Evet, resmen Yojimbo klonu. Kurosawa, önceki filmin finansal başarısının ardından tutan formülü neredeyse hiç değiştirmeden buraya taşımış. Yine kasıntılı, hırpani, sürekli sakalını kaşıyan aynı karizmatik samuray (Toshiro Mifune), yine yozlaşmış güç odağı yine ortalığı birbirine kırdıran zeka oyunları…
Ama dürüst olayım, klon mlon derken film beni sıkmadı. Hatta Yojimbo’nun kurak leş kokan atmosferinden sonra, filmdeki hafif mizahi ton, “oda tasarımlı” strateji kafası genç samurayların saf halleri hikayeye bambaşka neşe katmış. Kurosawa kronik sündürme hastalığına defa yakalanmamış; tempo tıkır tıkır işliyor.

Dokuz Tane Tecrübesiz Çaylak Taktik Dehası

seferki hikayemiz Yojimbo’daki gibi iki çetenin savaşı değil; klanın içindeki yolsuzluğu çözmeye çalışan ama acayip saf, tecrübesiz ne yapacağını bilmeyen dokuz tane genç samurayın hikayesi. Bizim Sanjuro ise tapınağın köşesinde uyurken çocukların konuşmalarına denk geliyor “Siz kafayla ilk dakikada ölürsünüz” diyerek duruma el koyuyor.
Film bana baştan aşağı FRP seansında, partideki tecrübesiz çömezlerin (low-level karakterlerin) sürekli saçma sapan kararlar alıp başlarını belaya sokmasını partinin gedikli, yüksek seviyeli “Rogue/Fighter” karakterinin arkalarını toplamasını izlemek gibi haz verdi. Çocuklar kadar saf ki, Sanjuro adamları zekasıyla alt ederken bunlar arkada sürekli şaşırıp kalıyorlar. Özellikle klan liderinin karısı kızının aşırı kibar, aristokrat tavırları Sanjuro’nun hırpani, kaba tarzının çelişkisi filmin mizah dozunu muazzam artırmış.

Felsefe Sembolizm Notları

Her ne kadar devam filmi (veya klon) olsa Kurosawa defa aksiyonun arkasına çok daha derin bilgelik samuray eleştirisi gizlemeyi başarmış.

  • Derideki Kılıç Kın Sembolü: Filmin başında sonunda aristokrat kadının Sanjuro’ya söylediği çok naif söz var: “Siz tıpkı kınından çıkmış çıplak kılıç gibisiniz. Çok keskinsiniz ama en iyi kılıçlar kınında duranlardır.” Bence söz filmin ana felsefesiydi. Şiddetin, kılıç sallamanın vahşi gücün aslında övülecek şey olmadığını; gerçek bilgeliğin gücü kontrol edip kınında tutabilmek olduğunu çok güzel anlatıyordu.
  • Kanallardan Akan Kamelyalar (Sinyal Sahnesi): Esir tutulan oda beyini kurtarmak için nehre kamelya çiçekleri bırakarak sinyal verme sahnesi bence görsel olarak harikaydı. Siyah-beyaz kadrajın içinde, akan suyun üzerindeki beyaz kırmızı çiçekler, yaklaşmakta olan kanlı baskının ölümün naif habercisi gibiydi sanki. Kurosawa şiddeti yine doğanın estetiğin arkasına gizlemişti.
  • Meşhur Şok Edici Final Düellosu: Filmin sonunda Sanjuro rakibi Hanbei’nin karşı karşıya geldiği, saniyeler süren meşhur düello sahnesi… İkisi dakikalarca hiç kıpırdamadan birbirinin gözünün içine bakıyor kılıçlar çekildiği anda adamın göğsünden adeta fıskiye gibi kan fışkırıyor. Bence abartılı kan efekti, Kurosawa’nın sinemada şiddeti estetize eden modern dünyaya (“Bakın kılıç dövüşü görkemli şey değil, kadar vahşi çiğ şeydir”) attığı ilk tokat gibiydi.
Son Söz

Uzun lafın kısası; Sanjuro, evet Yojimbo klonu ama kesinlikle kötü taklit değil. Aksine, dinamik ritmi koruyan, üzerine çok tatlı mizah derin “kınındaki kılıç” felsefesi koyan, izlemesi son derece keyifli iş olmuş. Kurosawa’nın beni delirten bayıcı filmlerinden sonra ikili ilaç gibi geldi, aklımda gerçekten çok hoş yerde konumlandılar.
Şimdi güzel ritmi bozmadan, çok merak ettiğim, kurumsal dünyadan sonra çekilmiş en büyük modern polisiye gerilim filmine geçiyorum. Sırada 1963 yapımı, ahlaki ikilemlerin zirve yaptığı meşhur dev var: High and Low (Cennet Cehennem).