Müziğe oldum olası ilgi duyarım neredeyse her gün yeni seslerle yeni yüzlerle karşılaşmayı ödev bilirim ama bazı kırılma noktaları vardır ki sadece günü değil sonrasındaki arayışlarımı belirlemiştir. Gezi direnişi zamanlarında müziksever büyüğümden hasbelkader öğrendiğim Çekirdek Sanat Evi, 2010’lu yıllar boyunca benim için mistik, erişilemez olguydu. 2020’ler ise Çekirdek üzerine yazıların, incelemelerin, anımsamaların, muhabbetlerin yeniden filizlendiği dönem.

Çekirdek Sanat Evi, Türkiye müzik tarihinde kısa sürmüş ama etkisi ölümsüz olmuş kıymetli oluşum. Fikret Kızılok Bülent Ortaçgil’in merkezinde olduğu dünya, yalnızca ortaya koyduğu müzikle değil; el emeği, dayanışma, birliktelik piyasa dışı tavrıyla hatırlanıyor.

Uğur Biryol’un 2025’te İletişim Yayınları‘ndan çıkan dönemin ölümsüzlüğüne büyük katkı sağlayan Çekirdek Sanat Evi kitabını görür görmez kitabı okumayı söyleşiyi yapmayı arzuladım. Şimdi ben sizinle birlikte tekrar sorularımı Uğur abiden aldığım yanıtları okumaya başlıyorum.

Çekirdek Sanat Evi kitabının yazarı Uğur Biryol.
Geçmişten gelen meçhul ses

Kitabı okumaya başladığımızda Çekirdek ilişkinizin 1999’ İzmir’ başladığını görüyoruz. Kasedi bulduğunuzda ilk ne hissettiniz, günün birinde Çekirdek’e ilginizin derinlemesine çalışma eğiliminizin ortaya çıkışı nasıl oldu?

Kaseti arkadaşımın babasının dükkanında bulduğumda açıkçası hiçbir fikrim yoktu, zaten Çekirdek’e tevellüt yetmiyordu. Eve geldim, kaseti teybe yerleştirdim çalmaya başladı, baktım Yeni Türkü. Allahtan onlara aşinaydım ancak aralardaki alkış sesleri, böyle sanki evin salonunda gibi verilmiş konser atmosferi beni etkilemişti. Yeni Türkü dinliyordum ama hiçbirine benzemiyordu, çok sıcak samimiydi. Elbette üzerindeki kocaman Çekirdek yazısından başka şeyi olmayan kaseti yıllarca taşınmama birçok yere gitmiş olmama rağmen saklamış olmam büyük. Kaybolabilirdi en azından. zamanlar arşivimi derli toplu tutabileceğim dolaplar yoktu, kolilerin içinde saklıyordum.

zamanlar kaydın ne olduğunu sorabileceğim tek kişi Naim Dilmener’di. Ona ilettiğimde kaydın Çekirdek Sanat Evi oluşumuna ait kayıtlardan biri olduğunu söyledi. Ama inan 1999’dan 2020’lere kadar onca yer dolaştım hiçbir zaman denk gelmedim serinin kasetlerine. Ne Pazar yerlerinde ne sahaflarda. Tabii Ayrancı pazarına Ankara’ yaşarken hiç gidememiş olmanın ayıbını hesaba katmak gerek, çok sonraları gittim elbette. Neyse, kaset hâlâ çok güzel çalışıyor.

kasetin zaman kapağı yoktu, sonra Kamil Batur’a rastladım sosyal medyadaki Turuncu Koleksiyon hesabından. Kamil’le çok yazıştık, nerdeyse koleksiyonu tamamlamıştı. Bana birinden kapağı bulup, fotokopisini yolladı. Sonra şansa, İzmir’deki Hermes Sahaf Ümit abi (Ümit Nar) müşterisinin kendisine kaseti getirdiğini söyledi, bana yolladı. Böylece gerçek kapak yine İzmir’den 25 sene sonra yerini bulmuş.

