Ne zaman Jimi Hendrix çalsam ya dinlesem, ki yaklaşık olarak her gün oluyor, aynı şeyi düşünmeden edemiyorum; ben adama hayranım, kelimenin tam anlamıyla müzikal Hendrix denince herkesin aklına Woodstock, devrimci gitar hareketleri, soloları ya saykedelik altmışlar gelir ama işin derinine inip biyografilerini, Charles Cross’un Room Full of Mirrors kitabını veya kardeşi Leon Hendrix’in anılarını (Jimi Hendrix: A Brother’s Story) karıştırınca karşınıza bambaşka dünya çıkıyor. Adam bildiğin hardcore pulp bilimkurgu çizgi roman geekiymiş meğer!
tutkunun temelleri çok eskiye, çocukluk yıllarına dayanıyor. Leon Hendrix’in kitabında çeşitli müzik tarihçesi kaynaklarında detaylıca anlatıldığı üzere, iki kardeş sabahlara kadar Flash Gordon, Buck Rogers maceraları 1950’lerin Amazing Stories, Galaxy Science Fiction gibi pulp bilimkurgu dergilerini tüketirlermiş. Hatta Leon, Jimi’nin dönemde dış dünyadan tamamen kopup “Ben aslında başka gezegenden gönderildim, buraları inceleyip geri döneceğim” kafasında takıldığını defalarca dile getiriyormuş. çocukluk hayal gücü, ileride onun tüm kozmik evreninin şarkı yazarlığı felsefesinin temelini oluşturuyor.
Pop kültür tarihinden bilinen en efsane detaylardan biri 1968 yılında Cleveland’ yaşanıyor. dönem turnede olan Jimi Hendrix basçısı Noel Redding, aynı otelde Star Trek‘in efsanevi. Spock’ı Leonard Nimoy’un kaldığını öğreniyorlar. Nimoy sıralar kendi müzik albümünü tanıtmak için orada bulunuyor Jimi adamla tanışmak için yanıp tutuşuyor. Sonunda araya gelip sabaha karşı saatlere kadar uzay, bilimkurgu müzik üzerine koyu sohbete dalıyorlar. Hatta yıllar sonra Jimi’nin ölümünden sonra kişisel eşyaları plak koleksiyonu incelendiğinde, içinde Leonard Nimoy’un imzaladığı albümün çıktığı biliniyor. olay, Jimi’nin sci-fi evrenine ne kadar içten bağlı olduğunun en somut kanıtlarından.
Şarkı sözlerine geldiğimizde iş tamamen edebiyata bilimkurguya bağlanıyor. Mesela Purple Haze parçasının arka planını merak edip araştıranlar bilir; Jimi, Philip José Farmer’ın 1966 yılında yazdığı Night of Light romanını okuyup adeta tırlatmış durumda. Romanda Dante’nin Yolu adında gezegene “Purple Haze” adı verilen mor kozmik ışınım vuruyor insan psikolojisi, gerçeklik algısı altüst oluyor. Jimi ilk taslaklarda romandan doğrudan ilham alarak oldukça distopik gezegenler arası sözler yazmış, sonradan yapımcısı Chas Chandler bunu biraz daha radyo formatına sokmaya çalışsa kökteki edebî sci-fi mirası baki kalmıştır.
Ses tasarımı meselesi ise tam anlamıyla mühendislik bilimkurgu laboratuvarı hikayesi. Dönemde synthesizer teknolojisi henüz bebek adımlarındayken, Jimi İngiliz Deniz Kuvvetleri’nde radar akustik üzerine çalışmış olan efsanevi ses mühendisi Roger Mayer güçlerini birleştiriyor. Mayer’ın tasarladığı Fuzz Face, Octavia Wah-wah modifikasyonlarıyla stüdyoda adeta uzay sesleri üretiyorlar bakın yıllar daha altmışlar neredeyse Pink Floyd yok galiba Beatles devrimini yapmış olabilir ama Star Wars’un olmadığı dönemler. Neyse konumuza dönelim, Electric Ladyland kayıtlarında kulaklıktan dinlediğiniz sağa sola kayan stereo panning efektleri, ters çevrilmiş bant kayıtları (reverse tape), Jimi’nin gitarı enstrümandan ziyade uzay gemisi simülasyonuna dönüştürme çabasının ürünü. teknik detayları Roger Mayer’ın yıllar sonra verdiği röportajlarda dönemin kayıt arşivlerinde açıkça görebilirsiniz.
