Belirli takvim ya maraton mantığıyla değil, tamamen içimden geldikçe izlediğim Ghibli duraklarında kez rotayı Gorō Miyazaki’nin yönettiği Tales from Earthsea’ye (Yerdeniz Öyküleri) kırdım. Benim için filmin ayrı yeri var; çünkü Ursula. Le Guin en sevdiğim yazarların başında geliyor.

Aslında ben uyarlama izlerken “kitapları tamamen kenara bırakalım” kafasındaki insanlardan değilim. Kitapla bağını kurmak, felsefeyi aramak gayet doğaldır. Ama film özelinde, Gorō’nun metni birebir uyarlamak yerine Le Guin’in dünyasından beslenip kendi görsel dilini kurduğunu bildiğim için biraz daha filmin kendi yağında kavrulan tarafına odaklandım.

Görsel Büyü Atmosfer

Film görsel anlamda gerçekten tablo gibi duruyor. İlk sahnelerdeki fırtınalı deniz, bulutların arasında birbirini boğazlayan ejderhalar, Hort Town’ın yozlaşmış, tekinsiz ama kadar ince elenip sık dokunmuş sokakları… Gorō, babasından devraldığı görsel mirası filmde biraz daha karanlık, biraz daha gotik tonla birleştirmiş. Tarlaların yeşili, rüzgarın ekinleri dalgalandırması, akşamüstü çöken kır havası filmin tekinsiz atmosferini mükemmel besliyor. Müzikler cabası; Therru’nun a capella şarkı söylediği sahnede insanın içinden şeyler kopup gidiyor resmen.

Karakterler İçsel Çatışmalar

Arren: Filmin en ilginç karanlık figürü. İçindeki sebepsiz korku, benliğini yutan gölge kendi babasını katletmesine kadar varan öfke patlaması… Gençlik dönemindeki yön bulamama, içsel boşluk kendi gölgesinden kaçma halini Arren üzerinden izlemek çok keyifliydi.

Ged (Çevik Atmaca): Evrenin bilge, sakin dengeli büyücüsü. Filmin başından sonuna kadar Arren’e usta, baba gibi rehberlik etmesi, dünyanın dengesini koruma çabası ortama inanılmaz olgunluk katıyor.

Therru: Yüzündeki yanık iziyle, insanlara olan güvensizliğiyle ama içindeki saf yaşam enerjisiyle filmin duygusal kilidi. Arren’e “Hayatı basite alamazsın, ölüm var diye yaşamaktan vazgeçemezsin” dediği anlar filmin kırılma noktasıydı.

Cob (Örümcek): Cinsiyetsiz, tekinsiz, ölümden ölesiye korktuğu için dünyanın dengesini bozan antagonist figürü filmin karanlık tonuna tam oturmuş.

Yaşam, Ölüm Denge

Filmin kendi içinde yakaladığı en güzel tema kesinlikle “Denge” (Equilibrium) “Ölümü Kabullenmek”. İnsanların ölümsüzlük arzusuyla dünyayı büyüsel kuraklığa sürüklemesi, aslında ölümün hayatı anlamlı kılan şey olduğunu unutmaları çok güzel işlenmiş. Arren’in kendi gölgesiyle yüzleşmesi ölmekten korktuğu için yaşamayı reddettiğini anlaması hikayeyi çok tatlı yere bağlıyor.

Ursula. Le Guin İşe Ne Dedi?

Gelelim işin en kıymetli kısmına… Filmin ilk özel gösteriminden sonra Le Guin, Gorō Miyazaki’ye dönüp meşhur sözünü söylemişti:

“Evet, benim kitabım değil. sizin filminiz. güzel ”

Fakat en sevdiğim yazarın filme dair anlatacakları elbette bununla sınırlı değildi. Le Guin, filmin ardından kaleme aldığı uzun değerlendirme yazısında filmin görsel işçiliğine, detaylarına atmosferine olan hayranlığını gizlememiş, hakkını teslim etmişti:

“Görsellik muazzamdı. Renkler harika, çizimler büyüleyiciydi. Mimari yapılar, manzaralar, gökyüzü deniz tasarımları tam anlamıyla büyüleyici detaycılıkla hazırlanmıştı.”

Ancak Le Guin, kendi evreninin temel taşı olan derin felsefenin filmde dönüştüğü yeri eleştirmekten geri durmamıştı. Kitaplarındaki iyilik kötülük dengesinin filmde daha klasik aksiyon kalıbına sokulmasını şöyle özetliyordu:

“Benim kitaplarımda kötülük düşman olarak somutlaşmaz, dengenin bozulması olarak var. Filmde ise kötülük, yok edilmesi gereken kulede yaşayan ‘kötü adama’ dönüştürülmüş. hikayenin içsel derinliğini biraz yüzeyselleştirip klasik iyi-kötü savaşına kaydırmış. Benim dünyamda çözümler şiddetle veya kılıç darbesiyle gelmez, burada ise işler biraz aksiyon sinemasına devredilmiş.”

Le Guin, filmdeki şiddet tonuna hikayenin yönde akmasına dair kırgınlığını açıkça dile getirmişti:

“Yerdeniz’deki mantık, sorunların kılıçla ya güç gösterisiyle çözülmemesidir. Filmde kılıçların çekilmesi, ejderhaların çatışmaların kadar ön plana çıkması benim anlattığım felsefeden oldukça farklı yerde duruyor.”

Yine tüm eleştirilerine rağmen Gorō’nun emeğine, stüdyonun yarattığı muazzam atmosfere filmin kendi içindeki güzelliğine her zaman saygı duyduğunu belirtti.

Toparlarsam; Tales from Earthsea, Le Guin’in derin kitap felsefesini tam anlamıyla perdeye taşıyamamış olabilir ama kendi içinde değerlendirdiğinizde sizi içine çeken, müziğiyle, ejderhalarıyla, karanlık tonuyla Le Guin’in eşsiz evreninden ilham alan sahneleriyle akılda kalan çok özel Ghibli tecrübesi.