“Ben her şeyden önemli, ‘Kendim’ herkesten daha değerli”; zamanımızın neoliberal sistemi tarafından atomize edilip değerli önemliymiş hissi uyandırdığı kişilerin, hem bilinçaltına işlediği hem pazarlayarak tüketime açtığı söylem. Alıcısı hayli fazla olan enikonu sistematik hâle getirilip “kişisel gelişim” ticaretinin özüne dönüştürülen söylem, yandan hodkâmlığı tetikliyor yandan kişiyi telâşlandırıyor.
“Kendinin peşinden koş”, “rutinlerine tutun” “istersen olur” gibi ifadelerin ardına takılanlar, ambalajı albenili “kişisel gelişim” paketlerini tüketmekle kalmıyor; yaşamından, başına gelenlerden, işinden gücünden salt kendisinin sorumlu tutulduğu kolektifliğin silindiği sömürü düzeninin içine sürükleniyor. Başka deyişle sınırları yine sistem tarafından çizilen “özgürlüğe” ulaşma vaadi sunan neoliberal cemaatin üyesi olmaya zorlanıyor. Buradan baktığımızda furyaya dönüşen “kişisel gelişimin”, insanları her türlü politik eylemden uzaklaştıran, en iyi ihtimalle bunun için açık örtük yol haritaları çizen, dolayısıyla tornadan geçirilen bireyi tüketimle suskunlukla şekillenen sisteme dâhil etmeye çalıştığını görüyoruz.
Byung-Chul Han’ın “aynının cehennemi” dediği birörnekleştirme hareketinin kolu olan “kişisel gelişim”; neoliberalizmin istediği sakin, “başarılı” uyumlu, bunun yanında kendsiyle uğraşmayı yaşama biçimi hâline getiren kişinin yaratılmasında önemli işlev üstleniyor. Hemen her şeyi “iş”, “görev” “performans” gibi algılamaya koşullandırılmış evcilleştirilmiş bireyin durumunu Han, Eros’un Istırabı’nda şöyle anlatmıştı:
Becerebilirsin, performans öznesinin düpedüz bin parçaya ayrılmasına yol açan muazzam baskılar üretir. Kendi kendine uyguladığı baskı, ona özgürlük olarak görüneceğinden aslında ne olduğunun farkına varamaz (…) Neoliberal rejim, baskıcı yapısını, kendini artık ‘tabi olan özne’ şeklinde değil planlanacak proje olarak kavrayan tekil bireyin görünürdeki özgürlüğünün ardında gizler. İçinde yaşadığımız rejimin esas hilesi işte budur. Dahası, başarısızlık kişinin kendi suçudur suçu artık hep yanında taşıyacaktır. Kendi başarısızlığı için suçlayabileceği hiç kimse yoktur.
“Kişisel gelişim” marifetiyle silinen ya ötelenen başkası kolektiflik yerine geçirilen “Ben” “Kendim”, herkesi kendisinin girişimcisine dönüştürmekle kalmıyor, bireyi benliği üzerinde “çalışmaya”, sistemin istediği “iyileştirmeleri” yapmaya yönlendiriyor.
“Mutluluğu” “doğru yaşamı” arayan birey, küresel endüstride pazarlamada hayli özel yere sahip olan “kişisel gelişim” vaizleri tarafından çevrelenerek “daha iyi yaşam”, daha iyi başarılı insan” stratejileriyle kafakola alınıyor. Thierry Jobard, Kişisel Gelişime Karşı’ ticareti aldatmacayı anlatırken “kendin ol” diyenlerin projelerine eleştirel gözle bakıyor.
‘Kendin ol’, bizim istediğimiz gibi düşün!
Jobard, “kişisel gelişim çağın en güzel icatlarından biri” diyor. Felsefenin, psikolojinin psikanalizin yerine ikame edilen derinliği sumen altı edip bireyleri yüzeyselliğe yönelten icat; aynı zamanda Yazar, modanın “pozitif psikoloji”yle, meditasyonla, mandalalarla pazara sürüldüğünü söylerken “kendin ol” buyruğunun âdeta bayrağa dönüştürüldüğünü hatırlatıyor. Başka sloganlar pazarlama teknikleri var kişisel gelişim cemaatinin: “Duygularına kulak ver”, “kalbine göre yaşa”, “gerçek bağlar kur”, “kendine.”
Jobard’a göre neoliberal iş yaşamında yönetim kişisel gelişim, insanları sarıp sarmalamıyor yalnızca, tektipleştirme görevi üstleniyor. Organizasyonu düzenleyip piyasada dolaşıma sokulanların, bireyin “performansını” artırarak elde ettiği kâr cabası. İş yaşam koçlarıyla, mutluluk formülü üretenlerle, akademik kariyerini psikoloji felsefeden buraya kaydıranlarla kişisel gelişim paketlerini satın almaya hazır geniş kitleyle şekillenip büyüyen pazar
Kişisel gelişim, iş yaşam koçlukları, işletmeciliğin can suyu olan ‘Yenisöylem’ gibi zihinsel kişiliğimizi dönüştürmeyi amaçlayan büyük hareketin parçası. Bütün bunlar, yalnızca elimizin altındaki olanaklar değil, aynı zamanda üzerimizde doğrudan etki kuran özneliğimizi ele geçiren davranış biçimleri. Öznelik derken özerk bireyler olabilme kapasitemizi kast ediyorum. ya dizi suçlu aramak bizi hiçbir yere götürmeyecek. İnsanlar kendi rızasıyla boyun eğiyorsa suçluluk kolektiftir. Ortada komplo ya gizli örgüt yoktur; zamanın ruhu, her biri aynı kaynaklardan devşirilen sonu gelmeksizin yayılan binlerce sloganla, düşünceyle olumlamayla ağır ağır tepemize çökmüştür.
