Osmanlı toplumunda alışılagelmiş mekân kurgularını sosyalleşme ritüellerini dönüştüren kahvehaneler, ilk olarak 16. yüzyılın başlarında Halep, Kahire Şam coğrafyasında ortaya çıkmış, zamanla sosyalleşmenin en çok tercih edilen mekânlarına dönüşmüştür. 16. Yüzyılın ortalarına doğru İstanbul’a gelindiğinde halk tarafından benimsenen kahvehanelere farklı anlamlar yüklenmiş geleneksel ritüel mekanı haline dönüşmüştür.
Antoine-Ignace Melling, İstanbul’ geç 18. yüzyıla ait Osmanlı kahvehanesi betimi, 1819. Voyage pittoresque Constantinople et des rives du Bosphore, Paris, 1819; Wikimedia Commons.
Kahve kahvehane kültürünün İstanbul’dan Avrupa’ya geçişi, batıda yeni mekânsal yenilikler ortaya çıkarırken Batılı anlamda ‘cafe’ kültürünü oluşturduğu düşünülür. Kahve kahvehanelerin doğudan batıya doğru başlayan yolculuğu, daha sonraları tersine döner. Toplumsal siyasal değişimlere bağlı olarak farklı işlevler üstlenen kahvehaneler, zaman içinde dönüşerek günümüz kafelerini oluşturmuştur. (Pera Müzesi, 2014)
Peçevi’nin kayıtlarına göre, İstanbul’ ilk kahve satışı 1555 yılında Halep’ten gelen “Hakim”, Şam’dan gelen “Şems” adlı esnaflar tarafından, Tahtakale’ kebîr dükkanında gerçekleşmiştir. (Peçevi Tarihi, 1992) Dönemin kaynaklarına bakıldığında, keyif düşkünü bazı sohbet ehli, özellikle okur-yazar zarif kimselerin burada araya gelerek toplandıkları belirtilir. (Koçu, 1965. 422)
“Yıl 962 (1554) tarihine gelinceye kadar, başkent İstanbul’ kesinlikle bütün Rum ilinde kahve kahvehane yok. Söylenen yılın başlarında Halep’ten Hakem adında esnaftan adam Şam’dan Şems adlı kibar kişi gelip Tahtakale’ açtıkları birer büyük dükkanda kahve satmaya başladılar. Keyiflerine düşkün bazı kişiler, özellikle okur yazar takımından - çok büyük kimse, araya gelmeye yirmişer, otuzar kişilik toplantılar düzenlemeye başladılar. Kimisi kitap güzel yazılar okur, kimisi tavla ya satranç oynardı. Bazen yeni yazılmış gazeller getirip şiir edebiyattan söz edilirdi. Ahbap toplantıları yapmak için büyük paralar harcayarak ziyafetler çeken kimseler, artık masraftan kurtulup iki akçe kahve parası vermekle toplantı safasını sürmeye başladılar.” (Peçevi Tarihi 1992:258)
Kahvehaneler, farklı kesimlerinden halkın toplandığı “kahve” satılan tüketilen yerler olarak yaygınlaşmıştır. Zaman içinde kahve satış yerinden çok, farklı kültür seviyelerinden insanları araya getiren, toplumsal etkileşimin sosyal yaşamın şekillendiği kamusal mekanlara dönüşür. Kahvehaneler, özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nda, entelektüel sohbetlerin, sanatçıların edebiyatçıların buluştuğu, yeni fikirlerin tartışıldığı mekânlar olarak toplumun her kesiminden insanları aynı çatı altında toplar. süreç, kahvenin sadece içecek olmanın ötesine geçip kültürün sosyal etkileşimin simgesi haline gelmesine olanak sağlamıştır.
Kahve Ocaklarından – KahvehanelereKahvehanelerin yapısal şekillenmeleri, her yüzyılda dönemin toplumsal, kültürel ekonomik koşulları doğrultusunda gerçekleşir. İlk başlarda basit işlevsel olan kahve ocakları, zamanla estetik fonksiyonel açıdan zenginleşmiş kahvehane yapılarına dönüşmüştür.
19.yüzyılın başlarında İstanbul’daki kahvehanelerin sayısına dair kesin bilgi olmasa bazı Osmanlı arşiv kayıtlarında Dolmabahçe, Rumeli Kavağı, Haliç, Eyüp Hasköy esnafı hakkında yapılan dökümlerde kahvehanelerin sayısının yüksek olduğu görünmektedir. kayıtlar, kahvehanelerin şehrin en yaygın dükkanları arasında yer aldığını İstanbul’daki her 7-8 dükkandan birinin kahvehane olduğu bizlere göstermektedir.
