Tertullianus, Apologetius Adversus Gentes Pro Christianis’te (Paganlara Karşı Hıristiyanlık Savunusu, Çeviren: Levent Keskin, Doğu-Batı Yayınları, 2025), insanlık tarihinin en önemli hakikatlerinden birini hatırlatmıştı:
Dedikodunun ne olduğunu bilmeyen yoktur. Hatta şöyle özdeyiş var: ‘ dedikodudan daha hızlı yayılan kötülük yoktur.’ Dedikodu neden kötüdür? Çabukluğundan ? Müzevirliğinden ? Kesinlik taşımayışından ? Söyleyeyim, bize gerçekleri naklederken dahi bunu yalanla karıştırmadan yapmadığı. Zira dedikodu, gerçeği ya eksik anlatır ya olmayan şeyleri ekler veya çarpıtır.
Dem vurduğu gayya kuyusuna Pavlus söz konusu olduğunda kendisi düşen Tertullianus’un anımsattığı bahsi geçen hakikat, yalnızca paganların yalanları veya saldırıları için değil, Hıristiyanların tevatürleri için geçerliydi. Mesela İsa’nın öğrencisi Hıristiyanlığı öğretmek için yollara düşen Pavlus’un kaleme aldığı iddia edilen kitapta kadınların eğitimine, öğretiyi yaymasına dinî görevler üstlenmesine destek çıktığına dair ifadeler gerçeği yansıtmıyordu.
Tertullianus’un dedikodu ilgili belirlemesini haklı çıkaracak başka olay, Pavlus’a yoldaşlık eden, hayranlık duyan onun tarafından yüzüstü bırakılan Azize Tekla’nın başına gelenlerdi. Azize Tekla nişanlısı Thamiyris, annesi Teoklia, Pavlus Kilise arasındaki gerilimli; entrikalara, şiddete cinayet teşebbüslerine varan ilişkide, yalan gerçek sınırının kasıtlı biçimde birbirine karıştırıldığını görüyoruz.
Geçmişten müphemlik çağına güvenlikErkekler Kilise’nin etkin isimleri tarafından sürekli cezalandırılmak öldürülmek istenen azize şifacı Tekla, döneminin geleneklerine karşı çıktığı, itaati benimsemediği, kadınlar için umut başkaldırı öznesi hâline geldiği için şimşekleri üzerine çeken figür. Onun yaşadıkları, kadınlar tarafından sözlü olarak kuşaktan kuşağa aktarılıyor ardından kâğıda dökülüyor.
Frédéric Gros İlk Hikâye romanında bahsi geçen akratımlardan hareketle Azize Tekla’nın tarihteki yeri önemini anlatırken Konya’ (İkonium’ ) başlayıp Antakya’ya (Antiokya’ya) Silifke’ye uzanan yolculuğa çıkarıyor.
‘Aileyi içten çürüten kişiler’
Gros’un Tekla, onun ailesi, nişanlısı, Pavlus Kilise üzerinden anlattığı yolculuk hikâyesiyle karşı karşıyayız. yolculuk; Tekla’nın doğup büyüdüğü çevre, Pavlus’la tanıştığında yaşamının değişmesi, aklettikçe kendisine çizilen sınırların dışına taşıp tepkilerle şiddetle karşılaştıkça kulağımıza çalınan çeşitli kaynaklardan bugüne ulaşmış bilgileri içeriyor.
Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde sular hayli bulanıkken şekilleniyor hikâye; henüz büyük kiliselerin olmadığı, ayinlerin en geniş evlerde yapıldığı zamanlarda…
Hikâyenin yanında misyonerlik görevini yürütüp kilometrelerce yol giden Pavlus varken yanında annesinin sürüklediği kendisini erkeğin esiri hâline getireceğini düşündüğü evlilikten tiksinerek geleneklerle toplumla çatışan Tekla yer alıyor:
Ben evleneceğim? Anneme benzemek için ? Onun kartlaşmış, yorgun, içi çürümüş arkadaşlarına benzemek için ? Kuzuyu kasaba veren çoban gibi bedenimi kocama teslim etmek için ?
Annesine, annesinin temsil ettiği ataerkilliğe alışılagelmiş düzene karşı on yedi yaşında başlattığı isyan, Tekla’nın yolunu dönem şehre gelen Pavlus’la kesiştiriyor. Konuşmalarını dinlediği kehanetlerine dikkat kesildiği Pavlus, Tekla için başlangıçta büyüleyici biri; onun sayesinde içindeki sesi işitiyor:
Benim Maceram burada, hayatımı dalgalara gerek kalmadan sürükleyecek akış burada, annemin kesin yargılarını silip süpürecek rüzgâr burada, nişanlımın tüm kibrini lokmada yutacak fırtına burada, burada, burada; hepsi aşağıdakinin [Pavlus’un] anlattığı, söylediği, ifşa ettiği şeylerin içinde!