Jobard’ın altını çizdiği şey, kişisel gelişim maskesiyle bireyin kendi “mutluluğuna” eylemlerine hapsedilerek uysallaştırıldığı. Böylece sınırları belli sisteme hizmeti şart koşan ama bunun asla açıktan söylenmediği “iyilik hâli”nin istenmesi uysallaştırma hareketinin önemli parçası. Yazarın ifadesiyle “umut ihtiyaç tatmini sağlıyor.” Başka deyişle neoliberal ekonominin kirli dili, yaşamın her noktasına sızdırılarak söz konusu tatminin çerçevesi çiziliyor:
İktisadın yeni dalı oluştu tüm hesaplarına ‘yaşam kalitesi’ dediği ölçütü katmaya başladı. Refah ekonomisi adı verilen alan (Fransızcasıyla ‘iyilik hâli ekonomisi’), gerçekte kişisel zihinsel durumdan ibaret olan mutluluğun metalaştırılmasında önemli rol oynadı, sırada iyilik hâli, bireysel başarıdan özerklikten daha fazla önem kazandı. Toplumun mutluluğunun, bireylerin ayrı ayrı mutluluğunun toplamı olarak gören saçma fikir ise uzmanların aklından türlü çıkmadı gitti.
Sahte özerklik oyunu
Kişisel gelişimcilerin, başta mutluluk olmak üzere, Eski Yunan filozoflarının ortaya atıp kullandığı pek çok kavramı eğip bükerek iş gördüğünü anımsatıyor Jobard. “Anlam”, “hakikat” “erdem” gibi kavramları yalan yanlış kullanarak yeni müşteriler kazanmaya uğraşan, “var oluş kalitesini artırma” temalı yayınlarla söylemlerle kitlesini diri tutmaya yönelen kişisel gelişimciler, cemaatinin üyelerine kendi potansiyelini gerçekleştirme formülleri sıralıyor. Jobard’a göre durum, “içsel sermayeyi harekete geçirmekten” başka şey değil; “farkındalık” gibi muğlak kullanışlı “kavramla” kişinin benliğini keşfetmesi öğütleniyor. Cemaat bunu “aydınlanma” olarak niteleyip pazarlıyor.
Kişisel gelişimcilerin “başarısı”, anlam mutluluk arayışının ticaretini yapması. Bunu zamana uyarlayarak kavramları fikirleri eğip bükerek satışa çıkarması. Kişisel gelişim “uzmanları”, müşterileri için “yaşam projeleri” üreterek çeşit kazan-kazan politikasını hayata geçiriyor. Fakat müşteriler, hiçbir zaman tam manasıyla kazanamayıp tekrar tekrar “uzmanlara “ başvurduğundan hep oyun kurucular (yani kasa) işten kârlı çıkıyor. Yazar, burada çelişkinin işletildiğini söylüyor:
Hesap, ilk bakışta kolay makul. Ben iyiysem etrafıma iyilik yayarım, herkes benim gibi yaparsa dünya iyiye gider. Ne basit, ne güzel, ne büyük yalan. İki çelişkili önermenin yarattığı gerilimi hemen hissedebiliyoruz; hem özerk olmak gerekiyor hem bağlar kurmak. Kişisel gelişimcilerin ortaya koyduğu iki fikir; yandan özerklik, öte yandan bağlanmak, sorgulanmadan birlikte kabul ediliyor.
“Ben”i öne çıkaran kişisel gelişimciler, başarısının başarısızlığının mimarı olarak bireyi gösteriyor. Jobard’a göre kişisel sorunların siyasi toplumsal değil, psikolojik olduğunu söyleyen “uzmanlar”, yaratılan sahte özerklik üzerine oyun kurguluyor. Elbette “özgürlük” mevzuu var:
Kişisel gelişimde ‘özgürlük’; kendini değiştirmek uyum sağlamak demek. Neye uyum sağlıyoruz? Gelecek dünyaya. Çünkü dünya hep değişiyor güzelim, her şey değişiyor durmaksızın. Hiçbir şey durağan seyretmiyor, sonsuz hareketi takip edebilecek kudrette olmak gerek. İşsizlik korkusu, statü kaybetme korkusu, (sorunlarla) yüzleşememe korkusu en kuvvetli dikenler. kendini ararken (yanlış) görünümlerden, ket vuran ağırlıklardan kurtulunca kişisel gelişim insanına ne kalıyor? Kendine anlattığı hikâyeler.
