Hatırlama unutma, birbirinin zıttı iki eylem kavram. Fakat aralarında çok önemli bağlantı var: Unutmak; yok etmek, parçalamak silmek dışında, yer açma eksiltme anlamına geliyor. Yani hatırlamak için unutmaya ihtiyaç duyuyoruz; unutacaklarımızı bazen seçiyoruz bazen işi tamamen zihnimize bırakıyoruz. Zihin anlamda tuhaf mekanizma; tıpkı yaşam gibi: Kişinin unutuşu gibi yaşamda kaybolan kaybedilen şeyler. Bunların birer hikâyesi bulunuyor. şeylerin kayboluşunu anımsayanlar kaydedenler  

Judith Schalansky, Kayda Geçen Kayıplar’ sürece yoğunlaşarak Hazar Kaplanı’nın, Tuanaki Adası’nın, Berlin’deki Cumhuriyet Sarayı’nın, Mani’nin Yedi Kitabı’nın, Griefswald Limanı tablosunun, Von Behr Sarayı’nın daha pek çok şeyin hikâyesini kaleme alıyor. 

‘Mitos tüm gerçekliklerin en yücesidir’ 

Schalansky, bozulma yıkılmalar, dolayısıyla unutuş yok oluş üzerine çalışmaya imza atmış Kayda Geçen Kayıplar’ Sadece kaybolan yok olanlar ilgilenmiyor; aynı zamanda izlere arta kalanlara odaklanırken incelemesinin esprisine dair ipucu veren yorumla karşımıza çıkıyor:

Yeryüzünün kendisi bilindiği gibi geçmiş geleceğin enkaz yığınıdır, insanlık ise huşû uyandıran eskiçağın rengârenk parçalar hâlinde araya getirilmiş, birbiriyle çatışan mirasçı topluluğudur, eskiçağın durmadan öğrenilmesi şeklinin değiştirilmesi, bozulması yok edilmesi, görmezden gelinmesi bastırılması gerekir, öyle ki yaygın kabulün aksine gelecek değil geçmiş, gerçek olasılık alanını ortaya koyar. Tam yüzden onun başka şekilde yorumlanması, yeni yönetim biçimlerinin görev gereği yapılan ilk işlerden biridir.

Vakti zamanında sömürgecilerin gadrine uğrayan, sonra depremle lavlarla yok olan Tuanali Adası, Schalansky’nin bahsettiği enkaz yığınına örnek; kaybın nasıl şey olduğunu düşünmeyi sağlıyor:

Dünya sadece tanıdık olanın yasını tutuyor küçücük adayla neleri kaybettiğini bilmiyor, oysa yeryüzünün küre biçimi kayıp noktanın onun merkezi olmasına izin verirdi, gerçi onları ticaretin savaşların sağlam halat takımı değil, hayalin ince eğrilmiş ipliği birbirine bağlıyordu. Çünkü mitos tüm gerçekliklerin en yücesidir an düşündüm kütüphane dünyada olup bitenlerin gerçek sahnesidir.

İnsanın var oluşuna “anlam” katma çabasının kendini tabiattaki hâkim canlı kılma gayretinin Hazar Kaplanı’nın sonunu getirdiğini hatırlatan Schalansky; onun neslinin nasıl tüketildiğini canlandırıyor anlattığı hikâyeyle. 

Yıkılan yapıya, kaybolan filme gaiplere karışan yazılı eserlere varlığı meçhul ama olmuş gibi anlatılanlara (yani yaratılan hatıraları) dikkat çeken Schalansky; “ şeyleri yaşatma, geçmişi akla getirme, unutulanı çağırma, susulanı dillendirme kaçırılanın yasını tutma” gibi eylemleri gerçekleştiriyor hatırlattığı kâğıda döktüğü hikâyelerde. 

