Evet, internethabercisi’te yepyeni maraton serisine başlıyorum başlıyoruz seferki serimiz: Roma ordusunun korkulu rüyası, frankofon dünyasının tacı Asteriks!
Maratonun ilk adımı için tabii ki en temelden, yani 1967 yapımı ilk animasyon filmi Astérix le Gaulois (Galyalı Asteriks) kronolojik şölen başlatıyoruz.
Öncelikle frankofon çizgi roman (BD) geeki olarak filme görsel taraftan yaklaşmam gerekiyor. Karşımızda Albert Uderzo’nun erken dönem çizimlerine sadık kalmaya çalışan animasyon. Her ne kadar bütçe teknik imkansızlıklar yüzünden animasyonlar yer yer statik kalsa eski Franco-Belge ekolünün (çizgi romandaki adıyla Ligne Claire veya Marcinelle tarzı) yuvarlak hatlı, temiz zamansız çizim tarzı beni inanılmaz yakaladı. Tenten’lerin, Red Kit’lerin, Şirinler’in nostaljik sıcaklığını bugünün dijital 3D animasyonları ne kadar uğraşırsa uğraşsın yakalayamıyor. Teknik olarak hantal olsa göze ruha hitap eden muazzam görsel konfor var ortada.
Ancak işin arkasında tam geek trajedisi yatıyor: René Goscinny Uderzo’nun filmin yapıldığından son ana kadar haberi bile olmamış! Dargaud stüdyosu, çizgi romanın popülaritesini arkasına alıp yazarlardan habersiz işi kotarmış. Hatta neredeyse arkasından Altın Orak uyarlaması gizlice çıkacakken ikili duruma el koymuş. “korsan” prodüksiyon hissi filmin geneline yansıyor.
Filmi izlerken frankofon okuru olarak en çok dikkatimi çeken şey, evrenin karakterlerin henüz hiç oturmamış olmasıydı. sanki biz adamları 10 yıldır tanıyormuşuz gibi paldır küldür konuya giriyor. Ne geçmişlerini biliyoruz ne köyün kökenini. Daha garibi, Oburiks filmde henüz bildiğimiz devasa, sevimli ana karakter ağırlığına sahip değil. Resmen Asteriks’in arkasında gezen sıradan köy sakini, hatta yancı gibi kalmış. Hikayenin tüm merkezinde sihirli iksiri yapan Büyüfiks (Panoramix) Asteriks.
Ama asıl bombayı sona sakladım: köyde niye hiç kadın yok?
Bizim bildiğimiz neşeli, kaos dolu Galyalı aile yapısı, kadınlar, Toptanik’in, Karabella’nın tatlı dırdırları filmde hak getire! Sanki Şirinler Köyü veya “erkekler kulübü”,”fight club” izliyoruz. Ne anne var, ne baba, ne aile. Çizgi romanın ilk sayısının ham, olgunlaşmamış günahı sinemaya aynen aktarılmış.
Komedi tarafına gelirsek; film boyunca kahkahalar attığımı söyleyemem. Dönemin (1960’lar sonu) mizah anlayışıyla yoğrulmuş Romalı askerler centurion Marcus Gaius Flavus tam birer karikatür. Ancak Büyüfiks Asteriks’in Romalılarla kafa bulmak için saç sakal büyüten iksiri verip onları maymuna çevirdikleri meşhur sekans izlerken insanın yüzünde çok tatlı, nostaljik tebessüm bırakıyor. “Güldürme” iddiasından ziyade, acayip cozy (sıcacık) hoş havası.
Son Büyü maratonun açılış halkası olarak Astérix le Gaulois, evrenin nasıl emeklediğini görmek açısından harika nostalji köprüsü. Karakterlerin geçmişsizliğine köydeki kadın nüfusunun yokluğuna rağmen, saf frankofon çizim tarzının hatrına filmi kesinlikle dim.
Sihirli iksirin ilk dozunu aldık. Şimdi sırada, Goscinny Uderzo’nun prodüksiyonuna bizzat el koyup sinema tarihine geçecek görsel şöleni hazırladığı, bütçenin vizyonun katlandığı 1968 yapımı “Asteriks Kleopatra” (Astérix et Cléopâtre). Bakalım Mısır çöllerinde bizi ne gibi geek detaylar bekliyor?