Derya Bengi ‘düne inanmanın’ ‘hafıza tazelemenin’ otuz yıllık serüveni

Beşiktaş’ta küçük müzik dükkânı işleten Mehmet abi Muğla’ya taşınınca bana üç tane Çekirdek kaydı gönderdi, sonra ’ta üye olduğum gruptaki satıcılardan eksikleri tamamlamaya başladım. Burada tabii genel fotoğrafı görmemizi sağlayan Kâmil. Yavaş yavaş eksikler tamamlanırken, taraftan Atlas Tarih’e dosya hazırladım konuyla ilgili. Sonra Kâmil, Karaca Yiğit Pehlivanlı’nın tezinden bahsetti, gönderdi, özellikle üçüncü bölümün konuyu derinlemesine incelediğini söyledi.

Karaca bunun kitap olarak basılmasını istiyordu, güzel olurdu, ben kendimce destek vermek istedim ama aradaki iletişimsel kopukluktan olmadı kitap. Hâlâ tezin kitap olarak basılmasını çok isterim. Sonra, fikir bende şöyle oluştu: Ayvalık’a gidiyordum arkadaşımla, Derya Bengi’yle buluştuk sordum ona, yapmalı mıyım diye? cesaret verdi, ayrıca Gülbeniz Şentay’ın orada yaşaması benim arkadaşlarımın restoranında müşteri olması bağlantı sağladı, söyleşi talebini kabul edince ben çalışmamı başlatmış oldum.

Kaset elinize geçtiğinde Naim Dilmener’e danıştığınızı söylüyorsunuz. Dilmener’in sizinle tıklarının kıymeti aşikar. Bununla birlikte yıllarda, internet yokken İstanbul’dan uzaktayken farklı müzisyenlerle, müzik yazarlarıyla Çekirdek hakkında konuşmanız mümkün oldu ? Aklınızda kalan neler var bağlamda?

Naim abiyle sürekli yazışırdık, merak ettiklerimi sorardım. Zaten yazılarını sıkı takip ediyordum. Açıkçası onun dışında kimseyle herhangi yazışmam olmadı ki kimseyi tanımıyordum, ne zaman ki okul bitti Ankara’ya geldim, zaman Naim abiye soruyu sordum: Abi burada senin yaptığın işi yapan biri var ? Hemen numara yolladı “ara mutlaka”. kişi Murat Meriç’ti, zaman henüz Birgün’e başlamamıştım, yerel gazetedeydim, söyleşi yapmak istiyorum deyip, aradım Murat’ı. gün bugündür iyi arkadaşız.

Tabii Murat’ın Ankara programları, yazıları tıkları hem ufkumu daha açtı hem yeni insanlarla buluşmama vesile oldu, sayesinde müzik üzerine yazılar haberler yapmaya başladım. Çekirdek’in kalanına dair malumatı Murat anlatmıştı bana ama benim gazetedeki mesai yoğunluğum maalesef arşiv-koleksiyon bağlamında ilerlememi engelliyordu hem maddi olarak yetersizdi durumum hem haftanın günü izinli olup, dönem Ankara’sında pazarlara gidemiyordum.

“Hikâye peşindeyim, sıra dışı hikayeler mutlaka nakletmek istediğim şeyler. Çekirdek anlamda hikayesi bol ama malzemesi sınırlı konuydu.”

Çekirdek Sanat Evi’nin kuruluşu varlığını sürdürme çabası, başından sonuna anaakım pazara neoliberalleşen, çoraklaşan ‘sektöre’ karşı alternatif hatta belki yer yer karşı direniş motivasyonu taşıyor. Çekirdek’in varlığını fiziken sürdürmek belki mümkün olmadı ama hem kendi dönemine hem sonrasındaki alternatif eğilimlere katkısını nasıl okumak lazım?

Bugünden baktığımızda, dönemin koşullarında böyle şey yapmak aslında çok devrimci hareket. Çok çeşitli türlerin hâkim olduğu darbe sonrası ortamında böyle sıra dışı üretimde bulunmak bana göre 90’ların alternatif müzik yapan isimlerinin çoğuna ilhamı vermiştir.

‘En büyük şansım: Sumru Ağıryürüyen’

Çekirdek Sanat Evi’nin samimiyetini, doğallığını insanî zenginliğini ortaya koyan birçok yönü. Sizin için bunlar arasında ön plana çıkan hangisi neden böyle düşünüyorsunuz?

Kasetlerin hazırlık sürecinden sunumuna, konserlerin organizasyonundan davetiyelerine kadar her şey el becerisi dayanışma duygusuyla yapıldığından samimi. samimiyetle birlikte doğal kolektivite bağlamında zengin. Birini diğerinden ayırmak haksızlık olur, Çekirdek bütünsellik içinde anlamlı.