Yemeden içmeden kesilircesine dinlediği Pavlus, Tekla için âdeta kabuğundan çıkma cesaretinin, bedeninin ruhunun sesini haykırmasını sağlayacak kişi gibi görünüyor. Dahası, kendisini yönlendiren yaşamını şekillendirmeye çalışan herkesi hor görmesini kolaylaştıracak biri hâline geliyor.
noktadan sonra ahalinin yaydığı tevatürlere dayanarak Pavlus yanındakiler “aileyi içten çürüten kişiler” olarak yaftalanıyor. Özellikle Tekla’nın nişanlısının başı çektiği grup, hem Pavlus’a yanındakilere hem Tekla’ya öfkeyle saldırıyor. Konyalıların gözünde adam ona inananlar birer “meczup” olarak damgalanıyor; “yoksulluğu bekâreti arzulanır kılarak halkı kışkırtmakla” suçlanıyorlar.
Pavlus’un “suçlandığı” konular eylemler, tam Tekla’nın aradığı çıkış noktasına denk geliyor: “Bekâretinin ne işe yaradığını artık biliyor. Evlilik kederle sonuçlanacak satışın şartı değil, tekdüze günler getirecek hüküm değil. Hayır, bekâret silah, kışkırtma, fırsat, geçişi hızlandıracak güç, yaşayan cennetten onun içinde titreşen parça. Yeni hayatına başlamak istiyor Tekla…”
Pavlus’un, Konya eşrafı tarafından hapse gönderilmesinin nedenlerinin başında, Tekla’nın ( başkalarının ) onun peşinden gitmesi, sözlerinin sevilmesi yapılan muameleye karşı çıkması geliyor. deyişle Pavlus’un yoldaşı olmayı seçmeyenler, düzenlerinin iktidarlarının bozulacağına dair korkuya kapılarak Tekla’nın isyanı üzerinden sert eylemlere yöneliyor. Sadece değil; Tekla başta annesi olmak üzere ahali tarafından ahlaksızlıkla “toplumsal değerleri ayaklar altına almakla” itham ediliyor. Pavlus sürgüne yollanırken Tekla kendisine azizeliğin kapısını açan bedenine nüfuz etmeyen alevlere atılmakla cezalandırılıyor. İnfaz günü kendisini ateşten kurtaran mucizevi fırtınadan sonra Konya’yı terk ettiğinde Tekla, Pavlus’la hikâyesinin isyanının ikinci perdesini açıyor.
Rüzgâr, fırtına tufan
Konya’ yaşananlardan sonra Tekla Pavlus, kendilerine yeni rota çiziyor. Tekla’nın yolda tek amacı var: Pavlus’a eşlik etmek onunla misyoner hayatı sürmek. an evvel onun tarafından vaftiz edilmek ise başından beri en büyük arzusu. Pavlus’un mesafeli tavrı ise Tekla’nın zihnindeki karanlık nokta.
Tekla’nın güzelliği gücü Pavlus’u korkutuyor. Antakya’ya uzanan yolun zorluğu tarafa, Tekla’dan kaynaklanan güçlükler var onun için:
Pavlus biraz vaaz veriyor, Tekla onu güldüren sorular soruyor. Kendisi gülüyor, sonra birbirlerine sırtlarını dönerek kıvrılıp uyuyorlar, akşamın ilk saatlerinde yeniden yola koyuluyorlar. Tekla’dan, dünyadan gelen mutluluk Pavlus’u şaşırtıyor. Bunun mümkün olabilmesi… Basit zevkleri anlamakta daima zorlanmıştı. Hızlı yerdi, asla tembellik etmezdi. Oysa Tekla’yla yürüdüğü geceler, yoluna beyaz ışık tutan Taşların üstündeki yansımalar, ayışığında otların yarattığı tuhaf etki, yolun ürkütücü gerçekliği hafif esintiler Pavlus’un hayatta payına düşen sarhoşluklar olacaktı. Daha sonra bunları hatırlayınca sonsuzluğun diken gibi zamanın kabuğuna saplandığını hissedecek Pavlus. Acıdan haykıracak.
Ailesinin Konya eşrafının, ahlaksızlıkla suçlandığı Tekla’nın ölümünü istemesi, ikiliyi âdeta gölge gibi takip ediyor. Roma vatandaşı Pavlus küçük cezalarla kurtulurken hem isyankâr hem kadın olması ise Tekla’nın işini hep zorlaştırıyor.
