30 yıldır coğrafyanın tüm ezgilerini dillerini sahneye taşıyan, şarkılarla ağlatan oynatan ama en çok söyledikleriyle herkesi birleştiren Kardeş Türküler, bugün Harbiye Açıkhava Sahnesi'nde. gece açıkhava tüm dilleri duyacak, türkülerin kardeşliğine kez daha tanık olacak. Sonrasında ise Kardeş Türküler 8 Ağustos'ta Balıkesir Ayvalık Amfitiyatro' 10 Ekim' Adana Çukurova. Açıkhava Sahnesi'nde 23 Ekim' ise Ankara Congresium Ankara Sahnesi'nde olacak. Kardeş Türküler, İstanbul konserinin hemen öncesi internethabercisi'un sorularını yanıtladı.
Çaldığınız şehirlerde aldığınız tepkiler nasıl değişiyor?
Tepki şehre göre değil, şehrin hafızasına göre değişiyor aslında. yerde Ermenice ağıt söylediğimizde salonda, büyükannesinin dilini yıllar sonra ilk kez duyan birinin sessizliğine şahit olabiliyoruz; başka yerde aynı ağıt, dili hiç duymamış genç dinleyicinin telefonuyla çektiği story kaydına dönüşüyor. Bizim için ikisi kıymetli, çünkü ikisi dilin hâlâ yaşadığının kanıtı.
Otuz yıl içinde değişen şeyi şöyle tarif edebiliriz: Eskiden bazı şehirlerde Kürtçe ya Ermenice türkü söylemek "cesaret" anıydı, salonda gerilim olurdu. Bugün çoğu yerde gerilim yerini meraka bıraktı. Ama doğrusal ilerleme değil; aynı ülkede şehirde rahatça söylediğimiz parça, başka dönemde başka yerde yeniden hassas hale gelebiliyor. Biz tepkiyi yönetmeye değil, hangi tepki gelirse gelsin aynı kültürel çoğulcu yaklaşımla, bütün türküleri sesimizi kısmadan söylemeye odaklanıyoruz.
Müziğin en çok işe yaradığını hissettiğiniz an hangisiydi?
konuda açık konuşmak lazım: Müzik tek başına "işe yaramaz" — yasa çıkarmaz, kararı bozmaz. Bunu mistifiye etmek istemeyiz. Ama çok somut anlar söyleyebiliriz: Türk dinleyicinin, sözünü hiç anlamadığı Kürtçe türküde ağladığı an ya Kürt dinleyicinin Türkçe türküde kendi annesini hatırladığı.
Bunlar büyük politik beyanlar değil; küçük, kişisel, gündelik temaslar. Müziğin yaptığı tam temasları çoğaltmaktır. Barış zaten tek büyük günle değil, binlerce böyle küçük temasın üst üste yığılmasıyla kuruluyor. yüzden "müzik işe yaradı" dediğimiz an, sahnenin değil, salondaki iki yabancının aynı duyguda araya geldiği anlardır.
İnsanlar bilmedikleri dildeki şarkıya nasıl kadar bağlanabiliyor?
Kardeş Türküler, Harbiye Açıkhava' provadaÇünkü melodi sözcükten daha. ağıdın, ninninin neye yandığını beden, zihin tercüme etmeden önce tanıyor. Anlamadan anlamak diye şey var; ağıt Süryanice olsa, Lazca olsa, içindeki kaybı duyuyorsunuz. duygunun üstüne sonradan giyilmiş gömlek sadece.
Bizce insanları asıl bağlayan Sözü anlamadığınız türküye ağlayabiliyorsanız, türküyü söyleyen insanla aranızda sandığınızdan çok daha az mesafe var demektir. Sahnede onlarca dilde söylememizin sebebi Anlamı bilmek şart değil, dilin derdi, sevinci, insanı olduğunu hissetmek yeter.
Repertuvarınıza yeni dil veya gelenek eklerken nasıl karar veriyorsunuz?