İstanbul’un Kayıp Sesleri: Çağlar Fidan’la Müziğin Hafızasına Yolculuk

Türkiye’ TRT’ yayınlanmış, ulusal gazetelerde sıklıkla görünmüş, büyük şirketler tarafından plaklara basılmış ya organizasyonları düzenlenmiş birçok müzik olayı varken Çekirdek üzerine kitap yazmak, arşiv-araştırma meselesinde epey zorlayıcı olmuştur diye tahmin ediyorum. Siz nasıl yöntem belirlediniz, çıkış noktanız nasıl oldu yolda size hangi kapılar açıldı? süreç size neler öğretti?

Müzik bağlamında olan Kazım Koyuncu’nun hayatı dahil daha evvelki kitap çalışmalarım aslında farklı konulara odaklıydı, nedenle benim bunu seçmiş olmam çok sürpriz değil. Hikâye peşindeyim, sıra dışı hikayeler mutlaka nakletmek istediğim şeyler. Çekirdek anlamda hikayesi bol ama malzemesi sınırlı konuydu. Birincisi üzerinden 40 yıldan fazla zaman geçmiş, malzemeler saklanmamış, fotoğraf belge bulmak oldukça zordu. Gülbeniz Şentay’la söyleşiyi yaptıktan sonra hızlıca İstanbul planı çıkardım.

Buradaki en büyük şansımı söyleyeyim. Birinci canım Sumru Ağıryürüyen, bana birçok insanla görüşme şansı verdi. İkincisi annemin kuzeni İsmail Hakkı Demircioğlu. Hem kendisi Çekirdek’i biliyor hem bilenlerle çalışmış, öyle olunca çok insana ulaşma şansım. Bana verdikleri telefonlarla kendim aradım birçok sanatçıyla söyleşiler yaptım. Tam tarih verebilirim konuda. 12-25 Aralık 2023 arasında 16 sanatçıyla söyleşiyi tamamladım.

Doğan Canku başladım Zeynep Emçioğlu bitirdim. Süreç bana keşke hem konuya daha erken başlayabilseydim diye düşündürdü hem çok güzel insanlarla tanışmama vesile. tabii Yağmur Kızılok’la ortak arkadaşımızın olması durumu sevgili annesi Şeyda hanımla buluşabilmemiz en büyük şanslarımdan.

‘Çekirdek’in kredisi Fikret Kızılok’undur’

Çekirdek Sanat Evi belki kısa sürdü ama orada çalmış, halen sahnelerde olan gruplar sanki aynı ekolün parçası olmaya devam ediyorlar. Bülent Ortaçgil, Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü, Erkan Oğur gibi isimlerle birlikte sanatçılarla aynı sahneyi an; isimlerin açtığı ufukta ilerleyen isimleri buraya dahil edebiliriz. Her şeyin jet hızıyla değiştiği çağda, Oruç Aruoba’nın Yürüme kitabında ifade ettiği şekilde “değişim süreçlerinde değişmeyen yön tutturabilen” birçok ismin yolu Çekirdek’ten geçti. tutarlılığı nasıl tanımlıyorsunuz? Buna tesadüf demek mümkün değildir sanırım.

Altyapı, üst yapıyı belirlemiş diyebiliriz. Sahici olanın peşinden giden insanlardan kötü şeyler çıkması zaten mümkün değil. süreç bahsini ettiğimiz tüm isimler için geçerli. Dinleyicisiyle kurduğu organik bağ, derdinin müziğinin çok dinlenmesi değil onların ruhuna dokunması olduğunu gösteriyor. nedenle yolu Çekirdek’ten geçmiş hâlâ müzik yapan isimlerin tutarlı olması hakikatin peşini bırakmamış olmalarından kaynaklı.

Çekirdek’ten Türkiye’nin önemli caz müzisyenlerinin yolu geçti. Cazın doğaçlamaya yatkın doğası Çekirdek gibi özgür kolektif ortamda nasıl hayat buldu? Anadolu pop’un, singer-songwriter tarzının, halk müziğinin buluştuğu yerde cazın yönü Çekirdek’teki performanslara sanatçıların yaklaşımlarına kattıklarını nasıl okuyabiliriz?