Dolmabahçe Rumeli Kavağı arasındaki bölgede 108, Haliç bölgesinde ise 106 kahvehane bulunduğu tespit edilmiştir. 19. yüzyıl başlarında İlk kahve ocakları oldukça küçük mekânlardı. Kaynaklardaki 214 kahvehaneden 145 tanesi, yalnızca kişilik işletmelerdi. Aslında günümüzden bakıldığında kahvehane kültürünün ilk kez kahve ocaklarında mekânsallaştığı söylenebilir. kahve ocakları tek kişilikti kahve pişirme, servis yıkama işlemleri için genellikle kapalı mekân kullanılırdı. Müşteriler genellikle ocak dışına yerleştirilmiş taburelere ya döşeklere otururlardı. Geriye kalan kahvehanelerde ise dükkan sahibinin yalnızca yardımcısı bulunurdu. Listelerde yer alan tek kahvehanede ise ustanın yanında iki yardımcının çalıştığı görülmektedir. (Cengiz Kırlı, 2003)
G. Berggren, İstanbul’ Kahvehane. Suna İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu, Pera Müzesi. Google Arts & Culture.
Sur içi veya ticaret merkezi Galata’daki kahvehanelerin en azından bazıların çok daha büyük olduğu düşünülür, ancak tipik mahalle kahvehanelerinin çoğunun, 15-20 müşteriye hizmet verebilecek büyüklükte mekânlar olduğu bilinmektedir.
Eski İstanbul’un kahvehaneleri; mahalle kahvehaneleri, semai kahvehaneleri, keş kahvehaneleri yeniçeri kahvehaneleri olarak farklı gruplara ayrılırdı. Benzer mimari özellikler gösterse önemli farklılıklar vardı.Yeniçeri kahvehaneleri daha gösterişli, yaşlıların uğrak yeri olan mahalle kahvehaneleri daha sade bakımsızken, keş kahvehaneleri gecelemeye müsaitti. Semai kahvehanelerinde ise oturma düzeni, sahnedeki gösteriye uygun şekilde düzenlenirdi. (Evren, 1996)
Semai kahvehaneleri birer okul haline gelmiş, saz şairlerinin katıldığı, sazların çalınıp destanların mânilerin söylendiği mekan olmuştur.
“ kahveler semt semt yayılmıştı genellikle mahalle tulumbacılarının toplandığı yerlerdi. toplantılara saz şairleri katılır, muammalar asılır çözene para, şal, ipekli kumaş gibi hediyeler verilirdi. Kahvenin sedirleri, rengarenk kâğıtlar yapma çiçeklerle süslenir, muammaların üzerine hediyeler konulurdu. Asılı yazılı muammalar ise dikkatle çözülmeyi beklerdi.” (Musahipzâde Celâl, 1992)
İstanbul’ Kahvehane, 1905. Fotoğraf: Jean Pascal Sébah. David Fraser, Wikimedia Commons. Tarih Arşivi.
Seyyahlar18. 19. yüzyılda İstanbul’u ziyaret eden Avrupalı seyyahlar yazarlar, şehirde binlerce kahvehane olduğunu, çoğu zaman şaşkınlık içinde anlatmışlardır. Kimi seyyah, İstanbul’u büyük kahvehaneye benzetirken ünlü İtalyan yazar Edmondo Amicis, bağırmanın kahve içmek için kâfi olduğunu söyler. (Cengiz Kırlı, 2003)
“İstanbul’ Galata Kulesi’nin Bayezid Kulesi’nin tepelerinde kahve vardır; vapurlarda kahve vardır, mezarlık içinde kahve vardır, çarşı içinde kahve vardır. İnsan İstanbul’un neresinde bulunursa bulunsun, etrafına bakmadan sadece bağırması kâfidir.” (1874 Edmondo Amicis)
Emirgan Çınaraltı. Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi Arşiv Araştırma Alanı, Envanter No: E-F 047
Geleneksel Kahvehane Mimarisiİlk başlarda sadece sosyalleşme mekanı olarak ortaya çıkan kahvehaneler zaman içerisinde sosyal olaylar, politika ekonominin tartışıldığı mekanlara dönüşmüş, yaşanan gelişmeler bağlamında mevcut otoriteler tarafından tehdit olarak görülüp zaman zaman kapatılmışlardır, ancak hızlı şekilde küllerinden her seferinde daha güçlü doğan kahvehane kültürü, her dönemde var olmaya devam etmiştir. Zaman içerisinde hem mekânsal hem sosyal değişimler geçiren kahvehaneler, Tanzimat dönemi gündelik hayata dahil olan kıraathanelerle beraber, Batılılaşma sürecinde yerini kafe kültürüne bırakmıştır.
