Artı Gerçek - Halkların Eşitlik Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere dair değerlendirmelerde bulunuyor.
Bakırhan'ın açıklamalarından satır başları şöyle:
"NATO toplantılarını parti olarak yakından takip ediyoruz. Çünkü NATO zirveleri, dünyanın hangi yöne savrulacağını herkesten önce haber veren açık sinyallerdir.
kürsüden defalarca dile getirdik. Bugün kurallara dayalı uluslararası düzen ağır çözülme yaşıyor. Dünyada neredeyse herkesin gücü oranında yetki kullandığı, gücü kadar söz söylediği dönemden geçiyoruz.
Kuralsızlık büyüdükçe diplomasi geri çekiliyor, savaş dili normalleşiyor. Öyle tabloyla karşı karşıyayız ki, savaş çığırtkanlığı yapanlara bile insanlar neredeyse normalmiş gibi bakmaya başladı.
İşte tam böyle kırılma anında NATO’nun ne işe yaradığını sormamız gerekiyor. zamanlar 'savunma ittifakı' olarak kurulan NATO, bugün artık savaş hegemonya aygıtına dönüşmüş durumda.
Genişleme politikaları yeni gerilim hatları yaratıyor. Üye ülkelere ağır askeri, mali sanayi yükümlülükleri dayatılıyor.
Bunun ne anlama geldiğini hepimiz biliyor yaşıyoruz. Halkların bütçesi, güvenlik gerekçesiyle silaha aktarılıyor.
Hepsinden önemlisi, bütün bunlar halkların gözünden uzakta, hiçbir denetime tabi olmadan kararlaştırılıyor. Şeffaflık yok, hesap verme.
Son beş yılda NATO, tehdit tanımını genişletti; Ukrayna savaşını yeniden yapılanmanın merkezine koydu, Avrupa sınırlarını aşarak küresel güvenlik blokuna dönüştü. dönüşümün faturasını halkların bütçesine yükledi.
'NATO'NUN ANKARA' TOPLANMASI TESADÜF DEĞİLDİR'İşte tam böyle konjonktürde 2026 NATO Zirvesi Ankara’ toplanıyor.
Ankara’ toplanıyor olması tesadüf değildir. Çünkü küresel siyasetin hayati düğümü Ortadoğu’dur. Burası, bütün büyük kararların test edildiği coğrafyadır.
Biz zirveyi, daha önce karar altına alınan NATO 2030 konseptinin devamı olarak okuyoruz. Yeni savaş güvenlik mimarisinin yeni halkası olarak görüyoruz.
Açık konuşalım: Halklara daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi, daha fazla barış vadeden toplantıdan söz etmiyoruz.
zirve, masaya daha fazla silah, daha fazla cephe, daha fazla gözyaşı getiriyor.
Ankara’ yeni cepheler çizenlerin zirvesi kurulurken, biz burada ezilenlerin, savaştan bıkmışların, barışı hak edenlerin sesi olarak aradayız.
Ankara’ya bakın; kent adeta açık cezaevine çevrildi. zirveye hazırlanılıyor, savaşa hazırlanılıyor belli değil.
Bazı liderlerin sabah koşusu için parkların kapatılacağı konuşuluyor. Ankara’ yaşayanlar, kendi kentlerinde neredeyse fazlalık gibi görülüyor.
Zirve başlamadan yüzlerce arkadaşımız gözaltına alındı, 175 kişi tutuklandı. tutuklamaların tamamı haksız, hukuksuz keyfidir.
'ALKIŞ TUTALIM?'Gözaltında arkadaşlarımıza sorulan soruları okudum. Böyle saçmalık olamaz, böyle absürtlük olamaz. Ne yapalım, dünyada yeni savaş kararları alınırken alkış tutalım? Yok böyle dünya.
Ortada henüz protesto yok ama gözaltı var, tutuklama.
İnsanları NATO’ya itiraz eder diye, savaş politikalarına karşı çıkar diye, emekten, doğadan, özgürlükten yana söz kurar diye tutuklayamazsınız. Gerçi burası Türkiye; bunu yapıyorsunuz!
Ankara’yı susturarak dünyaya demokrasi gösterisi yapamazsınız.
Basına dönük tablo aynı karanlığı gösteriyor. Üç bine yakın medya mensubu davet ediliyor ama Ankara’ yıllardır gazetecilik yapanların muhalif medyanın neredeyse tamamının katılımı engelleniyor.
NATO ZİRVESİ HARCAMALARIGelelim zirvenin asıl meselesine.
İki günlük etkinlik için şimdiye kadar yaklaşık 12 milyar TL harcandığı ifade ediliyor.
