on yıllık hayatımda bana bakan en güzel kızdı. Gözlerinden neşe taşıyordu. Babasının ellerinden kaçıp bana öpücükler yağdırmaya koşması için aklını çelen neşeydi. denli! Ah, büyülü öğleden sonra Beyrut’un Hamra semtinin arka sokaklarında ama babası ama amcasıyla yanımdan geçerken attığı bakışlar… Rutine bindirdiğim pazar matinelerinden birine giderken yollarımız kesişti. Benim yaşlarımdaydı. Deniz mavisi rengi pantolonu, çiçek desenli sarı kolsuz bluzu parlak esmer teniyle masalsı güzellikle bezeliydi.

bakışıyla büyülenmiş, aşık olmuştum. Arkasına bakacak görmek istedim. heyecanla döndüm ister inanın ister inanmayın, başını çevirip omzunun üstünden bana bakarak yürüyordu. Geride kalmış olmamdan korkuyordu sanki.

Yanındaki adam, kaçamak bakışlarımızdan bihaber yürümeye devam ediyordu. Peşinden koşmak, tatlı yüzüne tekrar bakmak istedim. Derken, durup onu izlediğim noktanın az ilerisindeki binanın girişinde durdular. Kalbim endişeyle çarpıyordu sefer, çünkü içeri girerlerse arkasından gidemeyeceğimi biliyordum. Paniklemiştim. Ne yapayım ne edeyim onunla tekrar yüz yüze gelelim diye dertlenmeye başladım. Binaya girerlerken arkasını döndü. ani, vurucu karşılaşmanın kısalığı onun canını sıkmış gibi, mahmur gülümsedi.

Emindim. Aşık olmuştum. Bulunduğum yerden ayrılmak istemedim. Ne yapıp edip tekrar görmem gerekiyordu. Ama nasıl? Filmin başlamasına daha çok vardı. Durup bekleyeyim bari dedim. binada yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyordum. Dört katlı, daireleri balkonlu binaydı. Çok geçmeden belki, bi umut, balkonların birinde belirip hâlâ durduğum yerde miyim diye kontrol. Belki el sallar ya selam çakar, gizli, şifreli işaret verir, mesaj gönderir, anlayacağımı bilir. Öylece durup bekledim. Kat kat her balkonu kestim. Ara ara birkaç saniyeliğine gözlerimi kapattım. Açtığımda belki orada duruyor olacaktı. Bekle babam bekle. Kaldırımda volta atmaya başladım. Baktım beklemek sürecek, caddedeki mağaza vitrinlerini incelemeye başladım. Şık şık, pahalı mağazalardı. Burası Al Hamra’ydı tabii, on yıl öncesinin Nişantaşı gibi düşünebilirsiniz. Zengin sadece zenginlere.

Mağazalardan biri, değerli taşlardan renkli boncuklardan yapılmış takılar satıyordu. Bilezikler, kolyeler. Afrika’dan ithal ediliyor olmalıydı satılanlar çünkü mağaza duvarlarında Afrikalı kadın çizimleri asılıydı. Vitrindeki ürünler inanılmaz güzeldi. tanesi bakar bakmaz gözüme kestirmiştim. Değerli parça olduğu belliydi. Renkli taşlarla süslenmiş kolye. Tasarımı cafcaflıydı, bakanın dikkatini çekiyordu hemen. En diğim meyanda binanın giriş çıkışını balkonları kolaçan etmeye devam ediyordum. Ama genç kızdan, güzelliğinden iz yoktu. Bayağı vakit öldürmüştüm.

Film çoktan başlamış hatta belki bitmişti. Önemi yoktu. Kolyenin onun boynunda nasıl duracağının hayaline dalmıştım. Vereceğim ilk hediye olacaktı. Ona olan sevgimin temsili. Hediyemi aldığında ne kadar mutlu olacağını düşünerek heyecanlanıyordum. Sonuç olarak, gelmedi. Uzunca süzdüğüm binanın balkonlarından birinde belirmedi. Bense saatlerce ayakta durmaktan yorgun düşmüş oldum. Büyük hayal kırıklığıydı tabii benim. Öyle anlamlar yüklemiştim ki karşılaşmaya neden gelmediğine dair türlü türlü bahaneler uydurup kendi kendimi avuturken buldum. Birlikte yürüdüğü adam muhakkak şey sezmiş, ona balkondan bakmayı yasaklamış olacaktı ki çıkıp bakamamıştı.

Bana kalsa gece çökene kadar beklerdim ama evdekilere döneceğimi söylediğim saat yaklaşıyordu. Ne yapalım! Dönüş yolu görünmüş oldu böylece. Gençtim, küçüktüm. Annem sadece öğleden sonra matineye gitmeme müsade diyordu. Ne olursa olsun halimden memnundum. Bakışını yad ettim. Onu şekilde tekrar bulacağıma kadar emindim ki, sonraki üç pazarımı, matineleri es geçip bütün öğleden sonramı aynı kaldırımda oyalanarak, öyle böyle onunla karşılaşacağımı umarak harcadım. her seferinde, mağaza vitrinindeki güzel kolyeye bakış atıp, genç güzelle kurduğum hayallere kapıldım. Sonunda vazgeçtim, demek ki olacağı yokmuş dedim. Onca zaman kolyeye baka baka ezberlemiştim artık. Gözüm kapalı çizip boyayabilecek hale gelmiştim. Onu daha hiç görmedim. Ama bakışından, gözlerindeki ışığın bıraktığı his benle kaldı.

Onu gördüğüm günkü his sayesinde aşkın böyle şey olduğuna inanmaya başladım: İlk bakışta, karşılıklı. Aşk söz konusu olduğunda sabrı, umudu kaybetmemek gerektiğini görmüş oldum. sonuca bağlanmasa. güzel perinin attığı bakışın hatırasını zihnimde hep taşıdım. Hâlâ anımsadığımda ruhumu gıdıklıyor.