Artı Gerçek - Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Anadolu Ajansı’nda yayımlanan analizinde, iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Uçum, “Terörsüz Türkiye’ye geçiş artık engellenemez” yazısında, yürütülen sürecin klasik “çözüm süreci” ya siyasi müzakere olmadığını, devlet inisiyatifiyle şekillenen “geçiş süreci” niteliği taşıdığını savundu. sürecin bazı çevreler başlıklar üzerinden aksatılmaya çalışıldığını ileri sürdü.

DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla Uçum’a yanıt verdi.

Temel, Uçum’a seslenerek ifadeleri kullandı:

“Ey Uçum! Sürecin yerli yerinde oturmaması, karşılıklı barış iradesinin gelişmemesi en önemlisi Kürt halkı demokrasi güçlerinin sürece müzakere konusu olan konulara dair umudunun gelişmemesi için ilk günden itibaren tahrik edici çaba içindesiniz.”

UÇUM NE YAZDI?

“Terörsüz Türkiye’ye geçiş artık engellenemez” analizinde, yürütülen sürecin klasik “çözüm süreci” veya siyasi müzakere olmadığını, devlet inisiyatifiyle şekillenen “geçiş süreci” niteliği taşıdığını vurgulayan Uçum, sürecin kimi çevre başlıklarla ‘aksatılmaya’ çalışıldığını söyledi.

Abdullah Öcalan’ın statüsü tartışmasına değinen Uçum, İmralı’ oluşturulan çalışma alanının Öcalan’ın süreçte üstlendiği rolü yerine getirmesi için sağlandığını savundu. İlerleyen aşamada açık görüşme imkanlarının çeşitlendirilmesini rolün gereği olarak değerlendirdi.

Buna karşılık, Öcalan’ın serbest bırakılması gibi başlıkların öne çıkarılmasını süreci aksatabilecek yapay tartışmalar olarak nitelendirerek ifadeleri kullandı:

“İmralı’ cezaevi binasına bağlı ünite olarak yapılan mekan, Öcalan’ın rolüne görevine uygun çalışma ortamı oluşturmak içindir. Vakti geldiğinde Öcalan’ın açık görüşme çeşitliliğinin sağlanması aynı şekilde devletle toplumla bütünleşme perspektifine yönelik yapması gereken işlerin gereği olacaktır. Hal böyleyken Öcalan’a üzerine düşeni uygun şekilde yapması için sağlanan imkanları tür serbest bırakma veya imtiyaz sağlama gibi değerlendirmek, sürecin rutin dışı özelliğini göz ardı eden iyi niyetli olmayan bakıştır.”

Diyalog sürecinin muhatabının “Abdullah Öcalan, ona bağlı yöneticiler kadrolar, bağlantılı oluşumlar yasal süreçteki temsilciler” diyen Uçum, sürece dair görüş perspektif belirleyen kesimleri “irade olarak etkisiz” olduklarını söyledi.

Yeni Anayasa sürecine ilişkin takvime yer verilen değerlendirmede, etnik kimlik siyasetine dayalı anayasa anlayışının gündemde olmadığı kaydedildi. Diyalog sürecinin aktörlerinin hiçbir şekilde millet adına Anayasa müzakerecisi gibi davranamayacağını Anayasa reformunun pazarlık kozu yapılamayacağını vurguladı.

“Yeni anayasa demokrasi konusundaki yaklaşımları diyalog sürecinin şartı olarak gündeme getirmek asla kabul edilemez” diyen Mehmet Uçum, analizinde, Meclis’in 2028 seçimlerine kadar kalan döneminde yeni anayasanın temel yaklaşımları konusunda uzlaşma zemini oluşturulabileceğini belirtti.

“Demokrasinin ilerlemesi yeni anayasa ancak Terörsüz Türkiye’ye geçişin tamamlanmasıyla, etnik kimlik siyasetlerinin geride bırakılmasıyla, konulara ilişkin sorunların pratikte bittiği gibi zihinlerde bitmesiyle milletin tamamının işi olarak ele alınacak hayata geçecektir. Hiç kimse yeni anayasanın etnik kimlik siyasetleri üzerinden müzakere edileceği beklentisine girmesin. Yeni anayasada etnik kimlik siyasetlerine ilişkin yaklaşımlar olacağı vehmine kapılmasın.”

Uçum ayrıca, DEM Parti çevresindeki yeniden yapılanma tartışmaları siyasi aktörler arasındaki pozisyon mücadelelerinin süreci olumsuz etkileyebileceğini ileri sürdü. Sürecin tamamlanmasının ardından demokratik katılım alanının genişleyeceğini savunurken, etnik kimlik siyaseti üzerinden yürütülen tartışmaların yeni anayasa müzakerelerinin merkezine taşınmasına karşı çıktı.

“DEM’in yeniden yapılanma süreci veya Demokratik Cumhuriyet Hareketi ya Yurtsever Sol Demokrasi adları altında yeniden yapılanmaya girilmesi, pozisyon statü savaşlarını tetikliyor olabilir. Bunlar, elbette kendi konularıdır. Nasıl yöneteceklerine kendileri karar verir ancak iç çekişmelerin süreç açısından sorun üreten diller kurulmasına, özellikle etnik siyasete savrulmaya sebebiyet verdiği gerçektir. Yine yapıcı demokratik muhalefet yerine yanlış bağlamlarda yavan yaklaşımlarla “Kim devletin genel özel uygulamalarına daha fazla itiraz ediyor” yarışına giriliyor. Türkiye’ye yönelik süreci baltalamak isteyen Batıcı neoliberal ideolojik saldırıların destekçiliğini yapanlara rastlanıyor.”

Tüm tartışmaların MGK kararının alınması ilan edilmesi sürecini aksattığını iddia eden Uçum, “Ok yaydan çıktı hedefe varacaktır. Herkes, 2026 yılı tamamlanmadan tespit teyide ilişkin MGK kararının alınması ilan edilmesi için en yüksek çabayı göstermelidir. MGK kararının ilanı, sürecin ilerlemesinde çok önemli eşiğin aşılması manasına gelecektir”.