayretleri

Sürece yönelik pratik fikri aksatma çabaları başka konularda gözleniyor. Örneğin, münfesih terör örgütü bağlantılı oluşumlar legal yapılarda yer alan kimi kişi grupların kendi ajandaları üzerinden sürece yönelik fikri sataşmalarına çok sık rastlanıyor. Bunlar, ya sürecin başarıya ulaşması halinde kendileri için çok daha büyük demokratik katılım imkanlarının doğacağını görmüyorlar ya demokratik alanın katılım imkanlarının genişlemesini kendileri için tehdit sayıyorlar. Her iki bakış süreci aksatma gayreti olarak görülüyor çünkü yaklaşımlar, pratik süreçte özellikle tespit aşaması bakımından ayak sürmelere sebebiyet veren sonuçlar doğuruyor. Bunu kabullenmek mümkün değildir.

Yine anılan mecralarda bazı çevrelerin demokratik siyaset içinde pozisyon savaşları içine girdikleri gözleniyor. DEM’in yeniden yapılanma süreci veya Demokratik Cumhuriyet Hareketi ya Yurtsever Sol Demokrasi adları altında yeniden yapılanmaya girilmesi, pozisyon statü savaşlarını tetikliyor olabilir. Bunlar, elbette kendi konularıdır. Nasıl yöneteceklerine kendileri karar verir ancak iç çekişmelerin süreç açısından sorun üreten diller kurulmasına, özellikle etnik siyasete savrulmaya sebebiyet verdiği gerçektir. Yine yapıcı demokratik muhalefet yerine yanlış bağlamlarda yavan yaklaşımlarla "Kim devletin genel özel uygulamalarına daha fazla itiraz ediyor" yarışına giriliyor. Türkiye’ye yönelik süreci baltalamak isteyen Batıcı neoliberal ideolojik saldırıların destekçiliğini yapanlara rastlanıyor.

Tüm bunların değerlendirildiği sürecin yürütümü yönetiminde tip fikri pratik aksatma gayretlerine karşı tedbirler alınmasının kaçınılmaz olduğu bilinmesi gereken husustur.

Diyalog müzakere ayrımı dikkat edilmesi gereken hususlar

Terörsüz Türkiye, diyalog sürecidir. Yeni Anayasa, müzakere sürecidir. Terörsüz Türkiye’nin gerektirdiği hukuksal süreçler diyalog sürecinin unsurlarıdır. Demokrasinin ilerletilmesi ise müzakere sürecinin konusudur.

Diyalog sürecinin muhatabı Öcalan, ona bağlı yöneticiler kadrolar, bağlantılı oluşumlar yasal süreçteki temsilcilerdir. noktada irade seviyelerinin sınıflandırması önemlidir. Görünürde popüler olan veya yasal alanda yönetici rolü bulunan kimilerinin irade olarak etkisiz olduklarına, sürece ilişkin fikirlerinin olmadığına dikkat etmek önemlidir. kategoridekilerin verdikleri sorunlu mesajları ayırt etmek farklı değerlendirmek gerekir.

Esas olan Öcalan’ın ona bağlı unsurların, Öcalan’ın devletle milletle bütünleşme perspektifine uygun şekilde ortaya koydukları iradedir. Buna aykırı şekilde etnik siyaseti öne çıkararak hareket edenlerin hem irade olarak hem siyaset dili açısından etkisiz olduklarını sapma olarak değerlendirildiklerini görmek gerekir. Örneğin, beşinci kademede bile sadece tali rolü olan yasal yöneticinin etnik siyaset dili kullanıp ya demagojik muhalefet kurarak, sonra kendisini sürecin merkezinde tarif etmeye çalışmasının çok önemi yoktur.

İrade olarak güçlü gözüken örgüt yöneticilerinin sorunu ise kendilerine ilişkin ajandalarını Öcalan’ın özgürlüğü veya statüsü örtüsünün arkasına gizleyerek yapay tartışma çıkarma çabalarıdır. Böylelikle sürecin tespit aşaması açısından ikircikli tutumlar, ayak sürümeler ortaya çıkmakta kendilerine yönelik güvenilmezlik iddialarının güçlenmesine zemin oluşmaktadır. durum kimseye fayda sağlamaz.