Günümüze gelindiğinde yerli yabancı markaların bayilik üzerine kurguladıkları kültür, günümüz toplumu tarafından mekânsal kurgu işlev noktasında tercih edilmektedir. Kahvenin tadı kadar mekanların manzarası, rahatlığı, sıcaklığı ferahlığı tarihin her döneminde önemsenmiştir. Önceden ustalar tarafından inşa edilen kahvehaneler daha sonra, mimarlar mühendisler tarafından tasarlanmıştır.
19. yüzyılda Melling Allom’un gravürleri, Walsh’ın metinleriyle birlikte, dönemin kahvehanelerinin mimarisine gündelik kullanım pratiklerine ilişkin önemli görsel yazılı ipuçları sunar. Evren’in aktardığı geleneksel kahvehane tarifine göre, klasik planlı kahvehanelerde mekâna çoğu zaman “orta meydan” olarak anılan kare ya dikdörtgen planlı avlu/ara mekândan girilirdi. alanın üç ya dört tarafı, yaklaşık metre yüksekliğinde oturma düzenekleriyle çevrili olurdu. Bazı kahvehanelerde girişte ayakkabıların çıkarıldığı küçük kunduralık bölümü yer alırdı. Ana mekân, giriş bölümünden yaklaşık 20–30 cm daha yüksek tabana sahipti. Çoğunlukla duvar kenarlarını çevreleyen, yaklaşık 30 cm yüksekliğinde oturma sekileriyle donatılır; mekânın merkezinde ise şadırvan ya havuz benzeri su öğesi bulunurdu. Ocağın karşı köşesinde, merdivenle çıkılan, etrafı parmaklıkla çevrili yaklaşık 20–25 kişinin oturabileceği kerevetli “baş sedir” yer alırdı. “Sedirlik” olarak anılan bölüm, genellikle kahvehanenin nüfuz sahibi misafirlerine ayrılırdı. Tiryakiler ise baş sedirin hemen önünde, post serili özel köşede oturur yanlarında saat bulundururdu. (Evren, 1996)
Bugün İstanbul’un kahvehanelerinden geriye çoğu zaman arşiv fotoğrafları, gravürler, edebiyat metinleri birkaç mekânsal iz kalmıştır. Ancak kayıp mekânlar, yalnızca nostaljik birer hatıra değildir. Kahvehaneler, İstanbul’ kamusal iç mekânın nasıl üretildiğini, gündelik hayatın nasıl örgütlendiğini sosyal ilişkilerin mekânla nasıl biçimlendiğini anlamak için hâlâ önemli okuma alanı sunar. Çınaraltı kahvelerinden Küllük’e, Taşlık Kahvesi’nden Boğaz kıyısındaki iskele kahvelerine uzanan kültür, kentin belleğinde hem mimari hem toplumsal iz bırakmıştır.
Emirgan Çınaraltı. Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi Arşiv Araştırma Alanı, Envanter No: E-F 043
İstanbul’un kültür, sanat edebiyat kimliğine yön veren pek çok önemli kahvehane vardı.
- Çınaraltı Kahvehaneleri
- PierLoti
- Uzun Kahve
- Paşababa Kahvesi
- Küllük Kahvesi
- Sarafim Kıraathanesi
- Marmara Kıraathanesi
- Acemin Kahvesi
- Fevziye Kıraathanesi
- Eftalikus Kahvesi
- Taşlık Kahvesi
İstanbul’un kültür dokusunda çok önemli yeri olan kahvehanelerden bazılarıdır.
Taşlık Kahvesi, Maçka, İstanbul. Fotoğraf: Gültekin Çizgen, 1948. SALT Araştırma, Gültekin Çizgen Arşivi.
Çınaraltı kahvehaneleri, İstanbul’un çeşitli semtlerinde, özellikle çınar ağaçlarının gölgesinde bulunan tarihsel olarak önemli kültürel mekanlar olarak kabul edilirdi. mekanlar, ağacın etrafında büyümüş alanlar olarak sade basitti; sandalye, tabure, sedir masalardan oluşmaktaydı. kahvehaneler, sosyal hayatın canlı olduğu yerler olup zamanla yalnızca birer dinlenme noktası değil, her kesimden insanın aynı zamanda kültürel buluşma alanlarına dönüşmüşlerdir.
Emirgan Kahvehaneleri, Boğaziçi’nin Rumeli yakasında yer. Emirgan’daki kahvehaneler, çınarların gölgesinde oturulan, Boğaz manzarasının keyfinin çıkarabileceği mekânlardı. Yaz aylarında oldukça kalabalık olan mekân, özellikle Yahya Kemal Beyatlı’nın buraya sıkça gelmesiyle ün kazanmıştır.