Geçen donmuş zaman ilintisi

Schalansky, kayıpların eksik parçaların izini sürerken bellek-hatırlama-unutma ilişkisini ortaya koyuyor. noktada geriye kalanların varlığını anımsatırken Sappho’yu, Homeros’u, Hesiodos’u yâd ediyor:

Sappho’nun şarkılarından daha eski olan pek az edebî eser günümüze kadar ulaşmıştır: Tuğla gibi Gılgamış Destanı, Rigveda’nın ilk hafif ilahileri, Homeros’un bitmek bilmez destanları Hesiodos’un dallanıp budaklanan mitleri. mitlerde şöyle denir: İlham perileri her şeyi bilir. Olmuşları, olanları olacakları bilirler. Babaları Zeus, anneleri Mnemosyne’dir, titan, hafıza tanrıçası. Biz hiçbir şey bilmiyoruz. En azından çok değil. Homeros gerçekten var mıydı zorunluluktan ‘Sözde Longinus’ adını verdiğimiz, Sappho’nun Eros’un gücüne dair dizelerini yücelik üzerine yazdığı ancak eksik aktarılan metninde alıntılayan böylece sonraki nesiller yani bizim için saklayan yazar kimdi, onu bile bilmiyoruz.

Schalansky kaybolan, kaybedilen, yok olan yok edilen şeylere ilişkin hikâyeler kaleme alırken geçmiş şimdi bağlantısıyla birlikte, geçen donmuş (hatıralarda kalmış) zaman ilintisini kâğıda döküyor. 

“Schalansky, bozulma yıkılmalar, dolayısıyla unutuş yok oluş üzerine çalışmaya imza atmış ‘Kayda Geçen Kayıplar’ “

Kitaptaki en ilginç hikâye ise İsviçreli Armand Schulthess’in, ellisinden sonra başladığı yeni hayatına anlam katmak üzere kestane korusundaki ağaçlara astığı bilgi notlarıyla bölgeyi ansiklopediye dönüştürmesi. Ağaçlardaki madde madde özetler, listeler, çizelgeler bibliyografyalar, Schulthess’in 28 Eylül 1972’ bahçesinde düşüp ölmesinden sonra mirasçıları tarafından yok ediliyor. Evi boşaltılıp eşyaları belgeleri ya çöpe atılıyor ya yakılıyor. Geriye birkaç levha el yapımı dokuz kitap kalıyor. Schulthess’in, kestane korusunu evini bilgi alanına çevirmesi, ardından bunların yakınlarınca yok edilmesi, bellek unutma bağlantısına içinde şiddet barındıran örnek. Schalansky, sonraki vandallığı paranteze alarak Schulthess’in ne yapmaya uğraştığını onun ağzından hikâyeleştiriyor:

Her yer gazeteler, kâğıtlar fotoğraflarla. Eskiden gazete makalelerini her zaman kopya eder sıraya koyardım. Bugün kadar çoklar ki onları okumaya bile zaman bulamıyorum. Ama maddeler hâlinde listeler yapıyor onları saklıyorum. Sonrası için; gün zaman bulursam ya şeyler arayan insanlar gelirse. Düsturum Okunabilir her şeyi okumak. Eşit olanları araya toplamak okunan şeyi emin yerde saklamak. Sadece gerçekleri, kontrol edilebilen bilgileri kopya etmek. Mümkün olan yerde, olguları doğa yasalarından ayırmak daima genelden bireysele olan yoldan gitmek.

Schalansky’nin kitapta anlattığı eylemlere ilham olan her şey, aslında kayıpların, yıkımın, dönüşümün, belleğin yanıyla onda yer açma edimi olan unutuşun hikâyesi. Kaybolanlardan geriye kalanlardan kotardığı hikâyelerle yazar; zamanın insanın yıkıcılığını gösteriyor. Kısacası var oluş yok oluş inşa yıkım arasındaki sınıra götürüyor hepimizi.   

Kayda Geçen Kayıplar, Judith Schalansky, Çeviren: Ayça Sabuncuoğlu, Can Yayınları, 256.