Baskısı uzun süredir yoktu, Notos sağ olsun. Hrabal’ın presçilik günleri,. Dünya Savaşı’ndan birkaç yıl sonrasına denk geliyor. Hitler’in ardından Sovyetler, kitaplar üzerinde baskı yapıyor, toplatıyor, yakıyor ya hamur haline getiriyor. Hrabal, yok etme işleminin tam ortasında yer alıyor. Anlatıda geçen kitapların gerçekten Hrabal’ın elinden geçtiğini düşünüyorum. Tolstoy geçmiyor ama Rus edebiyatının preslenmesinden sonra, Kant Nietzsche gibi Almanlar aynı akıbete uğramıştır büyük ihtimalle. Haňt’a, kurtarabildiği kitapları toparlayarak evini kağıttan eve çeviriyor bildiği dünyanın yaşamasını sağlamaya çalışıyor. Almanın yanında Rus yazarlara rastlayabiliyoruz ama dönemde ikisinin yan yana gelebileceği nadir durumlardan birine tanıklık ediyoruz. Haňt’a, onca kitabın altında kalıp boğularak ölme tehlikesine rağmen kitapları istiflemeyi sürdürüyor.
Otuz beş yıllık presleme kariyerine kendini kitapları kurtarma niyetiyle devam ederken eline geçen nadir metinleri kendisini ziyaret eden profesöre veriyor. Böylece bira parasını çıkarıyor. Hayatla baş edebilmek için sığındığı şeylerden birinin alkol olduğunu söyleyebiliriz; belki düşüncelerinin akış hızı, ayık gezmemesinde saklıdır. Geçmişine, çocukluğuna dair acı veren hatıralardan başka pek şey kalmadığı için şimdisine odaklanıyor durmadan, ara vermeden anlatıyor. Birkaç günde yakaladığı hızı kayıt altına almak ister. Her bölüm veya birkaç gün sürüyor. Bölümlerin çoğu aynı şekilde başlıyor; otuz beş yıldır kağıt işinde çalıştığını söyleyerek, yaşamı elinden kayıp gidecekmiş gibi tutmaya çalışıyor.
Güzelce balyalanmış kitaplardan havaya karışan harfleri arada tutuyor. Anlatısını harflerle kurduğunu düşünebiliriz: kitap olarak Haňt’a. En sonunda kendisini balyalaması daha sağlam anlam kazanıyor böylece. Sadece harfleri değil, sözcükleri cümleleri yakalıyor arada. Homeros’un yazıya geçmeden önce havada süzülen cümlelerinden farksızdır cümleler. Haňt’a, iyi kitapları balyaya sıkıştırarak, yığının arasına değerli parça katarak bütünü kıymetli hale getiriyor. “Hangi balya Goethe Schiller’e, hangisi Hölderlin Nietzsche’ye mezar olmuş, bilen tek ben varım.” (s. 14)
Arada sırada patronu gelir, neler döndüğünden haberi olmadan Haňt’a’ya kızar, kendisinden memnun olmadığını söyler hışımla gider. Haňt’a için küçük sıkıntıdır, fazlası değil. Onun büyük hayalleri vardır; beş yıl içinde emekli olup biriktirdiği parayla kendi pres makinesini alarak on kat müthiş balya, sanat eseri yapmanın hayaliyle yaşar. Ünlü resimlerin röprodüksiyonlarıyla balyaları sardığı olur, böylece iktidar tarafından yasaklanan sanat eserlerinin benzerlerini yaratır. Gözünün önünde gerçekleşen imhalardan sonra karara varır, Prusya Kraliyet Kütüphanesi’nden getirilen kitapların başına geleni gördükten sonra. Savaş sırasında kitaplar saklanır ama ihbarcı gizli deponun yerini söyler; nadir kitaplar kamyona yüklenir yağmurun altında uzunca süre bekletilir. Haňt’a’nın gözyaşları yağmura karışır, kitaplardan sızan mürekkep toprağa karışır. Haňt’a sırada kitapları preslemenin güzelliğini kavrar. Onca metin aradayken yağmurun, ateşin basıncın yıpratıcı etkisinden nispeten korunacaktır. Kilosu krondan satılan onca nadir paçavrayı vagonlara yükleyen Haňt’a için gelecek planları hazırdır.