"Ekleme" kelimesi bizim işimizi pek anlatmıyor aslında çünkü dili koleksiyona katmak gibi düşünmüyoruz. Mesele karşılaşma. geleneğin repertuvara girmesi genelde geleneği bugün yaşatan biriyle, toplulukla kurulan ilişkiden doğuyor. Alan çalışmasından, uzun sohbetlerden, beraber çalışmaktan. Sahnede Abdal geleneği varsa, onu Kırşehir'in topluluğuyla birlikte taşıyoruz; Çerkes hafızası varsa Kafkas Kültür Derneği'yle; Ermeni müziği varsa Sayat Nova'yla.
Kendimize sorduğumuz tek soru Bunu "egzotik renk" olarak sahneye koyuyoruz, yoksa dili yaşatan biriyle gerçekten yan yana duruyoruz? Birincisi vitrin olur, ikincisi ise ortaklık. Biz ikincisini arıyoruz; yüzden yeni dili repertuvara değil, hayatımıza katıyoruz.
Toplumun çok ağır şey yaşadığı dönemlerde — trajedi, kayıp, siyasi kırılma — konser öncesi ' gece ne yapıyoruz burada?' diye sorduğunuz oldu hiç?
Defalarca. kaybın, trajedinin hemen ertesinde sahneye çıkmanın kelimeleri yetersiz bıraktığı geceler yaşadık. İçimizden "şimdi şarkı söylemek ne anlama geliyor?" diye geçirdiğimiz oldu; bunu saklamanın anlamı.
Ama her seferinde vardığımız yer aynı: ağır gecelerde sahne kutlama değil, ortak yas alanına dönüşüyor. İlk türküyü neredeyse fısıltıyla söylediğimiz, salonun bizimle birlikte sustuğu Sanat kimsenin hayatını kurtarmaz ama insanların aynı acıyı yalnız değil yan yana taşıyabildiği ortak alan olmadan acıdan çıkış olmuyor. " gece ne yapıyoruz?" sorusunun cevabı çoğu zaman buydu: Birlikte taşıyoruz.
Nesiller arası fark var seyircide? Gençler sizi nasıl dinliyor? Onlarla iletişiminiz nasıl?
İlginç gerilim. Otuz yıl önceki dinleyicimiz bugün çocuğuyla geliyor; onun yanına bambaşka, çok genç kuşak eklendi. Bizi kasetten değil, Spotify listesinden, reels'ten keşfedenler. kuşak için Kürtçe ya Ermenice parça dinlemek "cesaret" değil, "merak" güzel başlangıç.
" kuşağı umutsuz, vazgeçti" söylemlerine katılmıyoruz; bunlar genelde kuşağın ne yaptığını yakından izlememekten kaynaklanıyor. Onların umudu eski kuşağınkine benzemiyor, daha küçük ölçekli, daha gündelik — ama umutsuzluk değil. İletişimimiz tek yönlü değil: Onlar sahnede gördükleri anı alıp kendi dillerinde, kendi mecralarında yeniden dolaşıma sokuyor. Bizim işimiz merakı yüzeyde bırakmamak, sahne dışında yan yana durulabilecek tutuma çevirmesine yardımcı olmak.
Yan Yana' başlığını konser için seçtiniz. Bugün Türkiye' yan yana durmak 30 yıl öncesinden farklı hissettiriyor?
Hem evet hem hayır. "Yan yana" bizim için yeni slogan değil; otuz küsur yıldır yaptığımız işin omurgasında zaten vardı. Ama 90'larda yan yana durmak daha çok ilk adımdı, keşifti — " mümkünmüş" dediğimiz heyecan. Bugün aynı duruş daha çok ısrara, dirence benziyor.
Aslında paradoks var: Hukuki çerçeve yer yer açıldı, ama gündelik kabul yer yer daraldı. yüzden bugün yan yana durmak, otuz yıl öncesinden daha bilinçli, daha bedelinin farkında tercih. biz "el ele", "omuz omuza" değil bilerek "yan yana" diyoruz: kavramlar tek vücut olmayı, kaynaşmayı çağrıştırıyor; farkları siliyor. Yan yana ise farkı koruyor. Ermenice ağıdın yanında Çerkes düğün havası, birbirine karışıp tek şey olmadan, kendi olarak yan yana dururlar. Bugün asıl zor olan zaten — benzeşmeden, ama yan yana kalabilmek.