Burada şunu söyleyebilirim, belirli tarzın veya oluşumun Çekirdek’te varlık göstermesinin en temel kriteri Fikret Kızılok’tu. Kızılok’un yakın arkadaş çevresi gittiği yerlerde müzikalitesini diği isimlere yaptığı teklifler, ikna ediciliği caz gibi özel türün orada olabilmesine olanak sağlamış, günkü şartlar açısından müthiş şey tabii. Caz müziğini icra eden sanatçılarla Çekirdek’teki müzisyenlerin buluşmalarından doğan çalışmalar bugün bile çok kıymetli. Birlikte çalmanın doğaçlamanın kendilerine ruhen iyi geldiğini düşünüyorum.

Taner Öngür’ün gözünden İstanbul’un dönüşen estetiği: Paşabahçe vapuru

Fikret Kızılok Bülent Ortaçgil dönemin belki en çok birlikte çalışmış sanatçıları arasındalar ama kadar farklılar. Aralarında anlaşmazlıklar yaşandığını biliyoruz. Şarkı yazım stillerinden hayata karşı söz söyleme biçimlerinin tonuna kadar ayrıştıkları onlarca nokta söz konusuyken iki isim böyle dönemde nasıl başrolü tılar? Çekirdek’in piyasacılığa tektipleşmeye karşı duruşunda alternatif direniş alanı kurması kadar kendi içinde demokratik çoğulcu dünya yarattığını söylemek mümkün? Siz durumu nasıl değerlendirirsiniz?

Her ikisi müzik yaparken kendi kurallarına göre üretimi ön planda tutan, müziğe tutkuyla bağlı, disiplinli insanlar. Aralarındaki görüş ayrılıkları müziğe yaklaşımlarındaki farklılık aslında Çekirdek üretimlerinin zenginliği açısından büyük avantaj. Zaten genel olarak tarz üretimlerin belirli hat üzerinde gitmesi süre sonra üretimi sıradanlaştırır. Çekirdek’teki “çatışma” ya fikir ayrılığı hali, birbirilerine olan saygılarından hiçbir şey kaybettirmemiş aksine birbirilerini besleyen, tamamlayan hale dönüşmüş. anlamda demokratik çoğulcu olsa nihayetinde Ortaçgil’in kendi ifadesiyle söylersek, Çekirdek’in kredisi Kızılok’undur.

Ortaçgil, özgür ruhunun müziğini çatı altında rahatça ifade edebileceğini düşündüğü için yolunu buraya düşürmüştür bana. Yoksa Ortaçgil’in yöneticilik yapmak gibi derdi olmamış, tek derdi iyi müzik yapabilmek. Kendileri çok güzel söylüyor bunu, iki farklı insan, biri kolayca söz yazabiliyor diğeri kolayca beste yapabiliyor. sinerjiyle güzel üretimler piyasaya çarklarına meydan okuyan, şarkılarını deterjan gibi pazarlamayan aslında kimseye eyvallahı olmayan grup ortaya çıkmış oluyor, çok kıymetli.

‘Güzel şeyler yapıldı ama kıymeti bilinemedi’

Bülent Ortaçgil, Çekirdek’in kapanma sürecini “imkânsızlıkların çatışmaları beraberinde getirmesi”ne bağlıyor. çatışmaların müzikal yaklaşım fikir ayrılıklarıyla ilgili olduğu varsayımından hareketle, eğer arada olmayı mümkün kılacak düşünsel/sanatsal uyum olsaydı Çekirdek piyasa koşullarına maddi kaygılara direnebilir ya belki daha güçlü hale gelebilir miydi?

Onu ben sanatçıların kendisine sordum hatta Mustafa Kaynakçı’ya sordum ki kendisi süre Çekirdek’in dağıtımını üstlenmişti Piccatura. Çekirdek; Ada Kalan gibi firmaların öncülüdür aslında. Ama bence kendisi öyle firma olamazdı, olsaydı denli samimi olamazdı bakıma. Çekirdek’i ayrıksı yapan şey amatörlüktü, profesyonel bağlama oturtulmuş, ticari şirket olabilirdi elbette ama olsaydı bence öyle ortam oluşmazdı artık. bakıma 90’lar pop akımına kapılmadan bitmiş olması bana göre. Hatırlarsanız Ada’nın Kalan’ın üretimleri 90’ların sonlarına doğru kıymetlendi. Üretim hep vardı, güzel şeyler yapıldı ama döneminde nedense kıymeti bilinemedi. Çekirdek ürettikleri bağlamında firma olsa ne kadar direnebilirdi emin değilim.

