Kiki’yi izlerken insan ister istemez kendi serüvenini düşünüyor. 13 yaşına basıp süpürgesine atladığı gibi evinden ayrılması, aslında hepimizin bağımsız olma, kendi ayakları üzerinde durma heyecanının ilk adımı. Kendi fikriyle kargo işine girmesi, hayallerinin peşinden koşması, heyecanla yeni şehre adım atması… Ama hayat tam olarak böyle değil zaten? Hele ki biz gençlerin en çok yaşadığı şey: işe inanılmaz hevesle, coşkuyla giriyoruz, sonra gerçeklerle ya monotonlaşan süreçle karşılaşınca birden ilk günkü alev sönüveriyor. Kiki’nin yaşadığı moralsizlik, sıkıntı, hatta uçma yeteneğini kaybetmesine kadar varan tıkanma hissi öyle tanıdık. Hepimizin hayatında en az kere “Ben ne yapıyorum ya?” dediği, kabuğuna çekildiği depresif dönemlerin çizgiyle anlatılmış hali resmen.
Fakat filmin asıl olayı sadece temalardan ibaret değil; filmin hamurunda öyle atmosfer var ki, insanı adeta yumuşacık battaniyenin altına sokup eline sıcak çay veriyor.
Koriko’nun Sokakları
Koriko şehri resmen yaşayan karakter. kasvet ya gözü yoran karmaşa. Taş döşeli sokakları, denizden esen hafif rüzgarı hissettiren masmavi manzaraları, kocaman saat kulesi fırından yükselen taze ekmek kokusu… Miyazaki öyle dünya kurmuş ki, filmi izlerken sokaklarda yürümek, fırının arkasındaki küçük odada uyanmak istiyorsun. Görsel tasarımındaki pastel tonlar, detaylı arka plan çizimleri arka planda çalan hafif akordeon tınıları filmi inanılmaz derecede cozy yapıyor. Şehirde öyle ajite edilmiş, acımasız zorbalık yok aslında. İnsanlar sadece kendi telaşında; Kiki biraz çekingen, biraz yabancı hissettiği için uyum sağlaması biraz zaman alıyor, yavaş yavaş alışıyor oraya. Adaptasyon sürecinin softluğu bile filmi yormadan akıtıyor.
Karakterler
Kiki’nin yolunun kesiştiği herkes cozy atmosfere tuğla koyuyor sanki (Another Brick in the Wall göndermesi değil yanlış anlaşılmasın):
Fırıncı Osono: Şehre ilk indiğinde sudan çıkmış balığa dönen Kiki’ye kapısını açan, hamileliğininneşeli haliyle ona hem patron hem abla olan harika figür. Fırının sıcaklığı Osono’nun karakterinden geliyor resmen.
Ressam Ursula: Ormandaki derme çatma kulübesinde yaşayan özgür ruhlu Ursula, filmin gizli kahramanı. Kiki yeteneğini kaybettiğinde ona patronluk satmak yerine sanatçı empatisiyle yaklaşıyor. “Gitmeyince zorlamayacaksın, yatıp uyuyacaksın, resim çizeceksin, doğaya bakacaksın” derken aslında Kiki’ye değil, ekran başındaki bize nefes aldırıyor.
Tombo: İlk başta belki biraz ısrarcı patavatsız gibi dursa içindeki çocuksu tutku uçma merakı inanılmaz. Kiki’nin kasıntı halini kıran, ona hayatın eğlenceli tutkulu tarafını tekrar hatırlatan tatlı arkadaş.
Jiji: Siyah, huysuz ama kadar sevimli iç sesimiz. Kiki’nin çocukluk saflığından yetişkinliğe geçerken yanından ayırmadığı, ama zamanla kendi yolunu çizen sadık.
Kiki’nin teslimat servisi; dünyayı kurtaran kahramanların değil, kendi içindeki küçük dünyayı toplamaya çalışan genç kızın hikayesi. İzleyip bitirdiğinde insana tatlı huzur, hafif rüzgar esintisi “Her şey hallolur ya” hissi bırakıyor.