Sorunların çözülmesi yerine sadece dönüşmesini daimi hale gelmesini isteyenler, mevcut statülerini korumak için bunu zorluyorlar ama görülmelidir ki eskinin devamı artık maddeten mümkün değildir. Ok yaydan çıktı hedefe varacaktır. nedenle an önce ikircikli tutumlardan, tespit sürecini aksatma eğilimlerinden vazgeçilmeli tespit sürecinin hızlandırılması için daha fazla çaba gösterilmelidir. Boşa kürek çekme dönemi artık geride kaldı. Sürecin tamama ermesinin önüne geçilemeyeceği daha güçlü idrak edilmelidir. Herkes, 2026 yılı tamamlanmadan tespit teyide ilişkin MGK kararının alınması ilan edilmesi için en yüksek çabayı göstermelidir. MGK kararının ilanı, sürecin ilerlemesinde çok önemli eşiğin aşılması manasına gelecektir.

Demokrasinin ilerletilmesi yeni anayasa

Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecinden tamamen farklı dinamiklere sahip, konusu demokrasinin ilerletilmesi yeni anayasa olan demokratik müzakere sürecinin muhatabı Türk milletinin bütün unsurları, Türkiye toplumunun bütün kesimleri, Türkiye halkının bütün kümeleridir. Meşru hukuki zemindeki siyasi sosyal temsilcilerdir. Diyaloğun muhatapları, Türkiye halkı adına müzakere muhatabıymış gibi davranamaz. Elbette süreç tamamlandıktan sonra meşru demokratik aktör olarak müzakere sürecinde yer almaları beklenir hatta eş zamanlı olarak diyalog müzakere süreçlerini birbirine karıştırmadan demokrasi yeni anayasa perspektifi konusunda aktif olmaları mümkündür ancak yeni anayasa demokrasi konusundaki yaklaşımları diyalog sürecinin şartı olarak gündeme getirmek asla kabul edilemez.

Farkına varılması gereken temel hakikat şudur: Demokrasinin ilerlemesi yeni anayasa ancak Terörsüz Türkiye’ye geçişin tamamlanmasıyla, etnik kimlik siyasetlerinin geride bırakılmasıyla, konulara ilişkin sorunların pratikte bittiği gibi zihinlerde bitmesiyle milletin tamamının işi olarak ele alınacak hayata geçecektir. Hiç kimse yeni anayasanın etnik kimlik siyasetleri üzerinden müzakere edileceği beklentisine girmesin. Yeni anayasada etnik kimlik siyasetlerine ilişkin yaklaşımlar olacağı vehmine kapılmasın.

Yeni anayasa, milletin, toplumun halkın tamamının gündemidir. Ayrıştırıcı dışlayıcı bakışın değil kapsayıcı bütünleştirici felsefenin eseri olacaktır. felsefeyle TBMM’nin 28. döneminin kalan süresinde yani 2028 yılında yapılacak seçimlere kadar yeni anayasa müzakereleri sonuca ulaşmayı hedefleyebilir ancak dönemde konu, muhtemelen yeni anayasanın temel yaklaşımları hususunda fikri olgunluk oluşturma seviyesinde kalabilir. dahi önemli ilerleme. Bununla birlikte Meclisin 29. döneminde yeni anayasanın en geniş mutabakatla kabul edilip halkın onayına sunulması, artık kaçınılmaz adım olarak ifade edilebilir.

Sonuç

Terörsüz Türkiye’ye geçişin tamamlanmasıyla Türkiye’nin yükselişi başlayacak büyük reformlar dönemine adım atılacaktır. yüzden Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecine farklı manalar yüklemeye çalışanlar, an önce gerçekle yüzleşmelidir. Bilge lider Sayın Devlet Bahçeli’nin dediği gibi, "'Terörsüz Türkiye' teslimiyet değildir. 'Terörsüz Türkiye' taviz değildir. 'Terörsüz Türkiye' terör örgütüyle pazarlık değildir. 'Terörsüz Türkiye' devleti zayıflatmak, milli iradeyi gevşetmek, aziz milletimizin kırmızı çizgilerini çiğnemek, hassasiyetlerini kurcalamak, güvenlik ilkelerini sulandırmak hiç değildir." (5 Mayıs 2026).

Sonuç olarak Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın vurguladığı üzere: “Tüm bölgemizde terörün yerini huzurun, istikrarsızlığın yerini refahın, çatışmanın yerini barışın aldığı günlere hep beraber kavuşacağız. Buna kimse engel olamayacak. Terörsüz Türkiye hedefimizle aramıza kimse giremeyecek” (3 Ekim 2026).