Ahmet Kaya hayattayken sizinle aynı sahnede buluşamadı. Şimdi onun şarkılarını siz söylüyorsunuz, 17 Haziran' İzmir Bornova Aşık Veysel Açıkhava Tiyatrosu Sahnesi'nde olacaksınız. sorumluluğu nasıl taşıyorsunuz?
Ahmet Kaya'nın hikâyesi başlı başına "yan yana"lık hikâyesi aslında en acılarından. sadece dilde değil, başka dilde söylemek istediği için linç edildi, ülkesinden uzakta. Yani tam bizim sahnede yapmaya çalıştığımız şeyin bedelini en ağır biçimde ödedi. Şarkılarını söylerken taşıdığımız sorumluluk bedeli unutmamak.
sorumluluğu taşımanın iki yolu var biz ikinci yolu seçiyoruz. Birincisi onu nostalji ikonuna, anıt heykele çevirmek; ikincisi ise onu susturan şeyi bugün hâlâ canlı tutmak, yani birden çok dilde, yan yana söylemeye devam etmek. Onun şarkısını söylemek bizim için saygı duruşu değil, onun yarım kalan cümlesini sürdürmek demek. Anısını en iyi taşıma biçimi sanırız.
Sayat Nova Korosu konserde birlikte olmak size ne ifade ediyor?
Bizim için çemberin tamamlanması. Sayat Nova Korosu'yla yolumuz çok eskiye dayanır; 2006' yine sahnede, Harbiye Açıkhava' "Mahlemize Âşık Geldi" konserini birlikte yaptık. konserden çok etkilenen Hrant Dink, ertesi gün internethabercisi'ta Mehmed Uzun'a seslenerek hayal yazmıştı: "Düşün kez Mehmed Uzun; Türkler, Kürtler Ermeniler Erivan' birlikte türkü söylüyor." hayal, onun trajik kaybından sonra vasiyete dönüştü biz 2008' Sayat Nova'yla birlikte Erivan'a gidip vasiyeti gerçekleştirdik. Türkler, Kürtler Ermeniler aynı sahnede yan yana söyledik.
Şimdi, yıllar sonra, yine aynı Harbiye sahnesinde Sayat Nova yeniden bizimle. yüzden onların kadroda olması bizim için sembolik jest değil; coğrafyanın Ermenicesinin canlı, yaşayan dil olduğunun teyidi. "Yan yana" kavramının en sahici sınavlarından biri Ermeni hafızasıyla yüzleşebilmektir; biz sınavı 2006' 2008' verdik, sahnede yeniden vermeye devam ediyoruz. Sayat Nova'nın orada olması, çemberin hâlâ kapanmadığını, kapanmaması gerektiğini hatırlatıyor.
Hrant Dink'i ya internethabercisi'u düşündüğünüzde aklınıza gelen an var ?"
tek an söyleyebiliriz hâlâ tüylerimizi diken diken. Erivan konserinin ikinci yarısında ışıklar söndü sahnedeki beyaz perdede Hrant Dink belirdi. Hemen ardından, onun anısına bestelenmiş "Güvercinleri Vurmazlar" başladı duduğu, Ertan Tekin çalıyordu, Hrant'ın cenazesinde çaldığı aynı duduğu, kez Erivan' onun hayalini gerçekleştirdiğimiz sahnede. "Düşün kez" diye hayal ettiği şey, tam anda, gözümüzün önünde gerçek oluyordu.
internethabercisi'u düşününce aklımıza hep güvercin gelir, Hrant'ın kendini benzettiği, ürkek ama vazgeçmeyen güvercin. Her 19 Ocak'ta kapının önünde toplanan kalabalık, aslında onun yarım bıraktığı cümlenin hâlâ söylenmeye devam ettiğinin kanıtı. Biz sahnede onlarca dilde söylerken, bakıma cümleyi sürdürüyoruz. Hrant için müzik teselli değildi; yan yana yaşamanın mümkün olduğunun kanıtıydı. Biz kanıtı çoğaltmaya çalışıyoruz.