Kullanışlı ‘uyuşturucu’
Çalışma yaşamıyla beraber, neredeyse her ânımız rekabete, “başarıya”, “performansa”, “verime” dayandırılınca kişisel gelişim bireyin yönetilip yönlendirilebilirliğinin yolda “kendini gerçekleştirmesinin” önemli aşaması hâline getiriliyor. ifadeyle kişisel gelişimciler, idarecilerin baş yardımcısına (veya danışmanına) dönüşerek sisteme uyumlu bireyler yetiştirilmesinde hayatî görevler üstleniyor.
“Jobard’a göre neoliberal iş yaşamında yönetim kişisel gelişim, insanları sarıp sarmalamıyor yalnızca, tektipleştirme görevi üstleniyor.”
Jobard, noktada “kendini gerçekleştirme” “bireysel verimliliğin” bütünlendiğini söylüyor; eğitimciler, danışmanlar koçlar ise oyunda sistem tarafından paralı askerler olarak sahaya sürülüyor. onların görevi tam olarak ne? Yazar bunu açıklarken ipucu olarak çalışma-yaşam-neoliberal özne bağlantısını veriyor:
Çalışmak, artık ‘etkinlik’ değil; insanın kendisini ifade etmesinin, gerçekleştirmesinin, çalışanın ‘görünürlük kazanmasının’ Kişisel gelişim aynı hikâye. Elbette herkesin parçası olabileceği, güzel hikâye çünkü çalışan güçlendikçe şirket güçleniyor. En güzelinden kazan-kazan ilişkisi. (…) Neoliberal özne, sermayesi Kendisi olan yatırımcı. (…) İnsanın kendisiyle yatırım yapması, tüm yatırım araçlarıyla aynı riskleri taşıyor. Kendini satmak gerekiyor ancak bunu ‘kendini iyi anlatmak’ anlamında söylemiyorum, benliğini piyasada pazarlamak satmak gerekiyor. ‘Kişisel markalaşma’ diye şeyden söz ediliyor. Yani Ben üretmek, onu yatırımcıları ikna edecek kimlikle donatmak makul Kişisel gelişim, girişimlerin yanında gelen, ek hedef.
Kendine yatırım yapan kişiye, sergilediği benliğini değiştirip geliştirdiği takdirde dünyanın değişebileceği söylendiği için kim olduğunu nasıl “fark yarattığını” ortaya koyarak kişisel gelişim çarkının, dolayısıyla kendisine biçim veren işleyişin veya akışın dişlisine dönüşmeye uğraşıyor. sürece yanılgılar dâhil; hatta yanılgı, burada hayli önemli işlevsel:
Kişisel gelişim yönetim, neoliberalizmin zihin biçimlendirme projesinin silahlı kanadı. Göz boyamak için bireye güya ayna tutarlar bireyler aynada kendi görüntülerine rastladığına inanır, hâlbuki gördüğü yanlış benlik idealidir. Böyle ideal, tanımı gereği ulaşılmaz olduğundan bireyler, boş yere kendisinin varsaydığı benliğinin peşine düşer yani yemi yutar. Reçetesi yazılan (hadi onların diliyle konuşup daha az didaktik davranalım, ‘önerilen’) tecrübelerden hiçbiri, ‘öneren’ kişilerin tasarladığı dar çerçeveden dışarı çıkamaz. Kişisel gelişim okurlarına, kişisel gelişim yazarlarının samimi diliyle şöyle denebilir: Keşfedecek, tecrübe edecek hiçbir şey yok; size söylediğimizi yapsanız yeter artar!
Jobard’ın ifadesiyle kişisel gelişim, farklılığın ötelenip normlara uyumun esas olduğu “aynılığın üretminde” tecrübelerin metalaştırıldığı, sahteliklerin yaratıldığı yanılgılar meydana getirilen hayli önemli neoliberal aygıt. Üstelik aygıt, sisteme gönüllü köleliği, otokontrolü, başkasına karşı kayıtsızlığı içe dönmeyi her şeyin önüne koymayı salık vererek bireyi yönetmenin alternatif yollarını formüllerini ortaya koymak için biçilmiş kaftan. süreç, bireye “öz-denetimin” yanı sıra kendini sömürmenin alttan alta yüzeyselleşmenin dayatılmasıyla biçimleniyor. Böylece kişisel gelişimciler, hem cemaatini arada tutuyor saadet zinciri misali na yeni üyeler kazandırıyor hem pazar payını gitgide artırıyor. Cemaat üyelerinin payına “uyuşturucu” düşüyor:
Kişisel gelişim, her bireyin değişmesi kendine ait gördüğü gerçekliğe kavuşması yoluyla iyi niyetin artacağını öne sürüyor. Dünya iyi niyetli yer değil. Aranan ‘kendine ait’ gerçeklik, uyuşturucudan başka şey değil. Gerçek ise tam direnç gösterilen.
Kişisel Gelişime Karşı, Thierry Jobard, Çeviren: Sarp Kaya, Monografi Yayınları, 86.