Mesela yolların yapımına 9,5 milyar lira harcanmış. Protokol yolundaki göz zevki için ise 69 milyon TL’lik dikey bahçeler yapılmış. Alçılar sıvalar boyanıp üzerine NATO barış afişleri yapıştırılmış.
Yolların yapılması, çiçeklerin ekilmesi için memlekete illa askeri zirve gerekiyor? Hakkâri’nin yolu ne olacak?
Geçen yıl NATO’nun Hollanda zirvesinde, üye ülkelerin askeri harcamalarını yüzde 5’e çıkarma kararı alındı. Bunun Türkiye’ye faturası yılda 40 milyar dolar. bütçenin yaklaşık yüzde 11,5’ine denk geliyor.
Yani 40 milyar dolarlık dayatma; eğitimden kısılan, sağlıktan kısılan, çocuğun kitabından, işçinin ücretinden, hastanın ilacından kısılan para demektir.
İktidarın derdinin ne olduğu işte rakamlarda gizlidir. Ekonomide “tereyağı tüfek ?” diye bilinen ikilem vardır. Yani halkın refahından yanasınız, yoksa silahlanmadan ?
iktidar cevabını çoktan verdi. Tereyağı halkın sofrasında. Bunlar toplumun karnını değil, güvenlikçi devletin silahını büyütüyor.
Bakın bugün Türkiye’ yoksulluk sınırı 114 bin 576 liraya dayanmış durumda. Allah’tan korkun! İnsanlar kirayı, faturayı, pazarı, okul masrafını düşünerek yaşıyor.
NATO Genel Sekreteri Rutte, “Ankara’daki zirvede on milyarlarca dolarlık savunma anlaşmaları duyurulacak” diyor. Biz buradan bazı gerçekleri tekrar duyuralım.
'GERÇEK GÜVENLİK SORUNU HALKIN AÇLIĞIDIR'Türkiye’ her 10 kişiden 6’sı borçlu. Hanelerin yüzde 51,8’i yoksullukla mücadele ediyor. Sosyal yardıma muhtaç insan sayısı 30 milyona yaklaştı. Türkiye’nin neredeyse üçte biri sosyal yardıma muhtaç hale geldi.
Ama gelin görün ki bütün veriler, iktidarın gözünde askeri zirve, askeri anlaşma kadar değer görmüyor.
Çok açık şekilde ifade etmek istiyorum: ülkede gerçek kriz mutfaktadır.
Gerçek güvenlik sorunu halkın açlığıdır.
NATO, dünyayı güvenliğe değil, savaşın gölgesine alıştıran eski korku mimarisidir.
Biz, Ankara’dan yükselen militarist vitrinin karşısına halkın sofrasını, barışın sesini demokratik yaşam hakkını koyuyoruz. Bunları savunmaya devam edeceğiz.
vesileyle, 4-5 Temmuz’ Amed’ Ekonomi Konferansımızın yapılacağını ifade etmek istiyorum.
'ÇERÇEVE YASA DÖNENLER ARASINDA AYRIM YAPMAMALI'Önümüzde Türkiye siyasi tarihinin en büyük fırsatlarından biri duruyor. Barış Demokratik Toplum süreci ikinci yılına girmek üzere. süreçte çok önemli adımlar atıldı. Silahlar yakıldı, Meclis komisyonu kuruldu, komisyonun İmralı ziyareti gerçekleşti.
Bunların hiçbirini küçümsemiyoruz. Peki tarihi fırsatı kalıcı barışa, onurlu yaşama demokratik geleceğe nasıl çevireceğiz? Bunun yolu çerçeve yasadır.
Dağdan dönmeyi bekleyenlerin haksız, hukuksuz şekilde cezaevinde olanların sürgünde yaşayanların evladını bekleyen annelerin gözü yasadadır.
Herkes şunu bilmek istiyor: Devlet sözünü hukuka bağlayacak ? Bunun önündeki engel nedir? İnsanlar güvenle dönebilecek ? ülke barışı gerçekten ciddiye alacak ?
Çerçeve yasa soruların cevabıdır. Dar tutulmamalı, belirsiz bırakılmamalı, açık net olmalıdır.
Güven yoksa dönüş olmaz. Dönüş yoksa barış kalıcılaşmaz.
Dönenler arasında ayrım gayrım yapılmamalıdır. Bazı yetkililerden duyuyoruz; “şunu kapsar, bunu kapsamaz” denmemelidir. Barışın kapısından içeri girmek isteyen herkese kapı açık olmalıdır."
Güncelleniyor.