Sinema, insanların sadece fikir geliştirdikleri ya bambaşka dünyalara yelken açtıkları mecra değil. Aynı zamanda duygularını harekete geçiren aygıttır. Ancak sinema, Frankfurt Okulu düşünürlerinin düşündüklerinin aksine sadece “edilgenleştirme” amacı gütmez. Bazen insanın kaçtığı duygulara çıkmaz sokak olduğu seyirciyi duygularla baş başa bıraktığı anlatılara beşiklik edebilir. İnsanı kendi konfor alanından çıkararak duygularını katmanlarına böler.

Ölüm, yas, kayıp birçoğumuzun konuşmaktan hoşlanmadığı ya kapı dışarı ettiği konular. Freud’un meşhur Yas Melankoli isimli makalesinde değindiği üzere yas, kaybedilenle kurulan yavaş yavaş acı içinde çözülen aktif eylemdir. Sinema tam yüzden yası, aktif eylemi harekete geçirmek için alan yaratır. Lakin yas bazen fiziksel ölüm bazen devrin kapanışı olabilir yahut yasla beraber farklı duyguların meydana gelmesi hafızanın parçalanması şeklinde okunabilir. Yasla beraber hesaplaşmalar, öfke patlamaları, suçluluk, yalnızlık, yabancılaşma dönüşüm gelir. açıdan yası farklı açılardan konu edinen sekiz filmlik öneriyi sizler için derledik!

Yaşamın Kıyısında (Manchester by the Sea, 2016 /.: Kenneth Lonergan)

Lee Chandler (Casey Affleck), Manchester’ yaşayan ağabeyinin gemi seferi esnasında kalp krizi nedeniyle vefatı sonucunda geçmişiyle hesaplaşmaktadır. Öncesinde çocuklarını kaybeden evliliği çatırdayan Lee, suçluluk duygusu nedeniyle yas sürecini izole geçirir. Kendi yeğeniyle olan iletişimsizliği yas sürecinin yalnızlaştırıcı doğasını katmerlendirir. bazen yasın dönüşüme gebe olmasındansa kişilerin suçluluk, hüzün yalnızlık duygularıyla kavrularak yaşamın öylesine akabileceğini seyirciye söyler.

Dehşetin Nefesi (Jacob’s Ladder, 1990 /.: Adrian Lyne)

Film, Vietnam gazisi Jacob Singer’ın (Tim Robbins) savaş sonrası hayata uyum sağlama sürecini ele. Savaşta kaybettikleri çocuğunun yasını içinde taşıyan Jacob, gerçek sanrı arasında gidip gelir. Jacob, kaybettiği oğlu (Macaulay Culkin) biten evliliği üzerine gözyaşları döker. Vietnam Savaşı’nda ABD hükumeti tarafından kobay olarak kullanılan Jacob asker arkadaşları araya gelseler yas sürecinde birbirlerinden koparlar. Çevresindekiler Jacob’ın sanrrıları Jacob’ın ruh haline anlam veremeyip Jacob’ın yasını bastırmak için seferber olurlar. Korku psikolojik gerilim ögelerini harmanlayan film, başta yas filmi olarak okunmasa esasında yaşanmamışlıklar, evlat kaybı savaşın tahribatının neden olduğu yas olgusunu yüzümüze vurmaktadır.

Drive My Car (Drive My Car, 2021/.: Ryusuke Hamaguchi)

Haruki Murakami’nin Kadınsız Erkekler hikaye kitabının bazı kısımlarından uyarlanan Drive My Car, tiyatro yönetmeni Kafuku’nun (Hidetoshi Nishijima) karısının kaybı sonrası yaşadığı yas çok dilli Vanya Dayı prodüksiyon sürecinde yaşadıklarını ele. Prodüksiyon esnasında genç Watari (Toko Miura), Kafuku’nun şoförü. Watari, kasabasında çığdan sağ çıkan biridir. Çığ esnasında annesini kaybetmiştir. Ancak Kafuku Watari’yi kayıplar, kayıplardan doğan suçluluk, sorumluluk tamamlanamamışlıklar kader birliğine sürükler. Drive My Car, yas sürecinin tokat gibi çarpan acımasızlığıyla seyirciyi yüzleştirirken aynı zamanda seyirci karakterlerine şefkatli mesafeden konumunu.