Kitap hayli zengin içeriğe sahip ama yazım sürecinizde mutlaka erişilememiş ya erişildiği halde kitapta yer bulamamış unsurlar olmuştur. Bizimle mak istediğiniz örnek ya hatıra var ?

En üzüldüğüm şeyleri söyleyeyim. Birincisi Maria Rita Epik’in kitapla ilgili söyleşiyi kabul etmemesine içerledim biraz. Çünkü kitap iddia çalışması değil aksine müzik tarihimizdeki sayfanın bilinmezlerini gün yüzüne çıkarma çalışmasıydı. Neden kabul etmediğini hâlâ anlamış değilim. Çekirdek’in karakutusu dediğimiz Ahmet Sırmaçek’in bize şahane söyleşi verdikten sonra, Bodrum’a evine gittiğimde benimle herhangi belge ya fotoğraf mamış olması, sonrasında bağlantı kurmak istediğimde hiçbir şekilde dönüş yapmamasına anlam veremedim üzüldüm. Derdim kitaba zenginlik katmaktı ama olmadı.

İstanbul’un Kayıp Sesleri: Çağlar Fidan’la Müziğin Hafızasına Yolculuk

Fırat Kızıltuğ’la telefonda görüştüm ama hastalığından ötürü gidip görüşemedim, içimde ukdedir. İhsan Özgen’i tanımayı çok isterdim, hakkında yazılanlar beni çok etkiledi. Selim Selçuk’la görüşmek isterdim ama maalesef olmadı. vesileyle yolu oradan geçen çok insanla bağlantım oldu, ama ne yazık ki çoğu elinde kalanları kaybetmiş ya çöpe atmıştı. Oradan kitaba katkı sunacak malzeme çıkmaması kötü.

Çekirdek Sanat Evi’nde üretilen, ılan müzik samimiyet elbette çok kıymetli. Çekirdek’in politik toplumsal bağlamdaki değeri her zaman ayrıca ele alınan olgu olacak. Sizce Çekirdek’in ortaya koyduğu sosyolojik değerler arasında en kalıcı ya en önemli olanı hangisi? Çekirdek’i üzerine kitap yazacak kadar anlamlı bulmanızın temelinde ne vardı?

Bugün arayıp bulamadığımız hasletler; dostluklar, arkadaşlıklar, dayanışma, sevgi, samimiyet, ım… 80’lerin imkansızlık zamanlarında bunu başarabilmiş olmaları beni etkiledi.

Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok, Erkan.

Çekirdek Sanat Evi’nin hatırası bugün farklı şehirlerde farklı insanlarca değer görmeye devam ediyor. Sayımız belki az ama konuda epey bereketli dönemde olduğumuzu söylemek yanlış olmaz. Kitaptan sonra siz nasıl tepkiler aldınız, Çekirdek ilgili ya ilişkili konuda yeni kitap ya belgesel fikri var ?

Kitapla ilgili tane bile olumsuz dönüş almadım. Yazanların çoğu defalarca teşekkür etti, duygusal anlarını tı, kendilerini güzel hatıralarıyla buluşturduğumuz için teşekkür. anlamda yerini bulduğu için seviniyorum. Kitaba katkıda bulunan sayısız insan var ama en büyük katkılardan biri dostum Cenk Palaz’dır, aynı Çekirdek ruhunda olduğu gibi dayanışarak, üç önemli söyleşiyi yapmıştır mesela. Çekirdek’in büyüsü biraz maille başlayan dostluklar, arkadaşlıklar. Bunu sağlayan mekandır Çekirdek Sanat.

40 küsur yıl sonra birbirini hiç tanımayan insanları bile buluşturup tanıştırabiliyorsa, mekân ölümsüzdür bana. ilginin artacağına inanıyorum. Çekirdek’le ilgili benim daha herhangi çalışmam olmayacak, yeni bilgiler edinirsem yeni baskılara ilave edebilirim. konuda çalışmak isteyen arkadaşlara yardımcı olmak isterim.