“Dünyayı ayakta tutan sütunları, evliliği mülkiyeti reddedip bekâreti koruyarak yıkmaya çalışmakla” suçlanan Pavlus takipçileri için çıkılan her yol varılan her yer tehlikeli. Kurulu düzene ataerkilliğe isyan eden Tekla için ise tehlike daha büyük; işkenceler, idam girişimleri fırsat bulunca gerçekleştirilen şiddet eylemleri, ikilinin yolculuğunun her aşamasında devam ediyor. sırada “var oluşun mührünü” Pavlus’tan almak yani onun tarafından vaftiz edilmek isteyen, kadınları canlandıran anlamda onlara vaaz veren Tekla’nın arzusu türlü gerçekleşmiyor. Hatta konsülün Tekla’yla görüşmesini engellemesi, yeni işkencelerin şiddet eylemlerinin kapıda beklediğini anlayan Pavlus’u tuhaf biçimde rahatlatıyor. Sonunda kendini vaftiz eden Tekla, “anne” “azize” mertebesine erişiyor. Böylece hikâye yeni aşamaya geçiyor: Başından beri Tekla’nın yanında kadınlardan başka kimsenin olmadığı resmîleşiyor. Pavlus’un korkaklığını suskunluğunu gözler önüne seriyor hikâye yanıyla. Kısa zamanda manzara netleşiyor; Tekla rüzgârı, Tekla fırtınası Tekla tufanı genişliyor:
Tekla şehirden şehre, Likaonya’dan Pamfilya’ya kadar her defasında devasa inanç ateşleri yaktı, Pavlus’tan uzakta, kadınların duygularıyla yeşerttiği toplulukları demet demet ekti, biçti, topladı, devşirdi.
Zamanın ruhuna karşı direniş
Erkek egemen Kilise kadınlar arasındaki çatışmanın, kadınların kendini göstermesi varlığını kabul ettirmesi bağlamında, Tekla’nın eylemleri hikâyesi hayli önemli. Başka deyişle tiği hayranlık duyduğu Pavlus’un yanı sıra kendisine köstek olan varlığını hor gören erkeklere başkaldırıyor. Kısacası Kilise’nin yarattığı zamanın ruhuna karşı direniş başlatıyor.
Tekla’nın hikâyesinin özünde, hem kadın başkaldırısı hem kadın dayanışması bulunuyor. Başkaldırı, erkek egemen Kilise’ye Tekla’nın içine doğduğu geleneklere karşı, dayanışma ise yakılmak istenmesinden hayvanlara parçalatılmak için kurulan tuzaklardan Tekla’yı kadınların çekip çıkarmasıyla filizleniyor.
Nişanlısından ayrılıp peşinden gittiği Pavlus’a, Kilise’nin söz sahibi yetkililerinden dolaştığı şehirlere kadar erkeklerin ihanetine uğrayan, onlardan baskı gören şiddete uğrayan Tekla’nın mücadelesi, Hıristiyanlığa dair en eski hikâye olmasının yanında, dönem (yaklaşık 1000) kadının isyanını yansıtması bakımından önemli. Gerek yaşadığı zaman diliminde gerek yakın geçmişte, Tekla’nın erkeklere Kilise’ye isyanı dinî otoriteler tarafından itibarsızlaştırılıyor. Hatta onun isminin hatıralardan hafızalardan silinmesi için yoğun çaba sarf ediliyor. romanın bitiminde kaleme aldığı “Sonsöz” tam noktaya dikkat çekiyor:
Tekla Konya’ Antiokiya’ Perge’ onca şeyi tetiklemeyi başardıktan bütün Anadolu’ kadınlar onun peşinden ayaklandıktan sonra ben onun Hıristiyanlar, Romalılar tüm dünya için toplumsal tehlikeye dönüştüğünü düşünüyorum. Pavlus’un öğretiyi aktarması ( hatta Tertullianus’un yazdığı gibi kadınları vaftiz etmesi!) için Tekla’ya yetki verdiğini savunan kadınların sayısındaki artışla birlikte, Kiliselerin kontrolü tümden kaybetmesinden yani aslında erkeklerin güçlerini kaybetmesinden korkulacaktı elbet. (…) Kadınların eğitim almasına pek izin vermeyen Pavlus’un onlara öğretiyi aktarma vaftiz etme yetkisi vermesi mümkün olabilir ? ‘Kadınlar sessiz kalsın’ (taceant) der öğrenmek istedikleri şey varsa evde kocalarına sorsunlar (viros suos consultant). Yani kadınlar sessiz kalsın ki Kilise’nin hikâyesi başlasın! Öğrenmek istediklerini kocalarına sorsunlar. (…) Kadınları uyandıran ilk şehit unutuldu, engellendi, üstü örtüldü, yok sayıldı. Odunların alevini söndüren kadın sessiz kalmalıydı, uğruna dişi aslanın erkek aslanlara boyun eğdirdiği kadın sessiz kalmalıydı! Sessiz kalmalıydı nihayet kadınlara evlilikten, aileden, hizmetçilikten kurtulmanın yolunu gösteren kadın!
Uzun lafın kısası, Tekla’nın hikâyesi onu rol model seçenler hissettiklerine ortak olanlar için eşsizken iktidarını, otoritesini kadınlar üzerindeki hâkimiyetini kaybetmekten korkanlar için dehşet vericiydi. iki noktaya yoğunlaştığı romanında tarihî karakter Tekla’yı anıyor.
İlk Hikâye, Frédéric Gros, Çeviren: Ayşe Başçı, Kolektif Kitap, 168.