Marriage Story (Marriage Story, 2019/.: Noah Baumbach)

Marriage Story

Uzun süredir evli olan tiyatro yönetmeni Charlie (Adam Driver) Nicole (Scarlett Johansson), yollarını ayırma kararı alırlar. Nicole, yasını ailesinin yanında neşeli gözüken güneşli Kaliforniya günlerinde tutar. Charlie ise oğlu Henry’i görmek Nicole eski defterleri açmak için yaka değiştirir. Charlie Nicole tüm olaylar dizisinin sonucunda yaşayamadıkları sevginin, geride kalan tutkuların kavuşamadıkları kendiliklerinin yasını tutarlar. fiziksel ölüm nedeniyle yaşanan yastansa ilişki bitimi sonrası yası kavrayan zekice yazılmış, yönetilmiş oynanmış filmler arasında yerini alıyor.

Yukarı Bak (Up, 2009 /.: Peter Docter)

Peter Docter’ın 2009 yılında yönettiği animasyon, ilk bakışta salt çocuklara hitap ediyor görünse ede altını kazıyınca kendi anlatısında derin yas melankoli barındırmaktadır. Carl Fredricksen (Ed Asner), çocukluk aşkı olan eşi Ellie’yi kaybetmesi sonrası derin yas yaşar. Yasıyla baş etmek adına evinin çatısına yüzlerce balon bağlayarak bulunduğu yerden süzülme arzusuyla taşıp dolar. birçoğumuz için sadece fiziksel yapı değil; aynı zamanda kişisel ilişkisel hafızamızdır. Carl için Ellie’yle olan anıları geçmişin kapsülü haline dönen yapıdır. Ancak evine gelen beklenmedik misafir, Carl’ı kapalı alanlardan çıkarır ikisinin başta pek mümkün olmayan fakat yas sürecinde içleri bursa ısıtan dostluğa yelken açmalarını sağlar. Yukarı Bak, yas sürecinde insanın kendi içine kapansa yasın dönüştürücü, sevdiklerimizin anısı uğruna hayata yeniden tutunması gerektiğini naif melankoliyle seyirciye salık vermektedir.

21 Gram (21 Grams, 2003 /.: Alejandro. Inarritu)

Trajik vurkaç kazası sonucu eşini çocuklarını kaybeden Cristina’nın (Naomi Watts) paramparça olan hayatı, filmin merkezine oturmaktadır. Yönetmen Alejandro. Iñárritu, filmin doğrusal olmayan kurgusuyla travmanın yasın insan hafızasını nasıl darmaduman ettiğini hem içerik hem biçim düzeyinde sunmaktadır. hayatın anda durduğu noktadan itibaren yasın, bireyin gerçekliğinde nasıl uyuştuğunu tümden bireyi ele geçiren öfke hesaplaşma arzusuna nasıl evrildiğini çarpıcı biçimde ele almaktadır. Tüm bunlar ışığında 21 Gram, ölümün rastlantısallığı karşısında insanın ne denli aciz kaldığını yasın birey üzerindeki yıkıcı etkisini ortaya koymaktadır.

Karanlığın Gölgesi (Don’t Look Now, 1973 /.: Nicolas Roeg)

Kızlarını boğulma kazasında kaybeden John (Donald Sutherland) Laura (Julie Christie), süregelen yastan sıyrılmak için Venedik’e yerleşirler. Ancak film süresince yas sadece soyut içsel olgu olmakla sınırlı kalmaz. Aynı zamanda Venedik’in tekinsiz karanlık sokaklarında cisimleşen; sanrılarla örülü gerçeklik algısını tuzla buz eden psikolojik kabusa dönüşmektedir. Nicolas Roeg, yüzleşilmeyen yası kaçınganlığı esasında insan ilişkilerini, bireyin kendi zihnini kademe kademe zehirlemesi üzerinden yorumlamaktadır. Böylece insan kendi yasından kaçtığında yine kendi labirentinde kendini kıstırır.