Göz AtınBloom’un Şiir Teorisi: Etkilenme Yanlış Okuma KavramlarıProust Madam Williams’ın Mektup ArkadaşlığıDayısı LokomotiflerPres makinesini koyacağı bahçe, dayısına. Eski demiryolcudur. Haňt’a nasıl kitaplara düşkünse, lokomotiflere düşkündür. Yok olmaktan kurtardığı küçük lokomotifi, arkadaşlarının yardımıyla harekete geçirir eski günlerine döner. Lokomotifine günaşırı atlayıp kısa rota üzerinde yolculuğa çıkar. Haňt’a’nın annesi yakılıp kül edildiği sırada dayı oradadır yeğeninin yaşama tutunmasını sağlar. Ölümünün soğukkanlılıkla karşılanması, anlaşılabilir durumdur. Annesinin yakıldığını gören geriye kalan külleri alan Haňt’a, dayısının yarı çürümüş bedenini yerden kazırken gayet normal şey yapmış gibi anlatır başından geçenleri. Kulübesinde kalp krizinden ölen dayının cesedine günler sonra ulaşılır; bedenden geriye kalanlar kurtlar sineklerle kaplı şekilde yerde durmaktadır. Haňt’a, kazıma işleminden sonra dayısından kalan son parçaları tabuta koyar ailesinin son ferdini sakince uğurlar.
Etrafındaki dehşetten yaşadıklarından ötürü insanlara karşı büyük ölçüde hissizleştiği için, kitaplara düşkünlüğünü parça anlayabiliyoruz. Her balyanın kaybın yerini tutacağı düşünülürse, güzelleştirme çabası acıyla baş etme yolu olarak ortaya çıkıyor; nevi savunma mekanizması. Ailenin yitişinden sonra sevdiği kadınları anımsar Haňt’a. Mančinka’yla yaşadıkları ise anlatının absürtlüğünün parçasını oluşturuyor. Dansa gittikleri zaman Mančinka, elbisesinin parçasına dışkı bulaştırır temas ettiği herkesi boklar. yüzden adı Bokkafa Mančinka’ya çıkar. Kayak yapmaya giderler, yine aynı durum. Saçma. Saçmalığın ölçüsünde anlık hatırlamalar çoğalıyor. Anlatı hemen yön değiştirebiliyor. Örneğin olayı anlatan Haňt’a, ansızın atık kağıt preslediğini söyleyerek başka mevzuya geçer. Değindiği konular, kişisel tarihinden Hitler’in eziyetlerine kadar varır genellikle bölümün sonlarında her şeyi toparlar, birbirine bağlar, açık kapı bırakmaz.
Çingene Kızlar YalnızlıkBunlara sonra değineceğim, çingene kızlardan bahsetmem lazım. Savaştan önce iş yerine gelen çingeneler. Haňt’a, kızları pek seviyor, yaşamın coşkusunu taşıyan insanlar olduklarını düşünüyor. Çingenelerin tarihine dair birtakım malumatlar sunduktan sonra, kilit bilgiyi veriyor. Sevgilisi olan çingenenin işgaller başladıktan sonra götürüldüğünü, kamplardan birine kapatıldığını öldürüldüğünü söylüyor. Sevgiyle parça olsun tutunabildiği yaşama karşı hissizlik geliştiriyor, daha fazla acı çekmemek. Kadınların uzak geçmişte kaldığını sezebiliriz; şimdisinde karşısına çıkan kadınlardan hemen hiç bahsetmiyor Haňt’a. Prag’a gidip şehirde dolanırken sadece kendine odaklı olduğunu, iki örnek dışında insanları umursamadığını görüyoruz.