vizyonun en zirve yaptığı yerler malumunuz, albümlerdeki konsept parçalar. 1983… (A Merman I Should Turn to Be) parçasında nükleer kıyamet sonrasında okyanusun dibine kaçıp biyolojik olarak deniz canlısına dönüşgon iki insanın hikayesini anlatan 13 dakikalık devasa space opera dinliyoruz, arada dan gelenler hoşgeldiniz storyimdeki fonda parça çalıyor. Evet evet dağılmayalım bak iki oluyor. Ya Third Stone from the Sun‘ arkadaki yavaşlatılmış kayıtta Dünya’yı inceleyen uzaylı kaptanın “İnsanlar ilkel ama kuşları sevdim, onlar kalsın” monologuna tanık oluyoruz. Stüdyoda grubuna solo tarif ederken “Şuraya yerçekimsizlik hissi verelim” ya “Uzayın ortasında patlayan supernova gibi tınla” demesi, onun müziği tamamen uzay boyutuyla ele aldığının en büyük ispatı.
Üstelik Jimi’nin bilimkurgu fantastik kurgu açlığı öyle sadece -iki popüler klasikle sınırlı değildi; adamın turne bavulunda odasında resmen kendi seçkisi olan devasa sci-fi kütüphanesi vardı. Charles Cross’un biyografisi Room Full of Mirrors yapımcısı Chas Chandler’ın tanıklıklarında anlatıldığı üzere, Londra’ya ilk gittiği dönemde elinden düşürmediği kafasını meşgul eden ana metin George. Stewart’ın post-apokaliptik klasiği Earth Abides olmuştu.
Salgın sonrası çöken medeniyeti doğanın dünyayı geri alışını anlatan sert distopya, onun şarkılarındaki kıyamet sonrası yalnızlık atmosferini en çok besleyen kitaplardan biriydi.Bunun yanı sıra bilimkurgu edebiyatının en niş kulvarlarına kadar dalıyordu; Arthur. Clarke’ın kozmik evrim klasiği Childhood’s End, Robert. Heinlein’ın teolojik/sci-fi anlatısı Stranger in a Strange Land, Isaac Asimov’un robot hikayeleri, Ward Moore’un distopik kıyamet metinleri Lot Lot’s Daughter Brian Aldiss’in hazırladığı efsanevi The Penguin Science Fiction antolojileri her an elinin altındaydı.
Hatta George Hunt Williamson’ın antik astronotlar UFO folklorunu anlatan ezoterik bilimkurgu kitabı Secret Places of the Lion gibi gayet marjinal metinleri bile okuyup inceliyordu.S. Lewis’in uzay üçlemesi (Out of the Silent Planet) R.R. Tolkien’in The Lord of the Rings evreni onun fantastik-bilimkurgusal zihinsel dünyasını tamamlayan parçalardı.
Sinema televizyon tarafında ise tam anlamıyla 50’ler 60’lar geek’iydi. Stanley Kubrick’in 2001: A Space Odyssey filmini sinemada defalarca izlemiş, meşhur Star Gate psikedelik ışık dizilimini stüdyodaki frekans denemelerine doğrudan ilham kaynağı yapmıştı. Klasiklerden Forbidden Planet, The Day the Earth Stood Still, Invasion of the Body Snatchers The War of the Worlds gibi filmleri ezbere biliyordu.
Televizyonda ise Star Trek dışında, efsanevi antoloji serisi The Twilight Zone The Outer Limits bölümlerini kaçırmadan takip eder, oradaki distopik twists kozmik çelişkileri arkadaşlarıyla sabahlara kadar tartışırdı. Zaten müziğindeki sınır tanımayan uzay yolculuğu hissi, tükettiği devasa sci-fi literatürünün sinema evreninin zihninde yarattığı kozmik ekosistemin doğrudan yansımasıydı.
Tüm kaynakları, biyografik belgeleri stüdyo kayıtlarını alt alta koyduğunuzda karşınıza çıkan tablo gayet net: Jimi Hendrix sadece riff yazan gitarist değil, bilimkurguyu, pulp dergileri kozmik fütürizmi rock müziğin DNA’sına kazımış gerçek vizyoner.