Güneş Sonrası (Aftersun, 2022/.: Charlotte Wells)

Charlotte Wells, yası sadece içinde bulunulan andan ziyade geçmişin parçalı video kayıtları kişinin kendi babasıyla kurduğu bağ üzerinden okumaktadır. Yetişkin Sophie, babasıyla 1999 yılında Fethiye’ye yaptıkları tatil esnasında kaydettiği video kamera görüntüleriyle hafızayı video kayıtları üzerinden somutlaştırarak yası geriye dönük şekilde inşa etmektedir. Buradaki yas, hem Sophie’nin babasıyla görünüşte yakın olmalarına rağmen duygusal olarak birbirlerinden ırak olmaları sonucunda doğan yastır. Aynı zamanda iletişimsizlik, ruhsal yersiz yurtsuzluk, tüm tai chi tatil merasimlerine karşın.E.M. şarkısında dediği gibi: “Sabrımı kaybediyorum. / Sana uyum sağlamaya çalışıyorum. / Oh, hayır fazla konuştum. / Yeterince konuşmadım. /Ben seni güldün zannettim. / Ben seni şarkı söyledin zannettim. / Seni bunları denediğini düşüncelerine kapıldım. / Ama sadece rüyaydı.” ya film Candan Erçetin’in Gamsız Hayat şarkısındaki nakarat öncesindeki kısmındaki sorusu üzerinden Sophie babasının haletiruhiyesini sorgular: “Çok dertsiz duruyorum uzaktan bakınca? /
Çok kalender sandınız dert anlatmayınca?
”

Aşk (Amour, 2012/.: Michael Haneke)

Ölüm henüz gerçekleşmese yas önceden yaşanabilir ? Haneke film vasıtasıyla soruyu yaşlı çift Georges (Jean-Louis Trintignant) Anne (Emmanuelle Riva) üzerinden sormaktadır. Geçirdiği felç süregelen hafıza kaybı Georges’un Anne uzun seneler inşa ettikleri ilişkinin, ımın, entelektürel birikimin yasını tutmasına neden olmaktadır. yasın her zaman ani kayıpla değil, çaresizlik içinde izlenen, müdahale edilemeyen çöküşle yaşarken verilen kayıplarla nasıl derinleştiğini gösteren son derece sert gerçekçi anlatıdır.

Küçük Anne (Petit Maman, 2021/.: Celine Sciamma)

Celine Sciamma, yasın sadece giden üzerinden değil; aynı zamanda nesiller arası aktarılan olgu olduğunu gözler önüne sermektedir. Büyükannesini yeni kaybetmiş sekiz yaşındaki Nelly, annesinin yas tutarken ondan uzaklaşmasına evdeki ağır melankoliye anlam veremezken, ormanda annesinin çocukluk haliyle tanışır. Céline Sciamma, yası karanlık kasvetli odadan çıkarıp masalsı ormana taşır. Nelly’nin annesinin çocukluğuyla kurduğu bağ, aslında onun yasına ortak olma, ebeveyn-çocuk ilişkisindeki ulaşılmaz mesafeyi kapatma annesinin acısını “görme” girişimi şeklinde. kaybın ardından gelen boşluğu şefkatli iyileşme çabası üzerinden anlatmaktadır.

Sonuç olarak on film bizlere yası farklı biçimlerde fısıldar. Yas doğrusal veya sürekli yapı arz etmez. Aksine süreksiz, geriye veya ileriye sarışların olduğu; çoğunlukla fiziksel ölümlerle bağlantılı olsa bazen soyut durumlar yahut ilişkilerin bitiminin yas biçiminde yorumlanabileceğini dile getirmektedir. Yazının başında ifade ettiğimiz üzere sinema seyirciyi sadece edilgenleştirmez yahut katarsis yaratmaz. Bunların ötesinde seyircinin kaçındığı duygularla yüzleşmesi için çıkmaz sokak ya olay mahaline dönüşür. anlamda yasa dair anlamlandırmak icap eden soruları cevaplamamıza yardımcı olabilir. Yaşanmamışlıklar, kayıp giden anılar, parçalı anılar, boşluklar kendinden kaçmak yahut kendini güvenli duvarlara kapatmak gibi çeşitli biçimlerde gösteren yas semptomlarını sinema kendi içerik biçimsel unsurlarıla mercek altına. Böylece sinema, çoğumuz için yıkıcı etkileri olan yas sürecinde olguyu deşse seyirci için günün sonunda pansuman niteliği yaşıyan hal alıyor.