Beylerbeyi Kahvehanesi, Anadolu yakasında, Beylerbeyi’nde bulunan kahvehane, vapur iskelesi cami arasında yer. Kahvehanenin önündeki çınar ağaçları, deniz manzarası küçük meydan çeşmesi, sakinlerine keyifli ortam sunar.
Çengelköy Kahvehanesi, Eski pazar kayığı iskelesi önünde yer alan kahvehane, İstanbul’un en ulu çınarlarının altında yer. Bölgenin bostanlarının bağcıları kayıkçıları, buranın düzenli müdavimlerindendir.
Kozyatağı Kahvehanesi, Büyük bahçe, ulu çınar ağaçları havuzla çevrili olan kahvehane, Kozyatağı’nda bulunur sakin ortam arayanlar için ideal mekandır.
Bulgurlu Kahvehanesi, Bulgurlu köyünde yer alan kahvehane, ulu çınarların gölgesinde yaz aylarında tercih edilen mekandır. (Koçu, 1964 c 7, s 3911)
Pierre Loti Kahvesi, İstanbul’ unutulmayan kahvehaneler arasında yer alan Pierre Loti, Haliç’in ucunda, Eyüp semtinin en yüksek tepesinde yer alan eski dükkândı. Yaklaşık 150 yıllık geçmişe sahip olan kahvehane, huzur veren manzarasıyla pek çok kişiye ilham kaynağı olmuştur. Fransız yazar Pierre Loti, pek çok romanını burada yazmıştır. Bugün, Eyüp sırtlarındaki eski kahvehane, Pierre Loti’nin anısına “Piyer Loti Kahvesi” olarak anılmaktadır. (Koçu, 1964)
Üsküdar Paşababa’nın kahvesi, Harem iskelesinde deniz kenarında yer almaktaydı. 1950’lerde hâlâ varlığını sürdüren kahvehanenin dönemdeki sahibinin, Adli Sultan Mahmud’un hamlacılarından biri olduğunu belirtilmektedir. Kahvehanesinde, sultan Mahmud’un kayıkta oturduğu döşemeler koltuk parçaları bulunmaktaydı. döşemelerinin İngiliz tarafından satın alındığı bilinmektedir. (Koçu, 1964 s423)
Küllük Kahvesi: Bayezid Camii civarında, Kanuni devrinden beri kahvehanelerin bulunduğu bilinmektedir. bakımdan, gerek Küllük Kahvesi gerekse Bayezid Medresesi çevresindeki sıra kahveler, geleneğin son temsilcilerindendir. 20. Yüzyılın başlarından 1950’li yıllara kadar İstanbul’un Beyazıt semtinde faaliyet gösteren edebiyatçıların, sanatçıların entelektüellerin buluşma noktası olarak bilinen mekân esas itibariyle açık hava kahvesidir. Bahar yaz aylarında Bayezid Camii’ni meydanı çevreleyen kestane çınar ağaçlarının altına kurulan masalar kahve sokağa taşardı. Ayrıca eski ulu caminin çevresinde oluşu kahvehanenin atmosferini etkileyen özelliklerdendir. (İşli 1994: 169) Ziyaretçileri arasında: Abidin Dino, Orhan Veli, Salâh Birsel, Suat Derviş, Neriman Hikmet bulunurdu.
Lüksemburg Kahvehanesi: Enis Batur, lüks kahvelerden Luxemburg’u Ebüzziya Tevfik’ten aktarır: “Hele Lüksemburg, şimdiki Kanzuk eczanesinin bulunduğu yerde, eni boyu gayet geniş, duvarları kamilen aynalarla donanmış, peykeleri kadife kapalı, tavanı yaldızlı nakışlarla süslü mükellef yerdi.”
Taşlık Kahvesi, Mimar Sedad Hakkı Eldem’in en tanınan yapılarından biri olan Taşlık Kahvesi, Maçka sırtlarında konumlanıyordu dönemin önemli mimari akımlarını yansıtıyordu. Ahmed Dönemi’ne ait Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı’nın plan tipini güncel biçimde yorumlayarak, 1940’lar Türkiye’sinin mimari arayışlarına katkıda bulunmuştur. Eldem, yapısında geçmiş mimari unsurları çağdaş malzemelerle harmanlayarak İkinci Ulusalcı Mimarlık akımına ait önemli örnek sunmuştur.
Mekân Şairler, yazarlar, ressamlar entelektüellerin buluşma noktasıydı, ancak 1980’lerde, Otel inşası için gözden çıkarıldı. (Kaya, 2022)
Taşlık Kahvesi iç mekân eskizi, Maçka, 1947–1948. Rahmi. Koç Arşivi SALT Araştırma, Sedad Hakkı Eldem Arşivi.