Ağzımdaki baklayı direkt çıkararak başlayayım: Bütün devasa tanıtımlara, “Iñárritu Tom Cruise el ele verdi, sinema tarihini yeniden yazıyorlar” tantanasına rağmen Digger, senaryo bazında sınıfta kalan hayal kırıklığı. Vizyona girer girmez sıcağı sıcağına izledim ama salondan çıkarken elimizde kalan şey ne yazık ki koca çiğlik.
Film tam anlamıyla “biçim var, öz yok” hastalığının son kurbanı. Tamam, teknik tarafa laf etmek imkansız. VistaVision formatında çekilen devasa görsellik, Greenland’in sonsuz beyazlığındaki kamera kullanımı kadraj genişliği ilk 15-20 dakika gözü doyuruyor. Ama kamera ne kadar büyürse, altındaki senaryo anlatı kadar cüceleşiyor, sözüm size değil hobbitler.
Açgözlülük, iklim krizi kapitalist hezeyanlar üzerine devasa laflar etmeye çalışan film var karşımızda. Fakat büyük temaların altını doldurmak yerine, her şeyi kadar yüzeysel slogan vari işlemişler ki noktadan sonra lise tiyatrosu izliyormuş hissiyatı veriyor sözüm meclisten dışarı. Karakterlerin hiçbiri gerçek insan gibi hareket etmiyor; hepsi yönetmenin “bakın burada ne kadar yozlaşmış sistem var” mesajını bas bas bağıran birer karikatürden ibaret.
Tom Cruise’a gelirsek… Yıllardır alıştığımız “dünyayı kurtaran kusursuz adam” imajından sıyrılıp metodik karakter oyunculuğuna soyunması kağıt üzerinde heyecan vericiydi. Ama karakter kadar sığ yazılmış ki, Cruise’un çabası yerden sonra bağıran, abartılı yapay performansa dönüşüyor. Sandra Hüller, Jesse Plemons Riz Ahmed gibi muazzam kadro senaryo fukaralığının içinde kaybolup gitmiş.
Özetle Digger; görselliğiyle ambalajıyla ne kadar yüksekten uçuyorsa, metnindeki çiğlik pedagojik didaktiklikle kadar yere çakılıyor. Sırf tekniği için 2 yıldız çalışır, ötesi ne yazık ki boşa harcanmış potansiyel.