şehir kısmının başlangıç noktası ilginç; öğleden sonra mezbahadan kamyon dolusu kanlı kağıt karton getiriliyor. Haňt’a’nın eli yüzü kan oluyor, işi bitince şehre iniyor çürümüş kitapların kokusuyla kan lekelerinin oluşturduğu kombin insanları korkutuyor. Karşımıza nadiren çıkan kadınlardan biri Haňt’a’dan uzak durmaya çalışıyor. Haňt’a, Prag’ın kanalizasyonlarında çatışan iki sıçan grubunun mücadelesini anlatıyor kendisini, bütün leşliğiyle farelerin arasına koyuyor. Pek farkları yokmuş. Böyle yalnızlık, adamın çektiği, makinenin gürültülerine karışanından.
Kültürel Ögeler Felsefi DüşüncelerAnlatıda geçen kültürel ögelere bakacak olursak, İsa’nın yıkımda kimi diriltip kimi kurtaracağı pek belli olmadığından, Lao Tzu’yu kefeye koyuyor Haňt’a. Peygamberle filozofu karşı karşıya yerleştirip umutla umutsuzluğu dengeliyor denebilir. Lao Tzu derin melankoliye dalmış, İsa’nın umudunun onda birini taşımıyor, gelgitin ucunu temsil ediyor. Progressus ad futurum regressus ad originem kavramları karşımıza sıklıkla çıktığı için anlatılmalı. Görü duruluğu aslında, geleceğin geçmişin bütünlüğü sağlanınca her şey daha anlamlı hale gelir Haňt’a. Geçmiş sürer, geleceğe doğru uzanır acıyı şimdiye taşır. Geleceğin ayağı geçmiştedir, acıyı şimdiye getirir. Kısılmışlık.
Alttan alta Hellen uygarlığının uzantıları arasındaki anlaşmazlıklar işleniyor. Haňt’a’nın Yunanistan’a gitmeyi hayal etmesi, belki geçmişteki kopuşları kaynaktan itibaren düzeltmek için; filozoflarla birlikte düşünerek, okuyarak dünyayı bambaşka yer haline getirebilir. Aşırı yorum; bunu düşünemeyecek kadar uyuşmuş durumda. Hiçbir şeyi değiştirecek durumda değil, Sosyalist İşçi Birliği her yere el attığı gibi pres işine bulaşıyor Haňt’a’yı işinden ediyor. Patron iki genç adamla çıkageldiği zaman başına gelecekleri kestirebiliyor bizimki. Dünyanın değiştiğini kabullenmese biliyor.
Sovyet güdümlü yönetim ekonomik faaliyetleri tekrar düzenlediğinde, daha verimli iş hayatına merhaba diyor insanlar. Haňt’a ise yıllardır çalıştığı işten atılıyor. Kendini son kez şehre vuruyor onca bina, onca arkadaş birbirine karışıyor. Son teknolojinin ürünü pres makinesi önemli; Haňt’a, kısa süre sonra vasıfsız eleman haline geleceğini anlıyor. Makineyi gördükten sonra, ekonomik projeler sonucu atılmasaydı teknoloji işini bitirecekti zaten. Ne yapıyor ? Sokaklarda dolanmaya başlıyor. Anlatının sonuna doğru karşımıza çıkan bölümü ders niyetine üç beş defa okumak lazım; özellikle A noktasından B noktasına ulaşmak için geçilmesi gereken noktalarda içilecek içkilerin hesaplanması, güzergahın oluşturulması vazgeçiş bölümü müthiş.
SonuçEn sonda Çek yazarın Hrabal metin hakkında kısa yazısı var; Fransızca baskının önsözü. Hrabal’ın yaşadığı dönem, maruz kaldığı sansürler yaşadığı sıkıntılar hakkında detaylı bilgi içeriyor. Tamamlayıcı metin olarak okunsa ne. Önemli iyi metin; Auschwitz’ten sonra ne yazılabileceğine dair iyi örnek.
0 mek0 Komik0 Sinirli0 Sıkıcı0 Şaşırmak Hrabal’ın Presçilik Günleri: Savaş Sonrası Hayat Kitapların Korunması Normal (100%)- Yazı Boyutunu Ayarla Okuma rahatlığı için seçin
- Küçük 100% Dev